Geçen haftaki yazımda bahsetmiştim modern hayatının bize yaşattığı keşmekeşi. Aslında hiçbirimiz ruhumuzun istediği hayatları yaşayamıyoruz, hep bir koşturmaca. Duygusal buhranlar, işlerimizin yoğunluğu, ülke gündeminin sarsıcı darbeleri. Biraz durmaya kimsenin vakti yok.

Bunca yoruculuğun içinde yaz da geldi geçti. Aşırı sıcaklar bu sene sanırım hepimizi her zamankinden biraz daha perişan etti.

Sıra Eylül ayında. Güzel Eylül.

Her şeyin fazlasının zararlı olduğunu hepimiz biliriz. Fazla sıcak bunaltır, fazla soğuk dondurur. Fazla iyi olmak üzer, fazla kötü olmak zarar verir. Dünyamız güneşe biraz daha yakın olsa yanarız, biraz uzak olsa oksijensiz kalırız, gibi.

Fazlalıklarımdan arınmak için bana Eylül çok güzel bir ay gibi gelir. Sempati duyuyorum Eylül ayına. Bunun en büyük sebebi de kesinlikle dünyanın en güzel sahili en güzel yeri olduğunu düşündüğüm Kerpe’me kavuşuyor olmam. Her sene Eylül benim için Kerpe’dir.

Sert kıştan güçlü ve vakur çıkan canım Kerpe’m eylülde de sert insan istilasından kendini arındırmaya çalışır. Sert insan istilası diyorum çünkü maalesef gittiğimiz hiçbir yeri temiz bırakmıyor, hunharca kullanıyor ve atıyoruz.

Denizden poşetler ayıklamışlığım, kumsaldan çöp toplamışlığım, kayalıklarda çekirdek kabuğu ve şişe çöpleri görmüşlüğüm çoktur. Her sene. Çevremizi temiz tutmayı öğrenmediğimiz ve çevremize duyarlı olmadığımız için de sürekli görmeye devam edeceğim, ne yazık ki.

Eylül o yüzden biraz daha farklı. Okullar açıldığı için tatil sezonunun bittiği bir dönem. Kerpe esnafı için sevimsiz bir ay ama eminim Kerpe için arınmak demek.

Benim için de.

İki haftalık müsaadenizi istiyorum.

Ben Kerpe’mde biraz iç dünyama çekilip memleketimle dertleşirken siz kendinize iyi bakınız.

Kerpe’ye iyi davranıp, O’nu yormayacağınıza söz verirseniz de tavsiyemdir, Eylül’de kayalıklarda en az bir kez gün batımı izleyiniz.