Büyüyorum ben anne.
Hiç mi hiç istemesem de,
Büyüyorum galiba.
Yaş alıyorum her giden yıldan,
Yaşlanıyor bir bir hatıralarım.
Geçen her yıl,
Zamanımdan çalıyor gizliden gizliye.
Beni, özlediğim o geçmişe götürsen ya anne.
Bir anlatsan ya bana tekrar tekrar beni,
Bizi.
En başa gitsen ya anne.
Olur mu?
En başa...
...
Evet lütfen!..
İşte, tam da oradan başla anlatmaya.
İlk doğduğum günü,
Nasıl bir bebek olduğumu,
Neye benzediğimi,
En çok neye ağladığımı anlat bana.
Senin sütünden sonra,
İlk tanıştığım yiyeceğe verdiğim o komik surat ifadesini yapsana bana.
Hay Allah,
Ne de şapşalmışım o suratla.
...
Beni çocukluğuma götürsen ya anne.
Çocukluğuma...
Yarım yamalak kurduğum o ilk cümlem neydi mesela?
Ben en çok neyi severdim,
Neye en çok gülerdim kahkahayla?
Anne,
Bugün tıpkı kuzularımın yaptığı gibi,
Kollarımı kocaman kocaman açıp da,
Koşar mıydım ben de sana?
Onların sıcacık nefeslerinin ısıttığı gibi,
Nefesim ısıtır mıydı senin boynunu da?
...
Anne,
Şimdi de beni, az biraz hatırlayabildiğim zamanlara götürsen!
Olur mu?
Doğuda yaşadığımız anılara gitsek mesela.
Hani televizyonun olmadığı, o tozlu yıllarımıza.
Bir göz odanın içinde,
Gaz lambası ile geçirdiğimiz o telaşsız akşamlara.
Bir odaydı di mi evimiz anne?
O bir oda ne çok işe yarardı aslında;
Oturmaya,
Yatmaya,
Ha bir de banyo yapmaya.
Ne de güzeldi her şey.
Şimdi düşündüm de;
O bir göz köy evi odalarında,
Bin oluyormuşuz meğer biz birbirimizle,
Eşle ve dostla.
...
Doğu hayatı ne başkaydı di mi anne!
Suyu olsa çeşmesi olmaz,
Çesmesi varsa da suyu akmaz.
Haftanın bilmem kaç günü o ellerle buluşan yığılı çamaşırlar,
Dışarıda odun ateşi üstünde kaynatılan beyazlar,
Tabi bir de,
Her öğün sonrası buz soğunda yıkanan kap kacaklar,
"Eş yapımı" tereklere itina ile dizilen bardaklar.
Hepsi şuan en güzel anılar be anne.
Anne,
Hani tuvaletler evlerin dışında,
Bahçenin bir köşesinde olurdu ya.
Akşam çişi gelen,
Korkudan diğerini beklerdi birlikte gitmek için.
Tuvalete bile birlikte gidermişiz be anne.
Şimdi düşündüm de!..
Nasıl da birleştiriyor,
Nasıl da bizi bir yapıyormuş o hayatlar.
Bir sininin etrafında,
Bir kap içerisinde birlikte yenen yemekler,
Bir göz odanın içinde,
Bir sedirin üstünde,
Hep birlikte edilen uzun sohbetler...
...
Anne,
Çocukluğumuzun o en güzel zamanlarının geçtiği,
Anadolu'daki köy anılarımızdan da bahsetsen ya biraz bana.
Hani kardan kapanan yollarda,
Birimiz kucakta,
Diğerimiz omuzlarda,
"Son model bir babayla" düşerdik ya okul yoluna.
Hem öğretmen,
Hem baba Haşim,
Kucakladığı gibi,
Nasılda hiç "offf" bile demeden götürürdü bizi dakikalarca omuzlu-kucaklı toplu taşımayla!
Hani hiçbir şeyimiz yokken bile,
Çok şey olabiliyorduk ya birbirimize.
Hadi,
Şimdi o yılları anlat bana.
...
Anne,
Biliyorum artık ben de!
Anne olmak zor işmiş,
Meşakatliymiş,
Çoook uzun bir yolmuş meğer.
Hiç bir zaman bitmiyormuş telaşı da.
İçinde her tatdan duygu varmış;
Endişesi,
Neşesi,
Kalp ağrısı,Evet insanlık,
Bazan cümle içerisinde kullanılan "ama"lar çok yerinde ve gerçekten bağlayıcı olabiliyorken,
Bazan da çelişki üzerine çelişki getirebiliyor insanın aklının orta yerine.
Anlamaya çalışmak,
Anlamlandırmaya çabalamak bile yoruyor işte o vakit.
...
"Bugün asılsız konuşmalar yaptın mı hiç kardeş?"
"Hımmm...
Evet yaptım ama zaten bir iki cümle bi şey dediydimdi.
Öyle uzun uzun da konuşmadım yani.
Namazını kılan, orucunu tutan bir insanım ben.
İnan içimde zerre art niyet yoktur benim"
"Peki bugün, siyah ya da pembe hiç fark etmez,
karşındaki bir insana herhangi bir konuda yalan söyledin mi?"
