Reklam
  • Reklam
Reklam
Hamza Yıldız

Hamza Yıldız

Korkunun üzerine yürümek

26 Haziran 2018 - 17:46

Osman Hocam elli yaşlarında ama benden daha dinç. Kestiği fındık dalına astı valizimi, vurdu sırtına Zıva deresinin kenarındaki yoldan yürüyoruz. Çatakkırı Köyünü geçtik. Jandarma geçmesin diye yıkılan köprünün başında mola verdik. Hoca ile birbirimizi tanımaya çalışıyoruz.

Köprüden geçtik ve kızılağaç ile fındık gölgelerinden yürüyoruz. Manzaranın güzelliği ve yeşilliği başımı döndürdü. Cennetin içinden cehenneme yürümenin çelişkili duyguları kapladı içimi.

Yol kenarında bir kaç evleri geçtik ve okulun yanındaki değirmene vardık. Pirağa ve ikinci hanımı Şaziye Teyzeyi ilk orada tanıdım. Değirmende ocak yanıyordu ve çay hazırmış. Hemen sofra hazırladılar. Mısır ekmeği, peynir ve zeytin nasıl lezzetli gelmişti. Karnımızı doyurduktan sonra çaylarımızı dut ağacının altındaki oturakta içtik.

Zıva deresi köpüklü bir coşkuyla akıyordu, pırıl pırıl ve berrak bir suyu vardı.

Hemen okulun karşısında, bir kayanın üzerine oturtulmuş tek göz odası olan bir ev buldular bana.

Köyde insan yok denecek kadar azdı. Meğer yaylada imişler. Ve yirmi dokuz Ekim Cumhuriyet Bayramı'ndan önce de okula gelmezlermiş. Allah'tan yanımda beş,altı kitap getirmişim.

Artık el radyom, gaz lambası ışığında uzun ve yalnız gecelerimde şiir ile hasbihale hazırdım.

ZIVA İÇİME AKAR

Geceleri severim eskiden beri. Benim için okumak ve şiir demektir gece. Sessizlik ve huzur demektir. Evim Zıva deresinin kenarında ve büyük bir kayanın üzerine kondurulmuş büyük bir odadan ibaret. Geceleri derenin gürültülü akışına çabuk alıştım. Ama yağmurdan sonra derede su çoğalınca sürüklediği taşların sesi ürkütücü ve sinir bozucu oluyor.''Gece Notları'' kitabımın ilk şiirlerini yazıyorum. On İki Eylül ihtilalinin acıları ve hayal kırıklığının yaraları kabuk bağlamaya başlasa da izleri derin.

Sabahları geç kalkıyorum. Kahvaltı sonrası değirmene gidiyorum. Dut ağacının altı değirmene mısır getirenlerle dolu oluyor. Eşref hoca da orada oluyor. Dünya tatlısı bir adam.İmam Ali Osman hocam da zaten beş vakit ezan okumak için nöbetçi. Mesela değirmene sırtındaki çuvalla mısır getiren adamların sıra beklerken ellerindeki tığlarla çorap ördüğünü ilk orada gördüm ben. Köylüleri tanımaya, anlamaya çalışıyorum.

Şaziye Teyze’nin dövülmüş dere suyundan ve isli çaydanlıkta demlediği çaya doyamıyorum.

Eylül ve Ekim’in fotoğrafı bambaşka burada. Sarıdan kızıla dönen harika bir renk cümbüşü izliyorum. Ve o akşam içime bir dağ türküsü şiiri düşüyor. Ve bu şiir daha sonra Tercüman Gazetesi’nin açtığı şiir yarışmasına üçüncü oldu. Dağın felsefesini çözdüğüm yer bu köy ve Sis dağıdır.

Ve öğretmen olarak gittiğim bu köyde beni insan yapan birçok değeri yaşayarak ve yaşatmaya çalışarak öğreneceğimi bilmiyordum daha....

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar