• Reklam
Reklam
Reklam
Özge Günal

Özge Günal

Neden...Neden...Neden...!

18 Nisan 2019 - 23:54

Biz insanoğlunun doğasında var galiba;

Bir durumun içerisindeyken,

Mevcut durum iyi ya da kötü,

Ağır aksak bile olsa devam ettiği sürece,

Gidişat ile ilgili verilen sinyalleri hep göz ardı etmek.

"Nasılsa bir şekilde teker dönüyor" mantığı hakim ya genetik kodlarımızda, 

Tekeri bir şekilde döndüren aksamların, 

Aksaklıkları göze sokarcasına çıkardığı sesler,

Teker döndüğü sürece hangimizin umurunda!

Tıpkı giden bir araçta olduğu gibi;

Şoför ancak,

Beklenmedik bir yerlerde,

Hiç beklenmedik bir anda, 

Teker durma eğiliminde olduğunda,

Hatta aniden teker durduğunda başlar,

"Neden!.. Neden!.. Neden!.." sorularına.

...

Çok şey dedi aslında insanlar.

"İş!.." dedi.

"İşsizlik!.." dedi.

"Açız,

Çocuklarımız aç,

Bizim evde kazan kaynamıyor artık" diye bangır bangır bağırdı analar,

Babalar.

Kimi çocuğuna ayakkabı alamadı.

Kimi kuru ekmeğin yanına bir tas çorba kaynatamadı.

Kimi parasızlıktan hasta evladına ilaç sağlayamadı.

Kimi günde bir kaç işi birden yapmaktan evin yolunu bulamadı.

Kimi de,

Yavrularına götüremediklerinden dolayı eve adımını atamadı.

Yoruldu babalar,

Bunaldı analar hayatın içerisindeki bitmek bilmeyen bu darlıklardan.

Ama nedense yokluk,

İşsizlik bu memlekette gerçek anlamıyla bir sorunmuş gibi hiç algılanamadı.

...

"Ulaşım!.." dedi çıktı çıktı birileri.

"Ulaşamıyoruz,

Ne evimize, 

Ne işimize,

Ne de okulumuza zamanında.

Hızlı ve konforlu bir ulaşım istiyoruz artık.

İnsanlarla omuz omuza olduğumuz tek yer oldu neredeyse toplu taşıma araçları.

Her iki durumda da,

Hizmet verirken de,

Bir yerlerden hizmet alırken de,

Artık trafik gibi bir soruna takılmak istemiyoruz" dendi.

Kimse makam araçlarından inip de,

"Neymiş vatandaşın bu ulaşım derdi?" demedi.

Üstüne,

Makam araçlarının geçeceği bölgelerde, 

Araçların geçeceği vakitlerde,

Yollar kapatıldı,

Köprüler,

Kavşaklar,

Tüneller ulaşıma kapatıldı.

Halk, 

Ulaşımda ultra sorunlar yaşarken,

Ulaşılması gereken halkın bu sorununa böylece hep daha da uzak kalındı.

...

"Eğitim!.." dedi insanlar.

Sistemin içerisinde yer alan bir çok insan anlatmaya çalıştı dili döndüğünce.

Eğitimin bel kemiğinde yer alan eğitimciler,

Sistemin olumsuz çıktılarını bizzat yaşayan öğrenciler,

Evlatlarının haline yanan veliler tarafından çok şey söylendi esasında eğitim ve eğitim sistemi üzerine.

Her defasında,

Alt yapısız bir şekilde,

Gelenin gönlüne göre şekillendi hep,

Sonuçlarının onca yavrunun hayatına maal olduğu,

Bir ülkeyi ayakta tutacak olan böylesi bir ülke kıymetlisi.

"Eğitim..." dendiğinde,

Görüntüde onaylı oldu sistem.

Ama maalesef dünya sıralamasında bize genellikle son satırlar ev sahipliği etti.

Parası olanlar,

Bir miktar da olsa sıyrılabilmek için çıkmazlardan,

Aldı çocuğunu özel okula verdi.

Daha da parası olan,

Malum yurt dışını tercih etti.

Fakat kimse duyamadı, 

O esnada diğer insanların,

Sistemin içerisinde yitip giden çocuklarına duydukları üzüntüyle yükselen acı seslerini.

