Eğer herhangi bir kişilik bozukluğunuz veya algısal probleminiz yoksa bu cümleyi kullanmanız, ya da bu cümleyi kuran biriyle özdeşim kurmanız pek mümkün değildir. Çünkü hepimiz içten içe biliriz ki sınırlı yaradılışımız gereği mükemmel olmak imkansızdır ve en önemlisi de, hayatlarımızı idame ettirebilmemiz için mühim bir konum da değildir.

Evet, normal şartlar altında bu cümleyi açık seçik hiçbir yerde duyamazsınız. Bu durum içimizi bir nebze rahatlatıyor olabilir, baskı azalabilir ve rahat bir nefes alabiliriz. Peki hala daha zihnimizde ağırlık yapan bu rekabet arzusu nereden gelir?

Hayatımızda en çok etkilendiğimiz durumlar/olaylar/kişiler göz önünde değildir, doğrudan cümlelerle ifade edilmez, daha çok sahne arkasından kulağımıza fısıldar ve bu yüzden biz farkında olmadan yavaş yavaş hayatımızın merkezine yerleşirler. Pek çok vahşet içerikli durumun sıradanlaşması gibi, duyarsızlığımızın giderek daha geniş bir alana yayılması gibi bu akışa doğal bir şekilde uyum sağlarız.

Mükemmel olma baskısı da buna benzer bir süreçtir. Cümlelerle ifade edilmez, daha çok imgeler eşliğinde varlığını gösterir ve sürdürür. Bir televizyon dizisinde, dergi kapağında, komşunun kızında, iş arkadaşımızın ailesinde buna şahit oluruz. Magazin dergilerinin kapaklarını süsleyen o müthiş insanların birbirinden müthiş başarı hikayelerini nasıl görsellerle zenginleştirdiklerini fark etmişsinizdir. Genellikle kişinin yüzü pürüzsüzdür, dönemin modasını en iyi yansıtacak şekilde havalı kıyafetlere bürünmüştür ve röportaj kendi evinde yapılmışsa evinin ne derece kusursuz döşenmiş olduğunu görebiliriz. Bu idol haline gelen kişi ideal görünen hayatını sosyal medyada güncellemeyi, kusursuz görünmesini sağlayan ürünleri koca bir yığın haline gelmiş takipçilerine aktarmayı ihmal etmez. Onun hakkında paylaşılan her görsel özenle üzerinde çalışılmıştır. Görseller ilgi çekici hale geldikçe takipçileri ve hayranları bu doğrultuda çoğalır.

Bu kişi, zamanın modası doğrultusunda sosyal akımlara destek vermeye başlar. Bunlardan belli başlı iki tanesini söylemek istiyorum: beden olumlaması ve her daim kendin ol. Bu doğrultuda kişi, zaman zaman doğal hallerini de takipçilerine sunar. Ancak doğal hali de hala birçok kişinin ulaşmasının pek mümkün olmadığı düzgünlüktedir. Bu idollerden herhangi birinin birkaç kilo fazlası varsa beden olumlaması işine yönelmesi de kaçınılmazdır. Güya her şeye rağmen kendi bedeniyle barışıktır ve sosyetenin beklentileri doğrultusunda hareket etmeyi reddetmektedir.

Her şeye rağmen kendiyle barışık olmak… Göz alıcı kusursuzluk imgeleriyle başımızın döndüğü bu zamanda idol olarak belirlediğimiz kişiler bu tarz girişimlerde bulunduklarında nasıl hissederiz? Rahatlamış, değil mi? Hayranlık duyduğumuz kişiler kendileri olduklarında bunun görsel olarak nasıl yansıdığına bir bakalım: Etrafa neşe saçan, iyilik dolu, yine güzelliğinden pek bir şey kaybetmeyen ve aslında mükemmellik imgelerine zerre kadar zarar gelmemiş kişiler. Yani geri planda yatan fikir aslında şundan öteye gidemiyor:Kendin ol. Ama kendin olduğunda sevimli, istenilebilir, sempatik, uyumlu değilsen kendin olma.

Lütfen kendimizi kandırmayalım. Kimseden kendi olmasını istediğimiz yok, tek istediğimiz sorun çıkarmayacak derecede kontrol altında olmaları. Uyumsuzlukları, bozuklukları kendi haliyle kabul edeceğimiz günün de geleceğini hiç zannetmiyorum.