"Şeyyy...
Sanırım söyledim ama pembe bile sayılmaz hani; bembeyazından. Sonra namazını kılan, orucunu tutan bir insanım ben aslında kardeş. İnan ufacık kötülük düşünmedim söylerken.
Öyle işte söyleyivermişim birden."
"Anlıyorum!.. Peki bugün pazarda, terazinin ayarlarıyla oynadın mı hiç tezgahının başında? Hani küçük de olsa!"
"Kem kümmm...
Hay Allah, ben oruç kafayla ayarları düzeltmeyi unut ya bugün. Bak dedin de geliverdi aklıma şimdi. Hay sen çok yaşa. Ama Vallahi de Billahi de içimde hiç kurnazlık yoktur benim. Ben namaz kılan, oruç tutan bir insanım sonuçta."
"Peki ya bugün, hiç de sebepsiz yere, hani herhangi birine bir iyilik ettin mi ki sen?"
"Tüühhh...
Ama bugün o kadar çok dua ettim, namaz kıldım ki; vaktim olmamış meğer. Ha bir de oruç kafa tabi; aklıma gelmemiş iyi mi!"
"Şimdi seni otobüse binerken gördüm. Durakta onca insan sırada olmasına rağmen, tüm insanların beklemesini hiçe sayıp otobüse binmeye çalıştın aradan!"
"...(sessizlik)
Ama akşam ezanının okunmasına az biraz kalmıştı da.
Eee oruç da tutuyorum malum. Tabi bir de namaz vaktini kaçırmamaya çok dikkat ederim ben. Çok hassasımdır o konuda.
Ondan sebep; yani tamamen ibadet aşkıyla."
"Anlıyorum!
Ya otobüste, yaşlı bir amcanın cama yapışmış vaziyette yolculuk etmesine vicdanının el vermiş olması!"
"O muuu?
Şeyden o da...
Şimdi şu dua sayaçları var ya.
İşte tüm ramazan boyunca elimde o sayaç, fırsat buldukça zikir çekerim de ben kardeş. Ama sen de taktir edersin ki ayakta zordur öyle konsantre olmak.
Oturdum, yol boyunca zikrimi çektim, duamı ettim bir güzel.
Zaten ben abdesinde, namazında insanım. İnan, aslında gönlümde vicdansızlığa toz tanesi kadar yer yoktur be kardeş."
"Eee, bir de otobüsten indiğinde, senin oğlan karşıladı ya seni.
Daha çocuk ağzını açmadan, paylayıverdin oracıkta."
"...(yine sessizlik)
Öyle mi ettiydim ki! Ama hiç de farkında değilim be kardeş.
Herhalde oruç vurdu başıma. Bütün gün yoruldum ya ben; tabi bir de oruç ağzımla. Ondan deyivermişimdir öyle; "Aman ha bana bulaşma" diye. Yoksa abdesinde, namazında insanım ben. İnan yüreğimde hiç de yer yoktur aslında bir çocuğu kırmaya."
...
İşte be insanlık,
Unuttuğumuz şey belki de;
Bir gün sadece namaz ve oruçla olmayacağımız RAB' bin karşısında.
Her tutumumuz,
Her davranışımız,
Her yaptığımız da bir ibadet aslında.
Elbet dinimizin gerekliliklerini,
Şartlarını sonuna dek yerine getirmeliyiz vücudumuz müsade buyurdukça.
Ama dinimizin dayandığı temel ahlak ve davranışları da es geçmeden yapabilmeliyiz bunları.
Ruhu ile ibadet edemeyen,
Ruhunda iyi niyete yer veremeyen bir bedenin gerçekleştirdiği fiziksel ibadet, ne kadar anlamlı olabilir ki tek başına!
Konu, ne bir gün boyunca aç ve susuz kalmak,
Ne de beş vakit kıbleye dönüp,
Sadece yatıp kalkmak aslında!..
...
"İbadetlerimizi, iyi niyet, ahlaklı davranışlar ve insani duygularımızla anlamlandırıp, yaptığımız iyilikler ile taçlandırabilmek dileği ile..."
Huzuru,
Gururu...
Her türden duygu varmış anneliğin özünde.
Ama çok da güzelmiş be anne annelik.
Her şeyden değerliymiş,
Hiç tereddütsüz her şeye değermiş ölesiye.
...
Her şey bir tarafa da,
Beni dünyaya getirerek annelik duygusunu,
Dünyada hiç bir şeye değişemeyeceğim bu tadı yaşamama vesile olduğun için ödeyemem hakkını.
Anne,
Biliyorum artık ben de;
Anne olmak zormuş.
Hele de bizim bebekliğimizin,
Bizim çocukluğumuzun,
O yokluğun annesi olmak daha da zormuş.
...
"Yokluğun, çaresizliğin, hastalığın anneleri başta olmak üzere, tüm annelerin her gününü yürekten kutluyor, tüm annelere yavrularının nefesleri ile anlamlanan nice nice günler diliyorum."
Özge GÜNAL AKGÜL
MAYIS/2018