• Reklam
Reklam
Reklam
İlksen Artan

İlksen Artan

Neyzen Tevfik ve Özdemir Asaf

28 Ocak 2019 - 17:19

 
İki güzel insan, iki önemli isim ve iki zat-ı şahane üstat.
Neyzen Tevfik Kolaylı  ve Özdemir Asaf’ın ölüm yıl dönümleri 28 Ocak.
Ney ustası, Hiç’liğin Hükümdarı. Akıl hastanesinde bir deli, meyhanede bir veli. Her zaman cevabı hazır, kaleminin asla korkusu yok. Haksızlığa, yolsuzluğa, yozlaşmışlığa karşı, istibdata karşı, Cumhuriyet döneminde devrimlere karşı gelenlere karşı.
 
Hayatı saraylar ve yıkıntılar, zengin sofraları ve açlık, ünlü insanlar ve salaş meyhaneler, arasında geçmiş bir neyzen. Ve sonunda kendisinin de dediği gibi, uçsuz bucaksız, yere göğe sığmayan, ölümsüz bir HİÇ.
 
Aslında herkesin olduğu ve hepimizin olacağı gibi.
 
1879 24 Mart Pazartesi günü gelmiş dünyaya Tevfik Kolaylı. Muğla’nın Bodrum’unda. 7 yaşında tanışmış “ney” ile. “İşte o gün kafamda bir tahta eksildi” der ney sesini duyduğu anı ifade etmek için.
“ O gece Ege Denizi’nin sonsuz dekoru içinde benliğimi saran o Tanrısal sestir ki beni bugünkü derbeder, ne aradığı, ne istediği bilinmez, bazen eflatun kadar akıllı, çok kere tımarhaneye sığınacak kadar bedmest Neyzen Tevfik yaptı” der.
 
1892’de on üç yaşındayken babasının tayini ile Urla’ya taşınırlar. 1893’te Berber Kazım’dan ney dersleri almaya başladı ve aynı yıl sara nöbetleri geçirmeye başlar. 7 yaşındayken kent meydanında halka gösterilen sırıkların ucundaki kesik başları gören Tevfik’in rahatsızlığı ilk önce olağan dışı durgunluk olarak başlar, sonrasında ilk defa 1893’de olmak üzere sara nöbetlerine döner.
Doktorların fazla üzerine gidilmemesi ve istediği şeyi yapması yönünde ki tavsiyeleri üzerine büyük bir sevgiyle kendini “ney”e adar.
 
19 yaşındayken Mehmet Akif Ersoy’la tanışır. Mehmet Akif’in şiirlerinden çok etkilenir ve Neyzen Mehmet Akif’e ‘ney’i öğretir, Mehmet Akif’de Neyzen’e Farsça ve Fransızca dersleri verir. Bu sayede dönemin seçkin sanatçılarıyla da tanışmaya başlar Neyzen Tevfik. Uşakizade Halit Ziya (Halit Ziya Uşaklıgil), Ahmet Rasim, Tevfik Fikret, Tanburi Cemil, Yunus Nadi gibi sanatçıların arasında (ne muazzam bir şey) kendini geliştirme fırsatı bulur.
 
Artık saraylara, köşk ve yalılara davet edilen ünlü bir ney ustasıdır Tevfik.
 
Ağzı bozuk, lafını esirgemeyen, padişah – devletli demeden istediği gibi herkesi eleştiren Neyzen hakkında, hayatı boyunca pek çok kez tutulama kararı çıkartılır. Ancak hepsinde de çevresi sayesinde kurtulmayı başarır.
 
1919 yılında ilk kitabı olan “Hiç” kitabını çıkartır ve o dönem boynunda hiç yazılı bir yazı ile gezer.
 
Cumhuriyetin ilanı sonrasında 1926 yılında Mustafa Kemal ile tanıştı ve O’nu ve Kurtuluş Savaşı’nı yücelten şiirler yazdı.
 
Geçirdiği sara nöbetleri ve yüksek alkol tüketimi nedeniyle sıklıkla tedavi görmeye başlar. 1930 yılında dönemin İstanbul Valisinin yardımıyla konservatuvarda görevlendirilerek kendisine aylık bağlanır.
 
