Tolstoy’un klasiklerindendir İnsan Ne İle Yaşar.

Ve kitabın ilk hikayesinde anlatır Tolstoy.

İnsan ne ile yaşar?

Sevgi ile yaşar insan. Sevgiyle.

İnsan sevgisiyle, hayvan sevgisiyle, doğa sevgisiyle yaşar.

Hayvanları sever insan. Canı gibi görür, korur, kollar. Başlarına kötü birşey gelmesin diye, örneğin hastalanmasınlar diye içi titrer. Bu yüzdendir evcilleştirdiklerimizin tüm aşılamalarını yaptırmamız, sokaktakiler için bir kap mama bulma telaşımız. Yağmurda karda kalmasınlar, üşümesinler, karınları aç kalmasın diye çırpınmalarımız. Küçücük bedenleri zulme uğramasın diye feryatlarımız. Her soğuklar geldiğinde “ARABANIZIN KAPUTUNA VURMADAN ÇALIŞTIRMAYIN” uyarılarımız ve her yaz mevsiminde “KAPINIZIN ÖNÜNE BİR KAP SU KOYUN” taleplerini ısrarla yayınlamalarımız. Biri unutursa biri hatırlatsın, farkındalık olsun diye.

Doğayı sever insan. İlkbaharda ağaçların çiçek açması neşeyi, sonbaharda yaprakların sararıp dökülmesi hüznü çağrıştırır. Sıcakta ağaçlar gölgeliklerdir, serinletir bizi. Kışınsa manzaradır, bembeyaz karla kaplandıklarında. Karşılıksızdır tüm bu sevgiler. Kimse bir ağaçtan sevilmeyi beklemez. Manzaraya karşı oturmuş ruhunu dinlendirirken, gün batımını izlerken, gün batımından o da beni sevsin talebinde bulunmaz. Sevdirir, mutlu eder, hüzünlendirir doğa ama karşılık vermez...

İnsanı sever insan. Sevgilerin en yücesi aile sevgisi, dost sevgisidir. Aşık olur, sever insan. Kardeşini seçer. Sever. Bir insanın bir diğer insanı sevme biçimidir “o iyi olsun da.” Çünkü gerçekten sevdiğin insanın iyi olmasını istersin. Dostum dediğin insanın iyi olmasını dilersin.

Dostlarımızla güleriz, dostlarımızla ağlarız. Hesapsız ve çıkarsız olanıdır, saf olanıdır. Ve ne olursa olsun yanında olanı.

Yanında demişken, kilometreler sadece teferruattır. Hayatta olmaları yeterlidir. Cenneten izleyen, iz bırakanlar da vardır elbet. Onlar hep genç kalanlardır.

İnsan insana tutunamıyor demişti Oğuz Atay ama bence insan dostuna tutunabilir.

İstedikten sonra...