Geçenlerde sık sık eski dizileri özlediğim için gün geçtikçe yaşlı hissetmeye başladığımı fark ettim. Eski dizi derken, hafızamın el verdiği ölçüde 2002-2010 aralığını kast ediyorum. O dönemde fırtına gibi esen dizilerin şiddetine ben de kapılıp gitmiştim ve en sevdiğim dizi karakterlerinin kült replikleri bugün bile dilimde dolanmaya devam eder. Çocuk aklımla, hangi dizilerin gerçekten kaliteli hangilerinin de pek dikkate değer olmadığını pek anlayamasam da üzerimdeki etkilerini yadsıyamam.
Zamanında büyük bir izleyici kitlesine ulaşmış dizilerin final yaptıktan sonra aynı veya farklı oyuncu kadrosuyla tekrar çekilmeye başlanması bugünlerde sık karşılaşılan bir durum. Bu dizilerden bir kısmı yine sevilmişken daha büyük bir kısmı da beklediği izleyiciyi bulamadı. Şaşılacak bir durum mu? Hayır. Şahsen özlediğim dizilere bakıyorum da onları güzel yapan şey kendi dönemlerinde yeni, dönemi iyi yansıtan ve farklı değerler üreten diziler olmalarıydı. Ancak bunların yeniden çekilmesini hiçbir zaman istemedim çünkü karşımıza çıkacak şeyin eskisinin kötü bir kopyası olmaktan öteye gidemeyeceğinin de farkındayım. Nitekim örneklere baktığımızda buna çok sık rastlıyoruz. Konunun nereye gittiğini tahmin etmişsinizdir…
Çocuklar Duymasın da çocukluğumda sıkı takibinde olduğum bir diziydi. Ki, aile içi fikir çatışmalarıyla, tiplemeleriyle uzunca bir süre bizi etkisi altında tutmuştu. Baskın bir erkek olan ve romantizmden anlamayan Haluk, modern iş kadınını temsil eden Meltem, eşinin isteklerine boyun eğen Selami ve otoriter kadın Gönül… O dönemde Haluk’un “Benim dediğim olur, gerçek erkek benim, romantizm ılık erkeklerin işidir,” şeklindeki fikirlerini son derece komik bularak takip ettik. Hala daha bu şekildeki çatışmaların –ilk yayınlandığı zamanlarda- başarılı bir şekilde işlendiğine inanıyorum. (Fikirlere katılmak zorunda değiliz.)
Ne var ki dizi final yaptı ve bitti. Bu kadar. Zaten yıllarca Meltem ve Haluk’un sonu gelmez çatışmalarını seyrettik. Bu diziyi ikinciye, hatta şu günlerde olduğu gibi üçüncüye ekrana getirmenin anlamını çözebilmiş değilim. Zamanında sert erkek, yumuşak erkek çatışması ilgi görmüş olabilir, buna gülmüş de olabiliriz. Ancak şu an seyrettiğimiz Haluk karakteri sempatik olmaktan fersah fersah uzakta. İzlediğim birkaç dakikada gördüğüme göre daha huysuz, daha baskın ve fikirleri az biraz savunulabilir olmaktan çok uzak. Kendinden farklı olan herkesi sonuna kadar baskılıyor, “Benim dediğim doğru çünkü ben gerçek erkeğim,” fikri rahatsız edici bir kapsamda iletiliyor. Aslında Haluk pek değişmedi de, etrafındaki karakterler artık ona boyun eğiyor gibi görünüyor. Gönül bile Haluk’la tartışmaya girmek istemiyor çünkü belli ki kaybedecek.
Artık zaman değişti. Gerçek erkek nasıl olur, romantizm light erkeklerin işi midir, şeklindeki tartışmalar çok eskide kalmış olmalıydı. Şimdiye çoktan sitcom için daha yeni, önceden benzerine pek rastlanmamış senaryolar üretip onlar üzerinde tartışmalıydık. Ama hayır, inatla eskiye dönmeye çalışıyoruz. Yeni fikirler üretmektense –her alanda olduğu gibi- eskiden kendini kanıtlamış fikirlere tutunuyoruz. Kolaya kaçıyoruz yani.
Bu sebeple izlediğimiz şeyler konusunda seçici olmamız gerekiyor. Boş gözlerle televizyona bakan, kafası boş insanlardan olmayalım.