"Allah' ın doğum günü ne zaman anne?"

"Allah kız mı erkek mi?"

"Allah' ın arabası var mı?"

"Söylesek arabası ile bize gelir mi anne?"

"Allah bizi nasıl görüyor? Kameraları mı var?

Bizi oradan mı izliyor anne?"

...

Yukarıda geçen bu tip çok masum sorular,

Çocuklarımın,

Ev dışında sosyal çevre ile tanışmalarından sonra yerini,

"Allah kötü bir şey yaptığımızda bizi taş mı yapar anne?"

"Allah insanları yakar mı anne?" gibi sorulara bıraktı zaman içerisinde?

...

Daha yaşamı bile yeni yeni algılamaya başlayan,

Gördüğü nesneler,

Kavramlar,

Gözünün önünde cereyan eden durumlar,

Yaşadığı olaylar arasında yeni yeni bağlantılar kurmaya çalışan,

Soyut düşünmek nedir bilemeyen körpecik beyinlere,

Allah' ı korkuyla anlatan insanlar görüyorum,

Duyuyorum etrafta.

Yakın zamanda,

Bir annenin çocuğuna kurduğu,

"Yalan söyleme bak,

Yalan söyleyeni Allah cehennemde yakar" cümlesiyle irkilmiştim bir anda.

En acısı da,

En başta annelerin,

Babaların bu yolu doğru yol kabul etmesi zannımca.

Daha önce de yazmıştım bu konuyu,

Yine yazmak istedim müsadeniz olursa.

...

Yılların hastalığı yazık ki bu insanlık;

Korku kültürü.

Genellikle,

İnsanlar üzerinde disiplin sağlamak,

İnsanları kontrol altına almak ve kontrol altında tutabilmek adına kullanılan korku,

İnsanoğlunun hayatına zorla nüfus ettirilmiş,

Kabul görebilmek için etkin bir yol olarak seçilmiş,

İnancın bile özünü değiştirebilmiş,

İnsanları "-mış gibi" yapmaya,

"-mış gibi" yaşamaya sürüklemiş en büyük felaketlerden biri bence.

Karşı tarafı korkutma yoluyla o anı kurtardığını görerek yanılgıya düşebiliyor insan evet.

Fakat bizim hedeflerimiz anı değil koca bir yaşamı kurtarmak üzerine kurulmalı her zaman öyle değil mi ama!

Bireylerde sağlıklı,

Gerçek anlamda bir inanç gelişebilmesinin yolu,

Allah' ı doğru tanımak,

Doğru algılamak,

O' nu iyi anlamak aslında.

Daha küçücük küçücük yavrulara,

O' nu anlatırken,

Cezalandıran,

Yakan,

Bela veren şeklinde anlatmak,

O' nun merhametini,

Koruma,

Kollama,

Acıma,

Sevme,

Bağışlama gibi niteliklerini hiçe saymak,

Saydırmak değil midir peki ya!

Korkuyu odak noktası haline getirmeden,

Çocuğun en samimi,

En gerçek,

En sıcak duygularla Allah' ı sevmesini sağlamak daha doğru olmaz mı?

O,

Neyi verdiyse,

Neyi yasak ettiyse,

Neyi "Yap" ya da,

Neyi "Yapma" dediyse,

Kendisinin bizim yaptıklarımıza ihtiyacı olduğundan veya yapmadıklarımızla daha da güç bulduğundan,

Daha güçlü olacağından değil,

O neyi istediyse,

Bizim için,

Bize faydası olduğundan,

O neyi istemediyse,

Yine bizim için,

Yine bize zararı dokunacağından.

Böyle tanımalı çocuklarımız işte Allah' ı,

Bizlerden istediği her şeyi yine bizler için istediğini,

Allah' ın her zaman yanlarında olduğunu,

Kendilerini koruyup kolladığını,

Onlar için nimetler yarattığını,

O' nun nasıl da bağışlayıcı olduğunu bilmeli çocuklar.

O' nun verdiklerine şükretmenin bir yolunun da salih ameller işlemek olduğunu anlatabilmeliyiz çocuklarımıza.

İyi niyetle yaptığımız her güzel ve faydalı işin,

Doğru davranışın Allah' ı çok mutlu ettiğini,

Bunların Allah' a bir nevi teşekkür olduğunu anlatmalıyız yavrucuklara.

O' ndan yalnızca korktuklarından,

Başkalarınca oluşturulmuş korkularından dolayı değil,

Kendilerine sunduğu sayısız nimetlerin farkında olduklarından,

Kendilerine sunulanlar karşısındaki şükürkarlıklarından dolayı gitmeliler O' nun yolundan.

...

Lütfen,

En başta kendi çocuğunu,

Kendi çocuklarını,

Dolaylı olarak da benim çocuğumu,

Benim çocuklarımı,

Bizim çocuklarımızı,

Bu toplumun evlatlarını,

Bu toplumun yarınlarını, Korkuyla,

Korkularla kirletme olur mu insanlık!!!

Saygı ve sevgi ile temeli atılmış bir inanış,

Korku yoluyla zorla oluşturulmuş bir inanıştan çok daha sağlam duracak,

Yavrular neyi,

Niçin yaptıklarını bildikleri sürece de inançları çok daha kalıcı olacaktır.

...

"Korkuyla değil sevgiyle kazanılmış, sevgiyle kök salmış bir inançla şükretmeyi başarmış çocuklar yetiştirebilmek dileğiyle..."