Kız Kardeş Miyiz?
  • Reklam
  • Reklam
Reklam
Reklam
Şebnem Cerrah

Şebnem Cerrah

Kız Kardeş Miyiz?

06 Mart 2018 - 15:12 - Güncelleme: 06 Mart 2018 - 15:27

Geçtiğimiz hafta sonu Sakarya Kent Çalışma Grubu  “Yoksa Kız Kardeş Miyiz” konulu bir söyleşi düzenledi. Kafamda hiçbir “acaba” olmadan katıldığım söyleşi de tartışılan konular, kadınların konuya farklı açılardan bakması yahut bazı yerlerde kısır döngüye girmeleri, bazı duvarları hala aşamadığımızı ve benim de konuyu enine boyuna düşünmediğimi gözler önüne serdi.

Söyleşinin konusu  “Yoksa Kız Kardeş Miyiz” olunca kız kardeşlik söyleminin toplumsal karşılığını aramaya başlıyoruz fakat öncelikle yapmamız gereken bu söylemin toplumsal karşılığının gerekliliğini anlamak olmalı.

Yani soruyu ilk olarak şöyle soralım: “Kız Kardeş Olmalı Mıyız?” Kız kardeşlik söyleminin bir mit olduğunu düşünebilirsiniz. Bir insan ile yalnız kadın olduğu için “kız kardeş “ olmak belki sizin için söylemesi, eyleme geçirmesi zor bir durum.

Ama hepimiz bir şekilde şunu kabul ediyoruz. Eril bir iktidar tarafından yönetiliyoruz. Bu eril iktidar hayatımızın her alanına bir şekilde sızıyor. Aile hayatımızdaki ilişkilere,  iş,  okul yaşamımızdaki ilişkilerin nasıl olması gerektiğine, evde, sokakta, iş yerinde, parkta nasıl davranmamız gerektiğine, kaç çocuk sahibi olmalıyız, kaç yaşında evlenmeliyiz, hangi koşullarda eşimizden şiddet görmemiz meşru görülür/görülmez, sabah kalkıp dolabımızı açtığımızda hangi kıyafetlerimizi giymeliyiz?  Bunların hepsine karar verme yetkisini kendisinde gören iktidar mekanizması oluşturduğu “normal kadın” algısı ile toplum içerisinde kabul gören bir tek tip kadın oluşturmayı amaçlıyor.

Evet bu duruma karşı cephe alacağız. Ama burada dikkat etmemiz gereken bir nokta var. Empati duygusunu ön plana çıkararak alanımızı daraltmamamız gerekir. Çünkü özgür karar verme yetkisine sahip olmak için başlatılan bir dayanışmanın din, ırk, ideoloji gibi kavramların üzerinde bir düşünce olarak geliştirilmesi gerek. Eğer empati yapma ve bu şekilde bir kadını anlama hatasına düşersek kısır döngünün içerisinde kayboluruz.

Yani kız kardeş olmamız için öncelikle tüm farklılıklarımıza rağmen birbirimizi bulmamız gerekir. Acılarımızı yarıştırmamız değil bu acının kaynağına karşı ortak bir tepki oluşturmamız gerekir.

Özgür karar verme yetkisine sahip olmamız için ise öncelikle toplumun normal kabul ettiği ancak birtürlü içselleştiremediğimiz davranış tiplerini, kuralları reddetmeliyiz. Bu şekilde düşündüğümüzde bir başkasının kendi hayatı için uygun gördüğü ve özgürce aldığı kararlara kendiliğinden saygı duyacağız, onun bu hakkı elde etmesinin önündeki tüm engelleri kaldırması için birlikte hareket edeceğiz.

Din, ırk, ideoloji gibi bizi bu dayanışmadan alıkoyan kavramları da sorgulamalıyız öyleyse… İnandığımız bir din bir başkası ile olan ilişkimize yahut onun acısını anlamamız ve ona yardım etmemiz için önümüze bir dizi engel mi koyuyor? Peki biz gerçekten hiç sorgulamadan mı bu dini kabul ettik?

Yahut bizden farklı bir dünya görüşüne,ideolojiye  sahip bir kadının bu sebepten dolayı özgür karar verme yetkisine sahip olmasını engelliyorsak bu ideoloji sosyal dünyayı tanımlama konusunda iyi bir yöntem sunuyor diyebilir miyiz?

Gerçekten hayal ettiğimiz dünya bu aşılmaz duvarlarla ördüğümüz hapishane mi? Neden egomuza zeval gelmesin, savunduğumuz her düşünce doğru çıksın diye uğraşıyoruz? Bayrak gibi taşıdığımız - asla anlamak için değil savunmak için seçtiğimiz dini görüş, ideolojiler-  bir öteki yaratmaktan başka ne yaptı?

Kız kardeşliğin bu duvarlar arkasına sığınarak yabana atılmasının bizim verdiğimiz mücadelenin seyri açısından kötü sonuçlar getireceği kanaatindeyim. Sevgili kadınlar yaşantımız boyunca yükselttiğimiz duvarlar yüksek, evet ama gökyüzü ondan da yüksek. Gökyüzü bize özgürlüğü vadediyor. Dayanışma içerisinde birlik olduğumuz, yaşamımıza uzanan tüm müdahaleci ellere karşı kararlı bir duruş sergilediğimiz müddet özgürlüğü elde edeceğimize inanıyorum.

 

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum