banner2

banner1

24.12.2019, 10:23

Yeterince İyi Ebeveyn

Çocuk sahibi olmayan insanların çocuk yetiştirmekle ilgili ne çok şey bildiğini fark ettiniz mi? Peki ya çocuk sahibi olanların ne çok bakım tavsiyesi verdiğini?

Kadın daha hamileyken üst üste yığılan tavsiyeler, yığınla okunan kitaplar, doğum anı yaklaştıkça artan endişe… Bir arkadaş ortamında yeni doğum yapmış bir kadınla konuşuyordum. Çocuğun bakımıyla, psikolojik ihtiyaçlarıyla, kreşe vermekle ilgili birkaç soru sordu. Bilimsel açıdan ilk üç yılın anne-çocuk arasındaki bağın kurulması için çok kritik olduğunu söyledim, geri kalan kısımda da çok tavsiye vermekten kaçındım. Birincisi bebek bakımıyla ilgili sadece bilimsel düzeyde bilgi sahibiydim, ikincisi ailenin öznel yaşamıyla bilimsel gerçekler birbirine uymayabileceği için zaten yeni doğum yapmış olmanın stresini taşıyan anneyi daha fazla endişelendirmek istememiştim. Peş peşe sayısız kitap okumuş, bebeğine Stanford-Binet zeka testi uygulatıp beyin gelişimiyle ilgili sorunu olup olmadığını tespit etmeye çalışmış, ilkokula ne şartlar altında gideceğini planlamaya başlamıştı. Karşımda mükemmeliyetçi bir anne babanın var olduğunu anlayınca hemen ifadelerim yumuşattım. “Kendi elinden geleni yaptığın sürece eksik kalan noktalar için endişelenmemelisin,” dedim. “Çünkü eksiklikler mutlaka olur. Evet üç yıldan önce kreşe vermek iyi bir seçenek değil, ama iki yılın sonunda işine geri döneceksin ve etrafında bakım verecek başka biri de olmayabilir. O zaman senin için en uygun seçenek bu olacaktır. Bu kadar telaş yapmayıp biraz rahatlamalısın.”

Kendi çocukluğumu hatırlıyorum da, annemle babamın bizi yetiştirirken yaptığı hataların o an farkında değildim. Bunun sebebiyse ellerinden geleni yapıyor olmaları, bize ihtiyacımız olan sevgiyi vermeleri ve gerisini de doğaçlama bir şekilde ilerletmeleriydi. Büyüklerimizin sıklıkla kullandığı ifade: Biz sizi büyütürken bu kadar şey bilmiyorduk, yine de bir şekilde büyüdünüz.” Evet, büyürken ihtiyacımız olan en önemli şey sevgiydi ve bize bunu verdiler. Sonrasında da hayatın getirdikleri ve götürdükleriyle yolumuzu bulduk. Hiç organik yiyecek derdine düşmediler, onlar ne yiyorlarsa biz de püre halini yedik. Bizi uyutmak için özel ninniler ezberlemediler, “Hadi çocuğum yat artık,” deyip alnımıza kondurdukları bir öpücükle gayet de güzel uyuduk. Ayakta sallandığımız için beynimizde bir sorun oluşmadı. Mahallede oynarken düşünce bu bizde travma oluşturmadı.

Anne babamız mükemmel değildi, zaten mükemmel olmak ve her ihtiyacımızı eksiksiz görmek zorunda da değildiler. Bize baktılar, bizi sevdiler ve bir şey başarmak istediğimizde önümüzü kesmediler. Çocuk psikiyatristi Veysi Çeri’nin de ifadesiyle “Yeterince iyi anne baba” olmaları yeterliydi. İşte bu kadar. Bunlar sağlandığı takdirde özel okula gitmememiz, keman dersleri almayışımız, en güzel yemeklerle beslenmemiz o kadar da önemli olmadı.

Bu gibi imkanlar ailede mevcutsa çocuk istediği ölçüde zaten sağlanabilir, bu çok normal. Ancak orta ve dar gelirli aileler aynı standartları yakalamak için kendini hırpaladığında ortaya tükenmiş ebeveynler çıkıyor. Ebeveynler, kendi belirledikleri ölçütleri sanki çocuğun gerçekten de ihtiyacı varmış gibi görüp ona göre davranmaya çalışıyor. Halbuki çocuk yetiştirirken, özellikle ilk çocukta hataların yapılması kaçınılmazdır. Mükemmel olmayan bir insandan mükemmel anne-babanın çıkmasını bekleyemeyiz.

Sohbet ederken bu gibi konular açıldığında muhabbet hep şu şekilde sonlanır: “Aman, herkes kendi çocuğuna baksın.” Gerçekten de öyle. Anneler biraz da içgüdülerine güvenmeli, dışarıdan gelecek tavsiyelerden kendi şartlarına uygun olanlarını almalı ve en önemlisi de hala kendi başına bir birey olduğunu unutmadan kişisel ihtiyaçlarına da önem vermekten çekinmemeli.

Yorumlar (0)