Doğa için çaldık, doğa için söyledik.

Doğa için yazalım birazda.

Yaşadığımız, nefes aldığımız, yeşilliğinde ve mavisinde durup dinlendiğimiz doğa ara ara bize bazı şeyler anlatmaya çalışıyor.

Biz durup pek dinlemiyoruz neler söylediğini.

İçinde barındırdığı, kuşları, börtü böcekleri bile görmüyoruz.

Müthiş bir denge var doğada.

Bu cümleyi çok yerde okumuşsunuzdur, eminim.

Küçük kelebeklerin renklerindeki düzeni görünce aklınız şaşmıyor mu?

Kuşların gökyüzündeki dansını izlerken o özgürlük ritüeli başınızı döndürmüyor mu?

Ağaçların kökleri, toprağa olan bağı, her sonbahar dallarından dökülen sarı yaprakları, dökülürkenki o ahengi şiir gibi gelmiyor mu sizlere?

Bir felaketten çıkmış ormanın, kendini toparlama mücadelesi karşısında hayrete düşmüyor musunuz gerçekten? O minik, bodur, bebek ağaçların hayaya tutunma çabası ruhunuzu etkilemiyor mu?

Cevabınız hayır mı?

Durun bir bakın doğaya.

Tüm bu olguları görmek için bakmanız gerekiyor çünkü.

Bakın, uzun süre bakmaya devam edin.

Yeterince baktığınızı görmeye başladığınız zaman anlarsınız.

Ve o zaman doğaya nasıl ihanet ettiğimizle yüzleşirsiniz.

Haftaya eğlence adı altında hunharca patlattığımız havai fişeklerden ve bu havai fişeklerin neye nasıl zarar verdiğinden bahsedelim biraz.

Bu arada, havalar soğuk, herkes hasta.

Kendinize dikkat edin, sıkı giyinin.

Haftaya buluşalım bu köşede...