• Reklam
Reklam
Reklam
Şebnem Cerrah

Şebnem Cerrah

Başka Bir Yol Mümkün

23 Mart 2018 - 10:57

 

 

“Burada anlatacağım hikaye dinlemek isteyen herkes içindir. Bu hikaye oruç tutanların, dua edenlerin, mayınlarla çevrilmiş yalnız bir köyün kızgın güneş altında kalpleri kırılmış iki grubun, bir haç veya bir hilal uğruna kanlanmış ellerin, geçmişi dikenli teller ve silahlarla çevrili barışı seçmiş bu yalnız yerin hikayesidir.”

Bu sözler Nadine Labaki’nin yönetmenliğini, yapımcılığını yaptığı ve kendisinin de rol aldığı 2012 yapımı “Peki Şimdi Nereye” isimli filmde geçiyor.

Baştan söylemeliyim ki bu etkileyici son derece anlamlı filmi bu kadar geç bir zamanda izlediğim için utandım. Sonrasında benzer hikayeler arayışına girmem ise barış için dayanışmaya, mücadeleye olan inancımı, umudumu yeşertmeme vesile oldu.

Nadine Labaki kamerasını Lübnan iç savaşında küçük bir köye çeviriyor ve kadınların barış için kurduğu dayanışma ağlarının güçlülüğüne dahası barışa olan özlemlerinin ve inançlarının büyüklüğüne tanıklık ediyoruz.

Köyde Hristiyan ve Müslümanlar birbirini öteki bilmeden yaşamlarını sürdürürken Lübnan’da çıkan iç savaşın etkileri köydeki erkeklere de sirayet ediyor. Bir gün öncesinde aynı kahvede oturan, komşusu ile adının önüne herhangi bir sıfat koymadan ilişki kurabilen insanlar ertesi gün bir öteki yaratıp dahası bu ötekiyi bir düşman ilan edebiliyor.

Savaş koşularının insan psikolojisi üzerindeki bu etkisi yüksek olasılıkla hiçbirimiz için yabancı değil. Yüzlerce, binlerce örneğini gördük şimdiye kadar.

Ama Lübnan’ın bu küçük köyünde işler bilindiği gibi gitmiyor. Kadınlar, olası bir savaştan en çok etkilenecek kesim olarak bu savaşı tanımıyor. Çünkü bir gün öncesinde gülerek şakalaştığı, dertleştiği komşusu onlar için hala aynı insan.

Olaylar bu şekilde gelişip nefret ve kin erkekler arasında böylesine hızlı yayılırken köyde yaşayan bir gencin vurulması dönüm noktası oluyor kadınlar için. Ölen çocuğun annesi çocuğunun öldüğünü saklıyor ve bu sebepten ötürü başka insanların ölmesine engel olmak istiyor.

İşte mücadelenin çıkış noktası bu kadar net. Acılarımızı yarıştırmadan, sayılar üzerinden zaferimizi kutlamadan önce durup düşünmemiz gereken mesele bu kadar net. İnsan öldürmenin öç almanın bir zafer olmadığının farkında olan kadınlar birbirini buluyor ve öldürmeye karşı birlikte erkeklerin karşısına çıkıyor.

"Madem nefret ettiğin bir Müslüman öyleyse namaz kılıyorum; Müslüman oldum." diyebiliyor bir anne çocuğuna. Ya da bir Müslüman kadın dikiliyor kocasının karşısına ve "Kiliseye gidiyorum, bu çarşafı da giymiyorum." diyebiliyor. "İşte dün dertleştiğin arkadaşın ile benim ne farkım var!"

Sonunda köydeki tüm silahlar imha ediliyor. Kadınlar  “İnsanları savaş felaketinden kurtarmak için bir yol yok mudur” sorusuna mücadele ve dayanışmaları ile cevap veriyor.

 

Kadınların barış adına yaptıkları mücadele Lübnan ile sınırlı değil… Tarihin ilk savaş karşıtı eseri ile tanıştırmak isterim sizi. Aristophanes’in (M.Ö.446-386) Atina ve Sparta şehir devletleri arasında meydana gelen Peleponnes savaşları sırasında yazdığı ünlü eseri Lysistrata...

Oyunda iki şehir devletinin kadınlarının Lysistrata öncülüğünde bir araya gelerek savaşı durdurmak için verdikleri mücadele anlatılıyor.

Kadınlar savaş bitene değin erkekler ile cinsel ilişkiye girmeyeceklerini söylüyor ve ekliyorlar:

“Biz kadınlar savaşın ilk günlerinde haddimizi bildik, her yaptığınıza boyun eğdik. Ağız açtırmadınız bize, sustuk. Ama yaptıklarınızı beğeniyor muyduk? Hayır. Olanın bitenin pekâlâ farkında idik. Çok defa köşemizden öğreniyorduk önemli işler üstüne verdiğiniz kötü kararları. İçimiz kan ağlarken, yine de gülümseyerek sorardık: ‘Bugünkü halk toplantısında barış üstüne ne karara vardınız?’ Kocamız ‘Sana ne? Sen karışma!’ der, biz de susardık. Ama ara sıra da ne kötü kararlara varıldığını öğrenir ve sorardık: ‘Aman kocacığım, nasıl olur, bu kadar çılgınca bir işe nasıl girersiniz?’ Ama kocamız bize yukardan bakarak: ‘Sen elinin hamuruyla erkeklerin işlerine karışma. Cenk işi, erkek işi!’ derdi. Başımızı derde sokuyordunuz, yine de bizim size öğüt vermeye hakkımız yoktu. Ama sonunda siz kendiniz başladınız bağırmaya ulu orta: ‘Erkek yok mu bu memlekette?’ diye. Erkekler cevap verdi size: ‘Yok, erkek yok bu memlekette!’ İşte o zaman biz kadınlar toplandık ve Yunanistan’ı kurtarmaya karar verdik. Daha bekleyebilir miydik? Söz bizim artık, susmak sırası sizde. Aklınızı başınıza toplar, öğütlerimizi dinlerseniz, işlerinizi biz yoluna koruz!” 

“İster koca, ister dost, dünyada hiçbir erkeğe kendimi vermeyeceğim. Koynuma erkek girmeyecek. Açılıp saçılacağım, süsleneceğim. Erkeğim benim için yanıp tutuşacak. Yine de kendi isteğimle teslim olmayacağım. Zor kullanacak olursa. Zorluk çıkaracağım ve taş gibi katı olacağım. Bacaklarımı kaldırmayacağım. Mart kedisine dönmeyeceğim. Yeminimi tutmazsam, bu şaraptan içmek nasip olmasın. Yeminimi bozarsam, bu kâsedeki şarap su olsun!” 

 Kadınlar başlattıkları grevin yanında şehrin hazinelerinin bulunduğu Akropolis tepesini ele geçirirler.

 Oyunun sonunda kadınların mücadelesi sonuç verir ve oyun şu şekilde bitirilir: "Halimiz berbat. Barış istiyoruz. Bütün şartlar kabul".

Kocalar karılarına, karılar kocalarına sokulur. Barış dediğin de başka nedir ki!

 

Bitmiyor…

 

Yakın zaman içerisinde de kadınlar “Başka bir yol mümkün” diyerek kolları sıvadı ve kendi coğrafyalarında meydana gelen savaşlara, ölümlere karşı mücadele vermeye ve seslerini duyurmaya devam ettiler.

 

Örneğin 1988 yılında İsrailli kadınlar “Birinci İntifada’ya destek vermek amacıyla nöbet tuttular, İsrail cezaevlerindeki Filistinli kadınlara destek olma girişimlerinde bulundular.

 

Liberya’da Müslüman ve Hristiyan 2.500 kadın devlet başkanı Charles Taylor’un konutundan görünen bir yerde kamp kurdu ve günlerce barış şarkıları söylemeye devam etti.

Aynı zamanda Atina ve Spartalı kadınlar gibi seks grevine giren kadınların barış mücadelesi de sonuç verdi ve Devlet başkanı Taylor barış müzakerelerine başlama sözü verdi.

 

Yıllar süren savaşlar süresince kadınların “ulusun kaderi” için en önemli görevi orduya asker yetiştirmektir. Erkekler zaten savaş boyunca pek çok zulme maruz kalan kadınlara bu rolü biçmiş ve aynı zamanda bu role kutsallık atfetmişlerdir. Bosna Savaşı boyunca kadınlar orduya asker yetiştirme görevini reddetti ve meydanlarda “Ben bir vatan hainiyim” diyerek bağırdı.

 

Konu ile alakalı daha birçok örnek var. Bu örnekler bize gösteriyor ki insanlar medya ve iktidarın propagandası ile zehirlenmediği, düşünebildiği sürece savaşı arzulamaz.

 

İşimiz zor ama imkansız değil.  Ölümleri yarıştırmadığımız savaş meydanlarında ölen insanları bir sayıdan ibret görmediğimizde, ölümü değil yaşamı kutsadığımızda gelecek bize umut vadedecektir.

Tolstoy’un “Savaşa Karşı Yazılar” kitabında söylediği gibi;

“ Kimsenin söyleyemediği gerçeği açıkça ve dosdoğru ifade etmeliyiz: Savaş, bugün insanların iddia ettikleri gibi doğru ve övgüye değer bir şey değil, tersine her cinayet gibi, iğrenç ve caniyane bir harekettir. “

Yani insanları savaş felaketinden kurtarmanın başka bir yolu vardır. Bu yol öncelikle cinayetin her zaman cinayet olduğunu kabullenmemizden geçmektedir.

 

 

Kaynak:

Ayşe Hür, Lysistratalar Spartalıları durdurabilir mi?, Radikal Diken, ‘Elinin hamuruyla’ barış mücadelesi veren kadınlar: Savaştan başka bir yol gerekliydi Feminizm, Savaş ve Çatışma Çözümünde Kadınların Rolü, http://kadinlarinbarismucadelesi.com/feminizm-savas-catisma-cozumunde-kadinlarin-rolu/?_sft_category=feminizmvesavas Tolstoy, Savaşa Karşı Yazılar

 

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum