Fikir sahibi olmak. Anlamak. Bilmek. Uzmanlaşmak. İşte bir bilgi hazinesinin –kendimce- kabaca oluşum aşamaları. Örneğin boşanma oranları konusunda giderek arttığı hakkında bir fikrimiz vardır. Araştırdığımızda bunun sebebini görürüz ve anlamlandırdıktan sonra da bilgi kalıcı hale gelir, onu artık biliyor oluruz. Son aşamada da boşanmalarının oranını araştırıp, bunun topluma etkisini, geçmişle bağlantısını kuracak duruma geliriz. Böylece o bilgi üzerinde kapsamlı bir denetim kuracak hale geliriz.

Buradan da görüleceği gibi gerçekten bildiğimizi iddia ettiğimiz şeyler aslında sadece fikir sahibi olmaktan öteye gitmeyebilir. Gün içerisinde kulağımıza o kadar çok haber ulaşır ki bunların hepsini zihnimizde organize etmek mümkün değildir. Organize edilmeyen bilgi kırıntıları zihinde dağınık halde durur, ancak sözü geçtiğinde o bilgiye dair bir izin varlığını fark ederiz.

Bu kırıntıları kullanıp toplum içinde bilgili gibi görünmeye o kadar önem veriyoruz ki son derece değerli bir hazine olan bilgiyi de diğer her şey gibi tüketim malzemesi haline getirmekte gecikmedik. Sadece bir kırıntının varlığı karşısında bile insanlar karşısında gerim gerim geriliyor, bunu kendimizi entelektüel göstermek için kullanıyoruz. “Ahtapotların 3 kalbi varmış.” Elbette övündüğümüz bilgiler bu denli basit değil ancak kullanışımızda çok büyük bir yanlışlık var. Bir kere bilgiyi içselleştirmedik, onu oluşturan sebepler ve sonuçlar hakkında fikir yürütecek konumda değiliz. Midemizde bütün halde duran bir elma gibi son derece faydasız ve anlamsız. Faydasız oluşuna dikkat çekmek istiyorum, zira davranışımızı herhangi bir şekilde değiştirmeyen veya kullanacak bir alanımızın olmadığı bilgi zihnimizi çöplüğe çevirmekten öteye gidemez.

Bu durumun sebebinin var olma çabası olduğuna inanıyorum. Tarihin her döneminde insanın toplumda kendini ifade edebilmesinin farklı şekilleri ortaya çıktı. Dönemin modasına uyacak şekilde insanlar da bu yönde şekil aldı. Aynı insan Maden Devri’nde en iyi maden işleyen kişi olmakla övündü, Ortaçağ’da kralına/padişahına en bağlı kişi oydu, devrim zamanında en koyu devrimci oldu, sömürge döneminde en işlek fabrikalar onun emrindeydi… Şimdiyse bilgi çağında olduğumuza göre insanın varlığını bu yönde ortaya koyma çabası çok da anlamsız gelmiyor. Fiziksel anlamda güçlü olan kişi önceden baş tacı edilirken veya ideal eş seçilirken şimdi gücünü kanıtlamak için diğerleriyle mücadele eden bu kişi zorba olarak etiketleniyor. Bilgi haznesini geniş tutup bu bilgiyi kendisine faydası olacak şekilde kullanmak için yürütücü bilişini devreye sokan kişi ise hazine değerinde. Bu durumun farkındayız, bu yüzden içinde bulunduğumuz ortamlara uyum sağlamak adına hemen bilgimizi ve zekamızı konuşturmaya çalışıyoruz. Bilgimizin fark edilmesini, insanların bizi modern ve açık fikirli olarak değerlendirmesini istiyoruz.

Topluma uyum sağlama çabası yanlış olmamakla birlikte hepimizin toplumda ayrı bir konumu vardır ve toplum, farklı alanlarda bilgi sahibi olup bir arada çalışmayı başaran insanlar sayesinde bir bütün halinde işler. Kendi yaşam alanımızın dışında türlü bilgilere sahip olmak bize her zaman bir şeyler katmayabilir. Yani düşünce ufkumu genişletmeyecekse, ya da bu konuda herhangi bir eylem gerçekleştirmeyeceksem uzay teknolojisi hakkında bilgimin olmaması sorun değil. Bunun yerine o konuda uğraşan kişilerle verimli ve eğitici sohbetlerde bulunabilir, yeni bakış açıları kazanabiliriz.

Bunu biliyor muyduk?