Birkaç ay önce, gönüllülük projesi kapsamında sekiz haftamı Atina’da geçirdim. Bu haftaların bir kısmında inanılmaz sıkıldığım zamanlar da oldu. Bir hafta sonu soğuk ve dışarısı ne kadar aydınlık olursa olsun asla ışık almayan evimde sıkılıyordum. Ama ne sıkılmak… Tek istediğim birkaç kişiyle konuşmaktı. Hiç huyum olmamasına rağmen benim gibi gönüllülerden oluşan mesaj grubuna dışarı çıkmak isteyen varsa çıkabileceğimizi yazdım. Atina’ya birkaç gün önce gelmiş olan Pakistanlı Sheikh hemen müsait olduğunu yazdı ve yanıma ev arkadaşım Sam’i de alıp onunla buluşmak üzere dışarı çıktım.

Birileriyle konuşmanın sıkılmamı geçireceğini düşünmüştüm ancak o boğucu Pazar günü, gittiğimiz hiçbir müzeyi/kütüphaneyi açık bulamamamız sonucunda daha moral bozucu bir hal aldı. 4 gündür ilk defa dışarı çıkan Sheikh ise sürekli fotoğraf çekti ve bunun aslında kendisi için çok farklı bir etkinlik olduğunu açıkladı. Ama çok da eğlenir gibi bir hali yoktu.

O gün ne koyu sohbetlere daldık, ne de yeni şeyler keşfederek anılarımızı zenginleştirdik. Ancak eve gidip de Sheikh’in paylaştığı fotoğraflara baktığımda ise aynı günü yaşamadığımızı düşünmeye başladım. Fotoğraflarda üçümüz de en güzel günü yaşıyormuş gibi gülümsüyorduk ve alttaki hashtaglerdeanı yaratmak, hayatı yaşamak, mutluluk, yeni dostlar gibi ifadeler vardı. Paylaşımları görünce içimden bir HİÇ DE BİLE itirazı yükseldi. Ben onun dostu değildim çünkü sadece birkaç saat etrafta dolaşmıştık. Yarattığımız tek anı art arda çekilen fotoğraflardı. Ve her fotoğrafı da paylaşmak için özenle çalışmıştı, biz de oradaydık.

Birkaç gün sonra başka bir grupla planetaryuma gittiğimizde Angela, gösterinin hiç de beklediği gibi olmadığını, Çin’de daha büyüklerine gittiğini ve buradakinde sadece sıkıldığını söylemişti (Bense ilk defa böyle bir gösteri izlediğim için çok etkilenmiştim, o gün de çok eğlenceli geçmişti). Ancak paylaştığı fotoğrafa “en güzel planetaryum!” açıklamasını eklemekten de geri durmamıştı.

Son olarak geçen hafta mezuniyet balosuna katıldığımda durumun yine pek de farklı olmadığını gördüm. Birçok kişi balonun beklenildiği gibi olmadığını açıkça ifade etmişti (ki bu görüşe katılmıyorum). Hatta çok sinirlenip tepki gösterenler de oldu. Birçoğunun da en büyük aktivitesi fotoğraf çekilmek oldu. Memnun olmayanlar bile –muhtemelen en azından güzel fotoğraflarımız olsun diye- sanki en güzel gecelerini yaşamışlar gibi paylaşım yapmayı ihmal etmedi. Yine mükemmel kıyafetler, saçlar, gülümsemeler… O gece hayatımın en eğlenceli gecesi değildi. Olmak zorunda da değil, bu can sıkıcı bir durum da sayılmaz.

Mezuniyetin eğlencesi başladığında da fotoğrafları yoğun bir canlı yayın telaşı takip etti. Bir noktada telefonlar etrafımı çember şeklinde sarmıştı ve oynayanlar da birbirlerine bakmak yerine sadece kameraya şarkı söylüyordu. Ürkütücü bir manzara olduğuna değinmeden geçemeyeceğim: Sağ elde kayıttaki telefonlar, sol el havada, sadece telefona bakan şık giyimli bir yığın insan…

Bunlara neden değindim peki? Bu olaylar aslında hepimizin hayatında benzer şekillerde yerini almış durumda. Bir arkadaş buluşması, misafirlik, toplantı, düğün veya mezuniyet fark etmeden sürekli ne kadar eğlendiğimizi belgeleme ihtiyacı içince kıvranıp duruyoruz. Özellikle insanların eğlenmesi için tasarlanmış etkinliklerde bu kıvranış sancıya dönüşüyor. Öyle ki, içinde bulunduğumuz zamanı bırakıp sadece belgeleme işine giriyoruz. Aslında ortada yaşanmış pek bir şey yokken insanları zamanımızı dolu dolu yaşadığımıza ikna etmeye çalışıyoruz.

Fotoğraf çekmek/çekilmek gerçekten hoş ve zevkli bir aktivite. Dijital ortamda veya albümlerimizde saklayabileceğimiz anıların çok değerli olduğuna inanıyorum. Yani fotoğraf çekilme durumu kendi başına bir sorun olamaz. Sorun, bu fotoğraflara sahip olmak için yoğun bir çaba harcadığımızda ortaya çıkıyor. Aslında güzel bir anı oluşturmadan sadece fotoğrafa odaklanmış oluyoruz.

Eğer, arka planda insanlar sadece sıkılıyorsa veya durumdan hoşnut değillerse fotoğraf çekilmenin hiçbir anlamı olmadığına inanıyorum. Elimize geçen tek şey yoğun bir eğlenme baskısı. Telefonları başında diğer insanların hayatlarını izleyenler kendi hayatlarının monotonluğu hakkında hayıflanıyor, fotoğraflara gelen beğeniler de sahiplerine sahte bir zevk yaşatmaktan öteye gidemiyor.

Şu anlamsız telaşeleri bir kenara bırakıp karşımızdakiyle birkaç kelime daha konuşmayı denesek mi biraz?