Kocaeli Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Özge Can Ataş, Sapanca Gölü’nün sorununun sadece iklim değişikliği ve kuraklık olmadığını, temel sorunlardan birinin de “yetki karmaşası” olduğunu, gölün yönetimi için siyaset üstü bir “Havza Üst Kurulu” oluşturulması ve “Tek El Tek Karar” modelinin uygulanması gerektiğini belirtti.
“ÖNCE ALTYAPI SONRA YATIRIM”
Karasu ve Kocaali gibi mevsimsel nüfus hareketliliğinin yoğun olduğu bölgeleri gündeme getiren Ataş, yaz aylarında yaşanan su sıkıntısının kronik bir sorun haline geldiğini ifade etti. Bu bölgeler ile Organize Sanayi Bölgeleri gibi yüksek su tüketen alanlar için acilen alternatif kaynaklar geliştirilmesi çağrısında bulundu. Ataş'a göre, bölgenin özel şartlarına uygun stratejik hamleler yapılmadığı sürece Sapanca Gölü’nün korunması mümkün değil. Altyapı ve su tahsisi planlamasının yatırım öncesinde bitirilmesi gerektiğini belirten Ataş, "Önce altyapı, sonra yatırım" mesajı verdi.
“GÖLDEKİ KAYIP YUVACIK BARAJI’NIN TOPLAM HACMİNDEN DAHA BÜYÜK”
Sapanca Gölü’ndeki çekilmenin boyutlarını çarpıcı bir kıyaslamayla gözler önüne seren Ataş, gölün neden eski seviyesine dönemediğini şu sözlerle açıkladı:
"Son dönemde yaşadığımız kuraklık nedeniyle Sapanca Gölü, 29,90 metrelik kritik eşiğin tam 1,4 metre altına geriledi. Bu düşüş, gölde yaklaşık 60 milyon metreküplük bir su açığı anlamına geliyor. Durumun önemini şöyle özetleyebilirim: Bu miktar, Yuvacık Barajı’nın toplam hacminden bile daha büyük bir kaybı ifade ediyor."
“SAPANCA GÖLÜ’NÜ KURTARMAK İSTİYORSAK...”
Kriz anlarında ortak hareket etmenin hayati önemine değinen Ataş, çözüm için ise net bir çağrıda bulundu:
"Asıl mesele, kriz dönemlerini yönetebilmekte. Kuraklığın zirve yaptığı dönemlerde hem Sakarya hem de Kocaeli’nin gölden su alımını durdurması veya en azından kademeli kullanım sistemine geçmesi şart. Sapanca Gölü’nü kurtarmak istiyorsak, bu tür bir acil durum planlamasına gitmemiz artık bir tercih değil, zorunluluktur."
“SU BOŞA AKIYOR, BİZ İZLİYORUZ”
Yuvacık Barajı’ndan Sapanca Gölü’ne yapılan su transferine değinen Ataş, teknik altyapının önemini kabul etmekle birlikte mevcut tablonun yetersizliğine şu sözlerle dikkat çekti:"Yuvacık Barajı dolduğunda, suyun Sapanca Gölü’ne aktarılması için terfi merkezinde boru hatları ve vanaların yönü değiştirilerek bir transfer sağlandığını biliyoruz. Ancak bu miktar, gölün kritik dönemlerdeki ihtiyacını karşılamaktan çok uzak. En can yakıcı nokta ise taşkın zamanlarında baraj kapaklarının açılmasıyla yaşanıyor. Milyonlarca metreküp su, göz göre göre Kirazdere üzerinden Körfez’e, yani boşa akıtılıyor. Mevcut iklim krizini de göz önünde bulundurursak artık her damlanın hesabını yapmak zorundayız; baraj kapaklarından taşan suyun Körfez’e akıp gitmesine seyirci kalamayız.”
“BİR DAMLA SUYU BİLE KAYBETME LÜKSÜMÜZ YOK”
Sapanca Gölü’nü korumanın ve şehrin su geleceğini güvence altına almanın bir tercih değil, zorunluluk olduğunu vurgulayan Ataş, mevcut su kaynaklarının korunması için somut projeler üretilmesi gerektiğini belirtti. Yuvacık Barajı ile İzmit Ovası arasındaki kot farkına dikkat çeken Ataş, şu önerilerde bulundu:
"Yuvacık Barajı’nın kotu 160 metre, ovadaki kot ise 30 metre seviyesinde. Aradaki bu 130 metrelik fark, suyun hiçbir ek enerjiye ihtiyaç duymadan, kendi cazibesiyle İzmit Ovası’na kadar akması için fazlasıyla yeterli. Bu doğal avantajı projelendirmeliyiz. Ovada kurulacak terfi istasyonları ve akıllı bir planlama ile bu suyu, ihtiyaç halinde Sapanca Gölü’ne takviye olarak gönderebilir veya yeni depolama alanlarına aktarabiliriz. Böylece yaz aylarında tarımsal sulama, park, bahçe ve çevre sulamasında içme suyumuzu tüketmek yerine bu rezervleri kullanabiliriz."
“BU ADIMLARI ATMAZSAK SU KRİZİYLE KARŞI KARŞIYA KALMAMIZ KAÇINILMAZ”
Kriz kapıya dayanmadan önlem alınması gerektiğini hatırlatan Ataş, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından hayata geçirilecek yeraltı barajları ve yapay göletler, su yönetiminde kurtarıcı rol oynayacaktır. Taşkın dönemlerinde baraj kapakları açıldığında sularımızı denize akıtmak yerine, bu alanlarda toplayarak yerinde muhafaza etmeliyiz. Eğer bugün bu adımları atmazsak, gelecekte çok daha ağır maliyetlerle ve su kriziyle karşı karşıya kalmamız kaçınılmazdır. Özellikle kuraklık dönemlerinde Yuvacık Barajı’ndan Sapanca Gölü’ne su transferini sağlayacak altyapının eksiksiz çalışır hale getirilmesi, bölgenin su sigortası olacaktır."
YUVACIK BARAJI DOLDU SAPANCA GÖLÜ NEDEN DOLMUYOR?
Yağışların ardından Yuvacık Barajı tam doluluğa ulaşırken, Sapanca Gölü’nün dolmamasıyla ilgili olarak bilimsel bir perspektif sunan Ataş, iki su kütlesi arasındaki devasa ölçek farkına dikkat çekti:
"Yuvacık Barajı ile Sapanca Gölü’nün su toplama havzaları yaklaşık 250-260 kilometrekarelik alanlarla birbirine çok yakın olsa da barındırdıkları su hacimleri kıyaslanamaz. Yuvacık Barajı 50 milyon metreküplük bir kapasiteye sahipken, Sapanca Gölü 1,2 milyar metreküplük devasa bir kütledir. Yuvacık barajı çoğunlukla yüzey sularıyla beslenen bir sistemken; Sapanca, hem yüzey hem de yeraltı sularıyla beslenen çok daha karmaşık ve dinamik bir yapıdır. Bu nedenle her hidrolojik sistemi kendi dinamikleri içinde değerlendirmek gerekir."
SAPANCA GÖLÜ ÜZERİNDEKİ ÇOK YÖNLÜ BASKI
Sapanca Gölü’nün sadece iklim değil, insan eliyle oluşan yoğun bir baskı altında olduğunu vurgulayan Ataş, gölün adeta dört bir yandan sömürüldüğünü belirtti:
"Kocaeli, Sakarya ve Tüpraş bu gölden su çekiyor. Bunların yanı sıra, Sapanca kıyı ovasında çok sayıda kaçak kuyu ile yeraltı suları kontrolsüzce tüketiliyor.” Gölün geleceğini tehdit eden bir diğer kritik meselenin ise imar sorunları olduğunu ifade eden Ataş, havzadaki yapılaşma baskısına dair şu uyarıda bulundu: "Göl çevresindeki düzensiz imar faaliyetleri ve kıyı şeridindeki yapılaşma, gölün sadece su seviyesini değil, su kalitesini de bozuyor.”
“HAVZA ÜST KURULU ARTIK BİR ZORUNLULUK”
Çözüm için parçalı yönetim yerine merkezi bir denetim mekanizması öneren Ataş, kritik bir çağrıda bulundu:
"Sapanca Gölü bizim gözbebeğimiz; ancak onu korumak için artık 'Entegre Havza Yönetim Modeli”ni benimsemek zorundayız. Bilimsel çalışmaların tek elden yürütüldüğü bir Havza Üst Kurulu kurulması artık kaçınılmazdır. Kuraklık kapımızda değil, artık hayatımızın bir parçası. Gelecekte bu tablolarla daha sık karşılaşacağız. Eğer doğru kararlar alıp gölü entegre bir şekilde yönetmezsek, bu mirası kaybederiz."








