Otobüs durağı o öğle güneşinin yakıcılığını daha da çekilmez yapacak derecede kalabalıktı. Sıranın sonuna geçtim ama binebilmek gibi bir ümidim yoktu. Bana gelene kadar otobüs doldu ve yola çıktı. Bir anda, olmayan otobüsün sırasında başa geçmiştim. Bir sonraki seferde zaten yine sıra olacaktı ama en azından öndeydim ve ayakta kalmak gibi bir derdim olmayacaktı.

Çok geçmeden arkamda kuyruk oluştu, kimileri sırada değil de diğer tarafta birikiyordu. Otobüs geldiğinde kaynak yapacakları çok belliydi. Benimse tek derdim bir anda önüme geçmemeleriydi.

Binme sırası geldiğinde arkadan ittirenler oldu, hemen yanımdaysa 70 yaşlarında bir kadın dikiliyordu. İstese önce o binebilirdi çünkü bir adım daha öndeydi. Ancak, onca zamandır orada ayakta durduğumu fark etmiş olacak ki bir adım geri çekilip bana yol verdi. “Sen benden önce geldin, bin lütfen,” dedi. Önüme geçse bile otobüs bomboş olacağı için yine istediğim yere oturabilirdim. Ama kadın, oradaki durumuma saygı duyup yaşça benden büyük olmasına rağmen geçmeme müsaade etmişti.

Böyle küçücük hareketin beni bu denli etkileyeceğini hiç düşünmemiştim. Sıra zaten benimdi, ne diye kadının bana izin vermesi bu kadar önemliydi?

Etkilenmemin sebebi, yaş farkı gözetmeksizin kişinin haklarına saygı duymanın ne derece değerli olduğunu bir kez daha fark etmemdi. Saygı dendiğinde akla tek gelen kısım genellikle büyüklere saygıdır ve bu doğrultuda küçük yaştakilerin hakları yeterince gözetilmez ya da çiğnenir. Konu saygı olduğunda yaşa gösterilen hürmet o kadar önemlidir ki çoğu zaman küçük olan yok sayılır. Çocuk, yetişkin olana kadar bakılmak üzere gözetim altında tutulan bir varlık haline gelir.

Ergenlerle yaptığım etkinliklerde bu durumun daha somut bir yansımasını görme fırsatı elde ettim. Onlara gelecek planlarını sorduğumda 14-15 yaşlarında olmalarına rağmen sürekli “büyüdüğümde” ifadesini kullanıyorlardı ve planları sadece yetişkin olup kendi başlarına bir şey yapabilecekleri, özetle “birey” olarak kabul görebilecekleri statülere erişmek üzerineydi. Bir danışanım büyümenin önemi üzerinde o kadar duruyordu ki ifadeleri sürekli –karşıdaki haksız olsa bile- “Aslında böyle davranabilir, çünkü o daha büyük.” , “Ben de bir büyüsem bunu yapabilecek düzeyde olacağım,” , “Küçük olduğum için kimse beni ciddiye almıyor,” yönündeydi. Yetişkinliği zihninde öyle bir yere yerleştirmişti ki orada hepsi alabildiğine özgürdü ve diğerlerine asla hesap vermeden istediklerini yapabiliyorlardı. Haliyle onun da istediği tek şey büyümekti. Böylece özgür olabilecekti.

Yaşın getirdiği bir saygı durumu var olmakla birlikte yaş, saygının tek sebebi veya bahanesi olmamalıdır. Bir yetişkin, kendinden yaşça küçük birini bir birey olarak kabul edip ona saygı duyabilir. Bu, yaş farkını ortadan kaldıracak şekilde olmak zorunda değil. Zaten küçüğün de istediği bir yetişkinin özgürlüğüne ulaşmak değil, insanların kendisine onu dinleyip onun farkında olduğunu hissettirmesidir. Sadece –her zaman mümkün olmasa da- elden geldiğince küçüğü dinleyip sade bir evet,veya güzel düşünmüşsün şeklinde bir tepki bile onun için çok önemli bir saygı ifadesi olabilecekken bunu esirgememiz onlarda derin yaralara yol açabilir.

Yetişkinlere sesleniyorum, belki de saygı duymaya otobüste fazlasıyla yorgun görünen bir gence yer vererek başlayabilirsiniz. Böyle küçük adımlar inanıyorum ki zamanla diğerleri tarafından fark edilecek ve belki de karşılıklı saygı sadece lafta kalmayacak.