• Reklam
Reklam
Reklam
Özge Günal

Özge Günal

Şeklen inanmak...

03 Haziran 2019 - 23:25

Her medeniyet,

Kendi insan tipini yetiştiriyor bakıldığında.

İslam bir medeniyet dinidir ve hak, 

Adalet,

Nezaket,

İyi niyet,

Şefkat,

Merhamettir temeli.

İslam' ın, biz inanların belleğine,

Ruhuna aşılamak istediği en temel,

En kıymetli değerler ise "şefkat" ve "merhamet"tir.

Nedir ki merhamet!!!

Merhamet,

Allah' ın biz insanlara bağışladığı nimetlerden mahrum kalmışlara, Nimetlerimizden ikramda bulunarak onların mevcut eksikliğini,

Noksanlığını telafi etmek değil midir bir yerde!

Bu madden de olabilir,

Manen de.

...

Ramazan' ın ilk günlerinde "Anlamı Anlamak" diye yazmıştım.

Ramazan' ın son gününde ise beni derinden üzen bir paylaşımda bulunmak istedim sizlerle,

Şefkat ve merhamet üzerine.

Bir kaç gün önce yaşadığım ve

Müslümanlığımızı,

İnancımızı,

İnsanlığımızı bir kez daha sorgulamamızın gerekliliğini ortaya koyan bir olayı,

Üzüntüyle paylaşmak istiyorum izninizle.

...

Babam parkinson hastası benim. 

O akşam,

İftara doğru bir yere yetişmemiz gerektiğinden evden çıktık.

Bilen bilir; 

Zordur her hastalık gibi parkinson hastalığı da.

Oldukça zordur hem de.

Yaşamayanın tahmin bile edemeyeceği,

Yaşayanın ve yaşayanın yakınlarının içinden çıkamadığı zorlukları vardır.

Parkinson hastasıysanız,

Tüm hayatınız,

Hayatla bağınız,

Hareketleriniz, 

Beyin ile dopamin hormonunun bozulmuş ilişkisinden dolayı kısıtlanmıştır.

Kilitlenilen noktada yürümek güçtür,

Yardımsız ayakta durabilmek bile bir hayli zordur.

Biz, yürümekte zorlanan babamı,

Bir şekilde apartmanın önüne kadar indirdik o akşam. 

Beklemelerini söyleyerek, 

Kapının önüne taksi getirmek üzere ayrıldım yanlarından.

İki taksi hiç durmadı bile.

Üçüncü taksi ise önümde durduğunda,

Dakikalarca içim acıyarak içerisinde bulunduğum,

"Babam ayakta kaldı uzun süre" stresinden kurtulduğum vakitti o vakit.

Taksi yanaştığında,

Elim kapıda,

Kafamı uzatarak camdan, 

"Yakın mesafe gideceğiz fakat babam parkinson hastası,

Şuan yürüyemiyor.

Bize yardımcı olur musunuz?" diye sordum önce.

"İftara yetişemem sizi alırsam abla" cümlesi,

Beynimin tüm hücrelerinde yıkım etkisi yarattı o an resmen.

Duyduğum cümlenin anlamını sindirebilmemse hayli güç oldu.

Tam olarak sindirebildim mi!

Elbette hayır.

...

Biz, 

Orucu ağzımızla tutup,

Her gün saatlerle savaşırken zamanın geçmesi adına,

Ramazanın asıl amacından uzaklaşıp, 

Ruhumuzu temizleme,

Ruhumuzu doyurabilme kısmını es geçiyoruz galiba!

Hasta,

Hatta ayakta dahi durmakta güçlük çeken bir insana yardımcı olarak ruhumuzu doyurmayı tercih etmek yerine,

Karnımızı doyurmanın peşinden koşuyoruz.

Tek amaç, 

Sanki tüm gün aç kalıp,

Gün boyu aç kalan vücudu doyurmakmış gibi.

Ramazan ayında yürekten edilen dualar,

Yapılan ibadetler,

İçtenlikle gösterilen iyilikler Allah katında daha da kıymetliyken,

Bu mübarek ayı yalnızca yememek,

İçmemekten ibaret saymak...

İşte ne acı ki bizim şekilci inancımız,

Şeklen müslümanlığımızın çerçevesi bu;

"Orucumu tutarım ama yürüyemeyen birisinin,

Yardım dileyenin imdadına da koşamam kimse kusura bakmasın.

Çünkü midem,

Gözümden de,

Gönlümden de,

Ruhumdan da büyük benim."

...

 

"Ramazanı yalnızca şeklen değil ruhen de yaşayabilmek, midelerimizden önce ruhlarımızı doyurabilmek dileğiyle... 

Herkese iyi bayramlar."

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum