Sen yaparsın.
İnandığın sürece her şeyi başarırsın.
Asla vazgeçme ve erteleme.
Öyle mi gerçekten?
Ödev için lisede yaptığım grupla danışmalarda 4 hafta boyunca sınav kaygısı konusu üzerinde çalıştık. Oturumlarda odaklandığımız şey verimli ders çalışma veya nasıl başarılı olunacağı değil, kaygının sebepleri ve bununla başa çıkma yöntemleriydi. Oturumların her birinde ısrarla üzerinde durduğum tek bir nokta vardı: Bir şey için çok fazla çaba göstermeniz ona ulaşmanızı garantilemez. Çalıştığınız halde başarılı olamıyorsanız bunda başka faktörlerin etkisini aramaktan korkmayın.
Motivasyon içerikli konuşmalarda veya yazılarda daha çok üzerinde durulan nokta ısrarlı çalışmanın etkisidir ve diğer etmenlerin varlığı veya yokluğu genelde geri plana atılır. Ön plana çıkarılan durum kişinin o başarıya ne anlam yüklediğinden ziyade başarının varlığı olur. Hal böyle olunca da hedefimizi belirlediğimizde önemli olan tek noktanın asla vazgeçmemek ve her türlü zorluğa rağmen yılmadan ilerlemek olduğu düşüncesine sıkı sıkıya bağlanırız.
İşte bugünlerde uğursuz bir cümleymişçesine köşe bucak kaçılan, ağza alınmasının acı biber etkisi oluşturduğu bir iddia: “Bazen” vazgeçmek ve ertelemek de önemlidir.
Evet, önemlidir. Başarı için öylesine bir rekabet içerisindeyiz ki düzgün bir dayanağı olmayan hedefler denizinde çalkalanıp gidiyoruz. Ders çalışma konusunda pek de istekli olmayan öğrenci sırf okulu ve puanları iyi diye tıp okuma hedefine tutunuyor. Çünkü inanırsa her şeyi başarabilir. Peki bu başarısının onun hayatındaki anlamı ne olacaktır? Bütün yaşam enerjisini kendine uygun olmayan bir hedef uğruna harcadığında eline geçen ödül onu tatmin etmeye yetecek midir?
Yani, hedefimiz bizi günden güne yıpratıyor ve giderek hedefimize ait olmadığımızı hissediyorsak onu usulca bir köşeye bırakma cesaretini gösterebilmeliyiz. Bunun adı korkaklık veya ödleklik de olabilir, ancak sağlıklı bir kararsa ve işlevimizi tekrar kazanmamızı sağlayacaksa korkak olarak etiketlendirilmenin zararı yok, değil mi?
Bazen, hedefin ulaşılmaz görünüşü onun bize uygun olmaması değil, zamanın doğru olmamasıdır. Aslında biraz daha beklesek onu gerçekleştirecek potansiyele ulaşacağız ama o anki şartlarımız, güdülenmemiz uygun değildir. Burada da bir diğer değerli yetenek olan “erteleme” devreye girer. O an için müsait değilsek hedefimizi birkaç yıl sonrasına ertelemek aslında hiç de korkulması gereken bir seçenek değildir.
Kendiniz için en doğru şartları sağladığınıza inanıyorsanız diğerleri tarafından ödlek, cesaretsiz, başarısız, korkak gibi adlandırılmaktan sakın korkmayın. Ya karşınıza daha iyi bir hedef çıkacak, ya da hedefinizi gerçekleştirme güdüsüne sahip olacağınız an mutlaka gelecektir.