1940 yılında yine valinin izni ve aynı zamanda doktoru olan Mazhar Osman ve Rahmi Duman yardımı ile Bakırköy Akıl Hastanesi’nde kendisine bir oda tahsis edilir. Bu odayı otel odası gibi kullanmaya başlar. Arada bir “benim vaktim geldi” diyerek bu odada dinlenirmiş.
 
Hayatı boyunca halkın içinde yaşamış, milletin derdini kendi derdi gibi benimsemiş ve  kendi usulüyle  dile getirmiştir.
 
28 Ocak 1953’te vefat etti Neyzen Tevfik. Beşiktaş Sinan Cami Paşa’da kılınan cenaze namazında civardaki cadde ve sokakları profesörler, memurlar, dönemin ileri gelenlerinin yanında kendilerine çeki düzen vermeye çalışan sarhoşlar ve sokakta yaşayan insanlar birlikte yer almıştır.
 
Çünkü gerçekten, gerçek bir halk insanı, derdi dert edinen güzel insandı Neyzen Tevfik.
 
Gerçekten de “Geriye ne kaldı? Hayatı; saraylar/yıkıntılar, zengin sofralar/açlık, ünlü insanlar/salaş meyhaneler arasında geçmiş bir garip neyzen. Geriye kalan uçsuz bucaksız, yere göğe sığmayan, ölümsüz bir HİÇ.”
 
Rahmetle, saygıyla…
 
Ve bugün rahmetle, saygıyla andığım bir diğer güzel insan. Özdemir Asaf.
 
Aşkını hiç anlatmayarak hep gizlemiş, şiirlerinde yaşatmış ve şiirleri şarkı olup dilimize dolanmış güzel şair.
 
11 Haziran 1923 Ankara doğumlu ve asıl ismi Halit Özdemir Arun’dur Özdemir Asaf’ın. Şura-ı Devlet’in kurucularından Mehmet Asaf’ın oğludur.
 
Okul yıllarında “Lavinia” ismini verdiği kadına yani “Mevhibe”yeaşık olur Asaf.
Ancak bu aşkı hiçbir zaman itiraf etmez. 
 
Kuvvetli sezgileri olduğunu ifade eder Lavinia’sının. “Korkunç bir sezgi gücü vardı Mevhibe’nin. Yüzüne bakar bakmaz sizi tanır, anlar, ruhunuzun en derin köşelerine kadar kavrardı. Küçücük bir bakıştan, mimikten, jestten tüm karakter haritanızı çıkarabilirdi” der O’nun hakkında.
 
Kendi kurduğu yayın evinde kitaplarını yayınladı. Şiirleri genel olarak dörtlük ve ikiliklerden oluşur. En çok kullandığı ayrılık, sevgi, ölüm temaları son dönemde yerini kaçış ve umutsuzluğa dönüşür. Onun inandığı şiirde bir anlam ve görüşün yansıtılması gerekir. Düşünce ile duygu yoğunluğuyla beraber, taşlama ve alay şiirlerine egemen olan etmenlerdendir.
 
“R”leri söyleyemez Özdemir Asaf. Bir gün bir taksiye biner. Bakar ki taksici de “R”leri söyleyemiyor. Karaköy’de inmesi gerekirken, sırf “Karaköy” dememek için, taksici kendisiyle eğlendiğini zannetmesin diye “Eminönü” der. Karaköy’e kadar yürür.
 
Böyle de ince düşünceli, böyle de güzel yüreklidir Özdemir Asaf.
 
En sevilen şiiri şüphesiz ki “Lavinia”dır. Ama şu sözü yazmadan geçemezdim elbette.
 
“Sana bir şiirler olmuş sevgili, yüzün gözün söz içinde.
Hangi imla kitabına baksam, “ben” den ayrı yazılıyorsun”
 
Can Yücel’in dediği gibi…
“Anlaşıldı bu, R’lerin intikamı. Onlar yuttu Özdemir Asaf’ı. “
 
“Hastanede veya hapishanede hayatını yazma! Sonunu bir merak eden çıkabilir.
Hastanede her gece insan, birkaç yaşam yitirebilir ya da yaşayabilir. Hapishanede ise her sabah.”
Rahmetle, saygıyla…
 

YORUMLAR

  • 0 Yorum