Kırk yaşındayım ben.

Geçmişte,

Bizim zamanımızda da vardı "dayak" maalesef.

Adı bile öyle çirkin ki.

Bireysel olarak dayak yemediysek de,

Hemen hemen hepimiz, sıra dayağından nasibimizi almışızdır okul hayatımız boyunca birkaç kez.

Evet,

Bizler,

"Eti senin, kemiği benim" mantığıyla öğretmenlere teslim edilen çocuklardık ama

bazı öğretmenler de bunu nasıl algılıyorlarsa artık,

Dövmeyi kendilerinde hak görüyorlardı ne yazık ki.

Kime,

Neresine,

Nasıl uygulandığının hiçbir önemi olmaksızın,

Her arkadaşımızın yüzüne inen,

Geldiği yerde beş parmağın izini çıkaran tokadın acısını yüzümüzde hissederdik biz.

Defalarca tahtaya vurulmaktan alnı morarmış arkadaşımızın morlukları sarardı her yanımızı.

Kime tekme atılsa,

Atılan her tekmeyle savrulurduk sanki bizlerde.

Kimin kulağı çekilse,

Tüm sınıfın kulakları kıpkırmızı olurdu.

Hepimiz aynı hislerde buluşurduk yani o sınıfta,

O anlarda.

....

Aksaray' da,

Bir ortaokulda görev yapan Ali Rıza Y. !..

Sözde, çocuklarımıza matematik öğretmek için atanmış ama insan olabilmeyi öğrenememiş ki kendisi daha.

Ellerim titredi,

Gözlerimden oluk oluk yaşlar döküldü,

İçim eridi gitti görüntüleri izlerken.

Her bir darbeyi,

Yine her bir yanımda hissettim kesinlikle.

Sanki tüm kelimelerim yitti,

Cümlelerim öldü resmen yazmaya çalışırken.

....

Görüntülerde,

Bir öğretmen göremedim ben.

Gözü dönmüş,

Kendini kaybetmiş bir adam gördüm sadece.

Neyin öfkesidir içindeki ki;

Karşındakinin,

Küçücük,

Kendisini savunması mümkün olmayan bir çocuk olduğunu unutup,

Savurdun da savurdun o yumruklarını!

Kime,

Neye beslediğin kininin adresi oldu bu yavrucuk!

Hangi kompleksinin,

Neredeki güçsüzlüğünün,

Ne tip bir yetersizliğinin bedelini bu evlatçığımız ödedi acaba!

....

Şu kesin bir gerçek ki;

Hepimizin geçmişten gelen yaraları var,

Hepimizin bugünlerde binbir türlü sorunu,

Sıkıntıları var muhakkak ama hiçbir sebep,

Savunmasız bir çocuğa kalkabilen eli haklı çıkaramaz,

Affettiremez.

Ayrıca,

Kapıyı açıp,

Olayı görüp,

Kapıyı tekrar kapatan öğretmene ne demeli!!!

Olayı ilk gördüğünde,

Kafasını kuma gömmeyip de, Müdehale etseydi keşke hemen.

Allah' tan,

İnsanlığından henüz çıkmamış bir başka öğretmenimiz varmış da ortamda,

Koşup yetişti yavrucuğa.

O mert yüreğinin gücüyle devleşip,

Dağ gibi durdu resmen erkek öğretmenin karşısında.

Ve gördük ki aslında;

Güç, bilekte değil yürekte olduğu sürece anlamlı ve kıymeti büyük.

Çok şükür ki,

Üç kişiden biri bile olsa,

Hâlâ merhametli,

Yanlışa "DUR" diyebilecek kadar yürekli,

Büründüğü etin, kemiğin,

İçindeki ruhun gerektirdiği insanlığı üzerinde taşıyabilenler var daha.

....

Konuyu bir başka boyutuyla da ele alacak olursak,

Ali Rıza Y.'nin ifadesinde yer alan,

"Amacım, mağdurun sürekli yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmesini engellemekti" cümlesi de,

Bizim öğretmen yetiştirme konusundaki yanlışlarımızın,

Öğretmen atamalarındaki kriterlerimizin saçmalığının,

Çok şeyin değişmesi gerektiğinin göstergelerinden biri sadece.

Ve dünden bugüne,

Eğitimde yapılan tüm yanlışların faturasını ödeyen hep çocuklar,

Çocuklarımız oluyor işte.

Ve bu memlekette,

Sistemdeki yanlışlardan ötürü,

Milyonlarca kayıp çocuk var her dönemde.

....

'Yıllardır kaybettiğimiz tüm değerlerimizi, yerine koyabilmek dileğiyle...'