Her ne kadar "gülmece" olarak tanımlansa da,

Hayatın güldüren yönlerini ortaya koymanın,

Şaka yapma ya da güldürme maksadının ötesinde,

Fikir ve düşüncelerin de ifade edildiği bir sanattır aslında mizah.

Mizahı zor kılan,

Kıymetli yapan ise hayal gücünün,

Hislerin yanı sıra aynı zamanda da büyük ölçüde ince bir zekanın çıktısı olmasıdır.

İçerisinde bolca zeka kırıntılarının olmadığı,

Akıl kıvılcımları ile başka akıllarda şimşekler çaktırmadığı,

Yarattığı fark ile hafızalarda kalmadığı sürece mizah,

Anlık olarak yaşanan gülme,

Güldürme eyleminden,

Yandığı gibi sönen bir saman alevi etkisinden ileri gidemez haliyle.

...

Gülçiçek Bal Erdoğan,

Instagramda karşıma çıkan,

Abartısız halleri,

Sadecik yaşamı,

Ölçülülüğü,

Akıl süzgecinden geçerek önümüze getirdiği belli olan esprileri,

Çok da yerinde yapılmış tespitleri ve senin benim gibiliği ile dikkatimi çeken bir mizah sever aslında.

Ama ben,

Ne onun yaptığı işten,

Ne mizahından,

Ne nasıl oldu da başladığından,

Ne de karakterlerini ve içeriği nasıl oluşturduğundan bahsetmek istiyorum size.

...

Evet,

Bugün anneler günü.

Anne olan herkes de çok iyi bilir;

Anne olmanın ne demek olduğunu,

Bir annenin,

Çocuğu için ne ifade ettiğini.

Fiziksel bir varoluş,

Annelik edası ile deli gibi bir çırpınış,

Temel ihtiyaçların karşılanması uğruna saçı süpürge etme halleri değil ama tabi bahsettiğim.

Dünyaya yeni gelmiş bir varlık için,

Hayatının her aşamasında,

Onun hayatı algılama biçimini oluşturacak kişi olduğunun çok da bilincinde olarak bir annelik duruşu bahsettiğim.

...

"Doğduğun gün,

İlle de hediye alman gereken gün değildir,

Olmamalıdır da aslında" sözleri ile başladı Gülçiçek Hanım,

İşte o bahsettiğim annelik duruşuna örnek teşkil edecek yaklaşımını anlatmaya.

Sonra devam etti;

"Aksine,

*İYİ Kİ DOĞDUĞUNU*,

Kendinin de içine sine sine onaylaman gereken gündür doğum günün.

Ve gerçekten de içine sine sine onaylayabilmen için,

İçine sine sine yaşayabilmen gerekir hem o günü,

Hem de var olduğun her günü.

Biz,

Bu anlayışla çıktığımız yolda,

Bu algıyı yaratabilmek için çocuklarımızda,

Doğdukları günü ve varoluşlarını daha da anlamladırmaya çalıştık her doğum günlerinde.

Şili' nin bir doğum gününde, Bir huzurevini ziyaret ederek,

Hayattan onca yıl almış,

Hayatın içerisinde çok kıymetli tecrübeler kazanmış,

Aldığı her yaşa türlü türlü anılar sığdırmış büyüklerimizle buluştuk.

Manevi önemi çok çok büyük olan o ziyaretin sonunda,

İçimizi başka türlü saran,

Ruhumuzda oluşturduğu emsalsiz huzurla hediyelendik hepimiz mesela.

Doğa' nın doğum gününde ise bir hayvan barınağını ziyaret ettik.

Ziyaret dediğin eli boş olmaz tabi (gülümsemek...).

Hangi barınağa gidilecekse ihtiyaçlarını önceden öğrenmek en doğrusu olur.

Mama,

İlaç,

Soğuk günler için battaniye,

Kullanılmayan halı,

Örtüler vs. vs. bir barınak için her zaman ihtiyaç duyulabilecek şeyler.

Sonra yine Şili' nin bir başka doğum gününde çocuk esirgeme kurumuna gittik.

Kapıya kadar geldiğimizde,

İçeriye çocukların alınmadığını,

Yalnızca yetişkinlerin ziyaretçi olarak kabul edildiğini öğrendik.

Şili ve Doğa' ya,

"Biz şimdi içeriye arkadaşlarınızın yanına gidiyoruz ve hediyelerinizi onlara ileteceğiz" diyerek,

Onları kapıda bırakıp içeri girdik.

Oradaki kız çocuklarına toka ve bileklik,

Erkek çocuklarına da kalem ve bileklik hediye ederek onların o gözlerine yansıyan tarifsiz mutlulukları ile tarifsizce hediyelendik.

Ve dışarıda onları heyecanla beklediklerini çok iyi bildiğimiz arkadaşları Şili ve Doğa için bol bol fotoğraf çektik.

Tabi burada hepimizin farkında olması gereken bir ayrıntı var.

Çocuk esirgeme kurumlarını ziyaret konusu oldukça hassas bir konu.

Oradakilerin çocuk ve algılarının, beklentilerinin de çocukça olduğunu unutmamak gerek.

Kişinin, vicdanını rahatlatmaya yönelik yapacağı,

Tek seferlik bir ziyaret olmamalı bu ziyaretler.

Oradaki çocukları belirli aralıklarla gidip görebilmeli,

Değerli olduklarını, onlara vakit ayırarak hissettirebilmeli.

O yavruların,

Tek seferlik,

O beklenmedik,

O sürprizli ziyaretler yerine daha tutarlı ve sürdürülebilir ilişkilere ihtiyaçları var.

Bir kerelik ziyaretler ile onlara tekrar tekrar terkedilmişlik hissini yaşatmak yerine,

Düzenli ziyaretler sonucunda onlarla tatlı bağlar kurabilmek çok daha güzel ve daha kıymetli olur.

Doğa' nın bir diğer doğum gününde,

Kızlarımızı,

Arkadaşları ile birlikte tiyatroya götürdük.

Çıkışta da hep birlikte mumlarımızı üfledik,

Pastamızı kestik.

Yani doğum günleri,

Doğum günü sahibi odaklı olup yalnızca doğum günü sahibine hediyelerin yağdığı,

Yağdırıldığı bir gün olmamalı bizce.

Son doğum günümüz karantinaya denk geldi.

Bir şey yapamadık ama karantinaya denk gelmeseydi şayet,

Çocukların arkadaşlarını da çağıracak,

Mama alıp

bize yakın olan bir ormana gidecek,

Hayvanları besleyecek,

Sonra da aynı mekanda pasta kesecektik."

...

Evet,

Gülçiçek Hanımın anlattığı doğum günü hikayeleri,

O çılgın doğum günü kutlamalarından,

Cicili bicili doğum günü partilerinden değil.

Evet şaşalı mekanlarda da yapılmamış hiçbiri.

Süsler yok,

Balonlar,

Müzikler,

Danslar,

Konseptli tabaklar,

Konseptli bardaklar,

Konseptli arka fonlar da yok.

Çeşit çeşitlilikten yenilemeyen kurabiyeler,

Lezzet yarışına sokulmuş börekler,

O güne kadar hiç adı duyulmamış salatalar,

Doğum günü çocuğunu ve

gelen misafirleri bekleyen sürprizler vs. vs.,

Hiçbiri yok onların doğum günü hikayelerinin içerisinde.

Ama her birinde,

Çocuklara ömürlük hediye niteliğinde katkılar,

Hayatlarına çok şey katacak kazanımlar var.

...

Gülçiçek Hanım,

İlk kızı Şili ile evliliklerinin beşinci yılında buluşmuş.

Bir kaç defa başarısızlıkla sonuçlanmış olan aşılama tedavisinden sonra,

Tam da tüp bebek tedavisine başladıkları,

Hatta yumurta toplama aşamasını geçip artık emriyo yerleştirilmesi safhasına kadar geldikleri evrede almışlar,

Şili' nin Gülçiçek Hanımın bedenindeki varlığının haberini.

Yani zor yollardan geçip de gelmiş Gülçiçek Hanımın anneliği.

Ve ardından,

Çok kısa bir zaman sonra da ikinci kızları,

Doğa' ları katılmış hayatlarına.

Annelik çok zor,

Çok özel,

Çok başka bir şey.

Ve her evlat,

Her yavru çok özel,

Çok kıymetli elbet.

Hele de böyle çok beklenmiş,

Zorluklarla kavuşulmuş,

Zor yollardan geçilip de evlat kokusu ile buluşulmuşsa,

İşte o vakit,

O annelik de,

O yavru da,

Yanına başka başka duygular ve anlamlar katarak geliyor bir parça daha.

Gülçiçek Hanım,

Bir çoklarına göre daha zorlu süreçlerden geçerek buluştuğu yavrularını,

Doğum günlerinde hediyelere boğup onlara yalnızca,

"Hayatın odak noktası sizsiniz,

Siz çok kıymetlisiniz" mesajını vermek yerine,

Göstermiş olduğu farklı yaklaşımla,

"Siz ve sizin hayatınız elbette çok kıymetli ama sizden başka hayatlar da var yaşamın içerisinde.

Unutmamanız gerekense;

Tüm o hayatların ve canların da kıymetli olduğu,

Ayrıca da diğer yaşamlarla bir bütün olarak değerli olduğumuz" mesajı ile pembe bir hayat zarfı içerisinde,

Paha biçilmez bir hediye veriyor bana göre kızlarına.

...

O zaman,

İyi ki doğmuş Şili ve Doğa.

İyi ki anne olmuş Gülçiçek Hanım.

Sürekli "Anne bi gel" diyerek,

İyi ki de açtırmışlar yavrular annelerine "annebigel" Instagram hesabını.

Ve iyi ki bizler de,

Bu farklı bakış açısı,

Bu çok anlamlı yaklaşım ile tanışabildik bugün burada.

O halde Gülçiçek Hanım,

"O zaman Başlasın Yeni Akım!.." yazımızdaki akımlara,

Yeni bir akım daha kazandırmış olsun;

"Doğuşunu Ve Varoluşunu İçine Sine Sine Onaylama Akımı".

...

'Yarattığı her algı, yaşattığı her anla, kendi ve bir başkasının varlığını daha da anlamlı kılanlardan olabilmek dileğiyle...

Anneler günümüz kutlu olsun.'