Elazığ Fırat Üniversitesi tıp fakültesi 2. sınıf öğrencisi Enes Kara 10 Ocakta kaldığı yurdun 7. katından atlayarak hayatına son verdi. Ardından tüm ülkemizi yasa boğdu, geride yaşadıklarını anlattığı bir mektup ve video bıraktı. Yazdıkları ve anlattıklarıyla çocuklarımıza ne oluyor? Ya da ben birey olarak toplumda sorumluluğumu yerine getirdim mi? Gibi vicdan muhasebeleriyle bizleri baş başa bıraktı. Ne yazık ki ülkemizde son yıllarda şiddet, sosyal patlama, toplum psikolojisinde bir çöküş gözlemlenmektedir. Cinayetler, intiharlar, hadiselerin ardı arkası kesilmiyor. Bu genç kardeşimiz 19 yaşında pırıl pırıl bir genç bu noktaya nasıl geldi ve neden bu intihar gündemi bu kadar sarstı? Çünkü Enes mektubunda ve videosunda onu hayattan soğutan, yaşama sevincini körelten sebepleri sıralamış, gayet aklı başında olarak su götürmez biçimde hissettiklerini ifade etmişti. Okuduğu bölümü sevmiyordu. Dahası ateist olduğunu, kaldığı yurtta ibadetlere zorlandığını, kendisine zaman ayıramadığını, telefonuna dahi el konulduğunu, ailesinin baskıcı bir yapısı olduğunu ve onların isteğiyle bu yerde kaldığını belirtiyordu. Elbette tüm bunlar ülkemizde tüm ideolojik uçlarda büyük bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Cemaatler kapatılsın ya da cemaatlerle ne ilgisi var, ateizmin pençesine düşmüş gibi pek çok yanlı yansız herkes kendi tezini savundu.
Ben bu yazıyı hazırlarken senelerce yurdun pek çok kesiminde gezmiş, yaşamış biri olarak kendi tespitlerimle bir analiz yapmak istedim. Öncelikle ateist ise de bir insan sırf baskılar nedeniyle dindar kisvesi altında yaşasa, her denileni yapsa dahi bunun adı münafıklık değildir de nedir? Yaşamış olduğum pek çok şehirde çeşitli oluşumlara dair gözlem ve kanaatlerim oluştu. Özellikle yakinen tanıdığım bir öğrencinin o yurtlara girmeden öncesi ve dört yıl sonrası değişimini örnek vereyim. Tıpatıp Enes Kara gibi baskılara maruz kalmış sonrasında Stockholm sendromu olmuş, yetmezmiş gibi beni şok ederek kendisine sunulan katalogdan evlenmişti. Yine başka bir şehirde ki o şehrin sıcaklığı yazın 50 derecelerin üzerine çıkıyordu. Bir uçak seyahatim sırasında o şehrin Vatikanı saydığım o beldeden bir bürokratla şöyle bir konuşma aramızda geçti. Bizim burdan insanlar pek ziyarete gelmez, genelde diğer şehirlerden bir katılım söz konusu dedi. Arada geçen tüm konuşmaları aktaramayacağım malumunuz ara kovanına çomak sokmak oluyor mevcut iklimde. Sigara, alkol bırakmak, psikolojik sıkıntılar için gidenler, varını yoğunu sarf edenler liste uzayıp gidiyor. Bu bürokratın sohbet esnasında aklımda en çok kalan şu fıkra tadında anekdotunu da anlatmadan geçemeyeceğim. İnsanların hayırda yarışmak maksadıyla bu yapıya ait sebze tarlalarında sıcakta hiç şikayet etmeden hasada katkıda bulunduklarını anlattı. Peki dedim bu sıcakta bunu nasıl başarıyorlar? Hanımefendi insan beyni bir şeye inanır ve inandırılırsa sıcak, soğuk işlemez, meditasyon, hipnoz gibi bir şey dedi. Genellikle ey akıl sahipleri düsturundan yola çıkan ben belli ki 50 derece sıcakta bu sebze toplama işini hiç öğrenemeyecektim. Neyse gelelim esas meseleye Enes Kara’nın intiharına düz mantık yürüten insanlar ateizmden intihar etti, ateistler intihar eder gibi saçma bir sava başvuruyorlar. Dayatmacı, zorlayıcı bir sistemde büyümenin ve sonrasında tüm hayatı kontrol edilen ve aşırı dogmalarla güncel yaşamdan koparılan bireylerde ne gibi psikolojik sorunların ortaya çıkması muhtemeldir bunu görmek istemeyen bir kesim var. Oysa evlatlarımız kölelerimiz değil; onlar biz değil, biz olmak zorunda değiller. Klonlarımız gibi davranmayı bırakmalıyız. Onlar bir birey, hatasız melekler olmalarını beklememeliyiz. Elbette dini eğitim vermek hakkımızdır, hayatın doğal akışında hata da yapacaklar, doğruyu da bulacaklar. Esas mesele hata yaptıklarında, ihtiyaç duyduklarında, aile olarak sarıp sarmalamamız. Gelinlikle gittin kefenle gel, yok öyle olacak, şöyle yapacaksın, sonuç; Gençlerimiz evden ya da birine kaçıyor, intihar ediyorlar, özgürlüğü ev dışında arayanlarında başına bin bir türlü belalar geliyor. Ne zaman akıllanıp aydınlanacağız acaba..
Bu gencimizin intiharı infial yarattı, çünkü mektubu ve videosu vicdanlara dokundu. Enes Kara ölümüyle toplum vicdanımızı sanık sandalyesine çoktan oturttu.