Ülkenin tamamında,

Bir uçtan başka bir uca,

Tüm eğitim kurumlarında,

Tüm yavrular için eşit şartlarda eğitim anlayışı,

Hiç bir zaman bulamadı olması gereken değerli yeri.

...

"Sağlık!.." dedi;

Hem sağlık çalışanları,

Hem de sağlık peşinde koşarken besbeter sağlığından olan hasta ve hasta yakınları.

Sağlıkta hizmet anlayışı, 

Yalnızca randevu saati uygulamasından ibaret kalıp,

Şifa anlamında derdine derman,

Hastalığına ilaç bulamayınca insanoğlu,

Anladı yanlızca randevu saati ile bitmiyormuş sağlık sorunları. 

Ayrıca ilaç sektörüne hizmet eden,

İşi reçete yazmanın ötesine bir türlü geçemeyen doktorculuk anlayışı da çare olamadı vatandaşın dertli yanlarına.

İlaçlarla, insanlardaki semptomlar belki azaltıldı,

Belki baskılandı biraz biraz. 

Fakat hastalıklar altında yatan kök nedenleri bulup çözmek,

İşin en zor ve meşakatli yanı olduğundan,

O kısımlara kimse el atamadı.

Parası olan hasta, 

Gitti yurt dışından hizmet aldı bu durumda.

Gerekirse işin uzmanlarını dünyanın diğer ucundan evine taşıdı.

Her türlü hastalıkta,

Ultra donanımlarla,

Her türlü olanakla hastalığına çare bulanların,

Hastalığına çare aramaktan yorulmuşları anlaması da hayli zordu elbet.

Olan yine, 

Sesini duyuramayan sana,

Bana,

Olan yine parası olmayan avuç avuç insana oldu.

Doktorların da bir takım sorunları vardı tabi.

Bir tarafta saygınlıkları, 

Maruz kaldıkları saygısızlıklarla yerle bir edildi.

Diğer taraftan çalışma koşulları,

Bir gün içerisinde bakmakla yükümlü oldukları hasta sayıları vb. sorunlar,

Her zaman engel teşkil etti yeni akademik çalışmalar yapmalarına,

Yeni yeni buluşlar ortaya koymalarına.

Doktarların bir çoğu da,

Bu meslekte hayal ettiğini bulamadı gelinen noktada.

Ve bu işin ulviliği de, 

Bir şekilde sistemin bir yerlerinde unutuldu zamanla.

...

"Adalet!.." dedi birileri.

Çocuğuna tecavüz edildiğinde,

Hatta yavrusu, 

Bağırsakları dışarıda bir şekilde hayatını kaybettiğinde,

Acılı ana ve babalarla birlikte

"Adalet" diye diye inletti insanlar ortalığı.

Canına böylesi bir acı değmeyenler,

Çoğu zaman kapatıverdi bu tip olan bitenin üzerini.

...

"Adalet!.." dedi birileri.

Anası,

Babası dışarıda olanlar için belki yalnızca üç beş zaman,

Kendisi için ise asırlar kadar hapis yattı bazı çocukların anacığı,

Babacığı.

Üstelik de,

Bir çoğu sonunda suçsuz bulunarak.

Ve hatta, 

Suçsuzluğu bu hayatla buluşamadan,

İçerisinde bulunduğu durumu kendisine yediremeyip başka bir hayatla buluştu bazıları.

...

"Adalet!.." dedi birileri.

Hırsızlığın her türlüsü fena değil mi?

Ne çalınmış olunursa olunsun,

Ne kadar alınmış olunursa olunsun başkalarının hakkından,

Hayatından,

Büyük suç hırsızlık neresinden bakarsan.

Birileri,

Birilerini soydu ve

Baş tacı edildi hiç bir şey olmamış gibi.

Öte yandan, 

Açlığından bir parça somun ekmek çalan gariban bir türlü affedilemedi.

Eee kafalarda karıştı tabi;

İşleyen şey adalet miydi,

Adaletsizlik mi!

...

"Özgürlük!.." dedi çıktı bir çokları.

"Kimseye hakaret etmeksizin,

Ben de fikirlerimi,

İnandığım şeyleri, 

Hiç korkmadan,

Sıkılmadan,

Göğsümü gere gere söylemek istiyorum" dedi.

"Kimseye zarar vermediğim,

Bir başkasının yaşam hakkına haksızlık etmediğim sürece,

Özgürce yaşama hakkımı kullanmak,

Kimsenin yaşam biçimine saygısızlık etmediğim sürece de,

Yaşam biçimimden yalnızca kendim sorumlu olmak istiyorum" dedi.

