Bir sabah yürürken dışarıda,
Tam da çocuklarımın okulunun önüne geldiğimde zil çaldı ve teneffüs başladı.
Zil sesiyle,
Geçmiş yıllara gittim ben de şöyle bi.
Okul yıllarına ait o teneffüs saatleri...
Nasıl bekler,
Nasıl da atardık kendimizi dışarıya.
İstisnasız her çocuğun en sevdiği okul saatleridir sanırım teneffüs saatleri.
Hele de sözlüde sıranın sana geldiği,
"Hadi bakalım sen tahtaya" dendiği anda çalan o zil sesi yok mu!..
Kurtarıcı bir melekti sanki.
Tüm okul hayatı boyunca,
Herkes için başka başka anlamlar ifade eden,
Kısacık ama içine uzun uzun,
Kocaman kocaman güzellikler sığdırılan anlar...
....
O gün çalan teneffüs zili ile birlikte,
Minicik yavrular da,
Bizlerin çocukluğunda,
Ergenliğinde bıraktığı o tatlış heyecanla koşa koşa çıktılar bahçeye.
O gün,
Her zamankinden farklı olarak ilk defa,
"Arkadaşım Eşek" parçası çaldı teneffüs boyunca.
Sonraki teneffüste "Hababam Sınıfı Müziği",
Bir sonrakinde bir başka şarkı.
Her teneffüs çalan paçalar değişse de,
Değişmeyen tek şey çocukların neşesiydi.
Çocukların hallerini görmeliydiniz;
Dans edenler,
El ele verip dönenler,
Hoplayıp zıplayanlar,
Müziğe kaptıranlar,
Dünyayı unutanlar...
Sıradan bir günleri, bayram havasına bürünmüştü bir anda sanki.
Eğlendikleri o kadar belliydi ki.
Hatta, dayanamayıp çektim bazı kareleri.
....
'Ah be dedim!..' kendi kendime,
'Nasıl da güzeller,
Coşkulular,
Enerjikler,
Tertemizler,
Sevgi ve umut dolular hepsi.
Her biri,
Keşfedilmeyi,
Güçlü yönlerinin ortaya çıkarılmasını bekleyen pırıl pırıl birer yıldız,
İnce ince işlendiğinde,
Varlığını,
Varoluşunu daha da değerli kılacak bir maden gibi.
....
Gördüğüm sahnelerden sonra,
Yüreğimde müthiş bi sıcaklık,
Yüzümde kocaman bi tebessüm,
Gözlerimde hafif bi ıslaklık (toz kaçtı da bir miktar :) ),
İçimde derin bi ferahlık oldu.
Ne bileyim!
İyi geldi sanırım.
Ülke gündemi ile sürekli yorgun düşen ruhum dinlendi bir parça.
Ciğerlerime nefes gibi oldular o dakikalarda.
....
Hemen hemen her gün,
Farklı farklı yerlerde,
Minik minik yavruların başlarına gelenleri okumak,
Kadınlara yapılan türlü eziyetlerin şahidi olmak,
Ekonomik dar boğaz,
Tutulduğumuz zam sağanakları,
Yitirdiğimiz adalet duygusu,
Yaşadığımız eşitsizlikler,
İnsanlar arasında iyice belirginleşen refah seviyesi uçurumu,
Topluma örnek olması gereken değerli siyasilerin birbirlerine olan olumsuz tutumları,
Tehdit saçan sözleri,
Çıkar kavgaları,
İnsanların birbirine olan öfkesi,
Kini,
Birbirleriyle olan savaş hâlleri derken...
Meğer,
Ne kadar da özlemişim bu tip ilaç niteliği taşıyan sahneleri görmeyi.
....
Bundan sonra her okulda,
Her teneffüs çalsa şöyle bangır bangır;
Dostluk,
Arkadaşlık,
Sevgi,
Barış şarkıları.
"... Bütün dünya buna inansa,
Bir inansa,
Hayat bayram olsa.
İnsanlar el ele tutuşsa,
Birlik olsa,
Uzansak sonsuza..." diye bağıra bağıra söyleyerek,
Önce çocuklar inansa hayatın güzelliklerinin kendini bilmekle başlayacağını.
Sonra,
Millî Marşlarımızla daha bi coşsa yürekleri teneffüslerde.
Ortak hislerde buluşsalar marşlarla.
Her söylediklerinde işlense içlerine içlerine milli duygular.
"Bu gök deniz nerede var?
Nerede bu dağlar taşlar.
Bu ağaçlar güzel kuşlar,
Yürüyelim Arkadaşlar!" diye diye bilseler şu göklerin,
Denizlerin,
Ağaçların,
Güzel kuşların değerini.
"...Yaşa Mustafa Kemal Paşa!
Yaşa!
Adın yazılacak mücevher taşa..." diye diye,
Atatürk' ün ölümsüzlüğünü tekrar tekrar kazısalar iyice yüreklerine,
Akıllarına.
"... Türk'üz, Cumhuriyetin göğsümüz tunç siperi,
Türk'e durmak yaraşmaz,
Türk önde,
Türk ileri!" sözlerinin gücüyle yürüseler,
Her defasında,
Bir kez daha, bir kez daha bilseler,
Hissetseler damarlarında akan kanın kudretini.
Ve söyledikleri her marşla,
Daha da bir pekişse bağımsızlıklarının kıymeti, Yurtseverlik duyguları kabarıp kabarıp taşsa içlerinden şöyle bi.
Çocuk yaşlarda atılıyor bir çok duygunun temeli sunuçta.
En güzel duygular,
İlmek ilmek dokunsa böyle böyle yüreklerinde.
Güzel olmaz mıydı sizce de!!!
....
'Çocukların yüzünün hep güldüğü, bizlerin de onların gülüşleriyle sıcacık olduğumuz, çocuk kahkahalarında boğulduğumuz sahnelerle dopdolu bir dünya dileğiyle...'