Son günlerin en tartışmalı ve toplumun bütününü ilgilendiren bir sorun yaşanmakta. “Giderlerse gitsinler” ile boyut değiştiren tartışma, üç gün iş bırakma kararı ile eyleme dönüştü.

14 Mart Tıp Bayramı, başta hekimler olmak üzere tüm sağlık çalışanlarının gününü kutlamak isterim ancak ortada ne kutlanacak gün var ne de sağlık çalışanlarında böylesi moral. Pandemi şartlarının en ağır sınavlarını verdiler ve vermeye devam ediyorlarken, emeklerini yok sayan özverilerini tek bir söz ile yerle yeksan eden çıkış, ne gün bıraktı ne de coşku.

Oysaki hekimlerin talebi, insanca yaşayacak özlük haklarına erişmek. Piyasa şartlarının üzerinde maddi çıkar ve beklenti içinde değiller. Hatta meseleyi salt maddi beklenti üzerine de kurmadılar. Kamuoyuna böylesi bir yansıma yapılmaya çalışılmakta. Hekimlerin derdi maaş vs değil, insanca yaşama hakkı istiyorlar. Güvence ve saygınlık, hepsi bu.

Son günlerde gazetelerin sayfalarını karıştırın yurdun her yerin de hekime saldırı ve darp haberlerini okursunuz, itibarsızlaştırılan bir süreç yaşanmakta. Vaktiyle “vatandaşın cebinden hekimin elini çekip alacağız” diye vahim suçlama ile başlanılan süreç buralara kadar vardı.

Tartışmanın adresi çok eskilere dayanmakta, sorun bugünün sorunu değil. Onun için meseleyi sadece maaş vs üzerinden yansıtmak ve de değerlendirmek fazlası ile haksızlık olur. Önce can güvenliği ve ardından saygınlık.

Hekim kolay yetişmiyor ve söylendiği gibi de Devlet okutmuyor. Her hekim ya kendi çabası ile ya da ailesi tarafından okutulmakta. Devlet okuyacağı imkânı sağlamakla görevini yerine getirmiş oluyor ki bu durum mühendis için de geçerli başka bölümler için de geçerli. Ancak bir farkla mecburi hizmet bir tek hekime uygulanmakta, varsa borç ki yok orada ödenmekte.

Hiçbir hekimde bir başkasının verdiği vergiler ile maaşını almamakta, daha doğrusu hiçbir kamu çalışanı kimsenin verdiği vergi ile maaş almaz. Emeğinin karşılığını alır ve emeği olan maaşı alırken de devlete vergi verir.

Dönelim asıl konumuza, hekim kolay olunmuyor. Çocuklu yaşlardan itibaren özveri ile başlanılıyor, çocukluğunu yaşamadan ders çalışmak, sınavlara hazırlanmak, yıllar yılları bu tempo ile kovalar ta Tıp Fakültesine girene kadar ki orada da bitmiyor ders çalışmak.

E kolay değildir Tıp Fakültesini bitirebilmek, geceleri gündüzlerine katılır sosyal yaşamdan tat alamadan çalışmak zorundadırlar ki fakülte bitirilsin. Tıp fakültesi bitirilince bitiyor mu çile ya da ders çalışma zorunluluğu, tabi ki hayır. Önce mecburi hizmet ve uzmanlık sınavı için yine ders kurs vs.

Ardından akademik kariyer, yani sözün özü ders çalışmak bir hekim için hiç bitmiyor. Hayatının her anı ders çalışmak ile geçiyor. Hekim olmak sanıldığı kadar kolay değil.

Hekim olduktan sonrası da kolay değil, saatlerce ameliyathane, nöbetler ve son iki yılda ki pandemi şartlarında günlerce uykusuz ailelerinden uzak yurttaşlarımızın yaşam mücadelesine destekleri yadsınamaz. Aile hayatlarından ve sosyal yaşantılarından süresiz ödün verdiler ettikleri Hipokrat yeminlerine sadık kaldılar.

Kimisi doğan Çocuğunu yaşını doldurduktan sonra gördü.

Bu denli fedakarlığı hangi meslek mensupları yapabilir ki!......

Ve gösterilmeye çalışıldığı gibi sıradan da değil, itibarsızlaştırma çabaları beyhude ve gereksiz. Hedef yapılmaya çalışılması da son derece haksızlık. Canları pahasına pandemi mücadelesi verilirken, yaşadıkları ve yaşatılmak zorunda bırakıldıkları vahim durum içler acısı. Bu durumu asla hak etmediler, tek dertleri insanca yaşamak ve saygınlığa erişmek.

14-15-16 Mart Grevlerini gönülden destekliyorum.

Beni Türk hekimlerine Emanet Ediniz” MUSTAFA KEMAL ATATÜRK