Ülkece manen çok zor günlerden geçiyoruz.

Manavgat’da, Marmaris’te, Bodrum’da evi yanan köylüyle evimiz yanıyor, ormanda patisi, kuyruğu yanan kediyle, köpekle, kaplumbağa ile kuşla yanıyoruz. Damacana ile pet şişelerle yangına çaresizce müdahale etmeye çalışan vatanseverler ile çaresizliği içimizde, en derin, en ücra köşelerimizde hissediyoruz.

Onlar ağlıyor, ağlıyoruz. Onlar bir can kurtarıyor, içimizde buruk mutluluk.

Sonra bir anlığına değişiyor gündem.

Azra’yı arıyoruz.

Azra Gülendam Haytaoğlu.

21 Yaşında, gazetecilik öğrencisi, hayatın daha çok başında bir genç kız.

Onun hayalleri ile birlikte biz de karanlığa boğuluyoruz. Onun vahşice paramparça edilen masum bedeniyle biz de paramparça oluyoruz.

Günlerdir ne uyku uyuyabildik ne de yüzümüz gerçekten gülümseyebildi.

Vatandaş çaresiz, elleriyle söndürmeye çalışıyor yangını. Tabii ki sönmüyor ama ne yapabilirsek yapalım diyor insanlar.

İbrahim Çelikol’a bakıyorum adam elinde hortumla su tutuyor alevlerin üstüne.

Meriç Keskin’e bakıyorum ne yapabilirse, elinden ne geliyorsa yapıyor kadın, bir saniye durmadan.

PawGuards, Haytap, gönüllü veteriner hekimler, bu dünyanın en masum canlarının yarasını sarmaya, onları iyileştirmeye bir saniye durmadan çalışıyor.

Sonra bakıyorum; SMA hastası minicik bedenlerin toplanan yardım kutusu çalınıyor.

70 yaşında amcanın, tekerlekli sandalye almak için torunuyla topladığı mavi kapaklar çalınıyor.

Minicik bir kediye tecavüz ediyor, sapık ruhlular.

Çaylar kafamıza atılıyor. Bakanlar “ne yapayım yani” diyor. Belediye başkanı “keşke benimde evim yansaydı diyecekler” diyor.

Milletçe bütün bu olanlardan akıl sağlığımızı kaybettik. Darmadağın olduk ve toparlanamıyoruz.

Çok üzgünüm. İçimde durduramadığım, durmak bilmeyen bir acı var.

Lütfen artık bitsin. Lütfen artık bu son olsun. Lütfen artık elini taşın altına koymayan herkesten günün sonunda hesabı sorulsun. Lütfen artık bu olanları unutmayalım.

Elimizdeki minicik imkanları birleştirip bir yaraya merhem olmaya çalışanların dışında, elinde ki kocaman imkanları kullanmayan, sessizce izleyen iş adamlarını, sanatçıları, siyasetçileri unutmayalım.

Ve lütfen; her şey bittiğinde tüm yaralarımızı ayrışmadan, birlikte saralım.