Özgürlük kavramı öyle bir hal aldı ki zaman içerisinde;

İsanları hiç olmadığı kadar karşı karşıya getirdi.

...

"Yapmayın!.." diye yalvardı tüm insan evlatları.

"Yapmayın!..

Yüz yıllar boyu süre gelmiş kardeşliğimize,

Onca cephede,

Onca savaş meydanında,

'Şu' su,

'Bu' su hiç denilmeden,

Böylesi bir ayrım ile ruhlar hiç kirletilmeden,

Örtülüsü,

Örtüsüzü,

İçeni,

Hiç içmeyeni,

Kadını,

Erkeği,

Yaşlısı,

Genci,

Hatta çocuğu bile,

Omuz omuza,

Yürek yüreğe bizim vatanımız için mücade edip,

Hiç düşünmeden can vermişken,

Bugün bizi,

Öyle ya da böyle sebep ve gerekçelerle ayırmayın" dedi;

İçi çok,

Ama çok çok yanan insan evlatları.

Gün geldi insanlar, 

"Bu bizden değil" diyerek,

Dostuyla,

Arkadaşıyla,

Komşusuyla,

En yakınıyla,

Akrabasıyla,

Hatta ve hatta evlatlarıyla yollarını ayırma noktasına geldi.

Böylesi bir anlayış, 

Kime ne fayda sağlayabilirdi ki!

...

Üretim dedi insanlar.

Sanayi,

Tarım,

Hayvancılık,

Doğa dedi.

Daha da bir çok konuda,

Bir çok defa, 

Görüşleri,

Siyasi duruşları hiç fark etmeksizin tüm yönetenlere,

O kadar çok şey söylendi,

O kadar çok mesajlar verildi ki toplumun her köşesinden.

Herkesin ortak beklentisiydi insanca,

Eşit şartlar altında yaşamak aslında.

"Neden!.." 

"Neden!.."

"Neden!.." ile başlayan sorular ile meşgul ya kafalar.

Neden mi!

Çünkü insanların,

Bu toplumu oluşturan tüm bireylerin,

Tüm anlayışların,

Sıkıntıyla yükselen bütün seslerin sesine kulak verilemedi verilmesi gereken zamanlarda.

Çünkü her zaman,

Kişisel çıkarlarla doğan 

"sonuçlar", "beklentiler" o kadar çok önemsendi,

O kadar çok meşguliyet yarattı ki kafalarda,

Hiç bir zaman,

Olması gereken "toplumsal süreçler", "toplumsal sonuçlar" ve "toplumsal beklentiler" konulamadı bir türlü odak noktalara.

...

 

" 'Neden!..' sorularının doğru cevaplarla buluşabildiği, yükselen her sese istisnasız kulak verilebildiği, toplumu ilgilendiren her konuda, her anlamda, süreç ve sonuçların tüm çıktılarının toplumsal çıkarlarda kesişebildiği umut dolu günler dileği ile...

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • İhsan Kaya
    2 ay önce
    Tam olarak 2001 Türkiye sini anlatmışsın ama eksik Hazinenin anahtarı IMF de iki ayda bir yırtık çoraplı memur denetler ABD ithal bakan 15 günde 15 yasa çıkacak der müstemleke memleketi gibi itirazsız çıkarılır Memurlar iş çıkışı çakmaklara gaz doldurur limon karpuz çorap satar muyane olamaz olsa ilaç alamaz hastahane yok Çok eksik anlatmışsın Yapılan köprüler yollar tüneller metro hızlı tren iletişim 3 g 4.5 g Avrupa nın en büyük ve donanımlı hastahaneleri limanlar otoyollar uçaklar ıha ve şiha lar gündemden çıkan teror füze ve roketler uzaya çıkma çalışmaları yerli uydular bunlar sizin hayalinizde bile yok Patetes soğan edebiyatı Fakirim açım diyende 7 bin tl telefonlar bunları hep CHP yaptı Ak parti Makariosun heykelini dikti Allah akıl versin
  • Özge GÜNAL AKGÜL
    2 ay önce
    Teşekkür ederim İhsan Bey, kıymetli vaktinizden ayırıp fikirlerinizi paylaştığınız için. SAYGILARIMLA...