• Reklam
Reklam
Reklam
Betül SARAY

Betül SARAY

Şimdi daha kötü

27 Ekim 2017 - 15:20

Bir önceki yazımda eskinin her zaman daha iyi olmadığını, içinde bulunduğumuz zamanı iyi gözlemlememiz gerektiği üzerinde durmuşken bu yazımda kendi bakış açımdan istisnai bir duruma değinmek istiyorum.

Fiziksel dünya her geçen bin yılda iklim değişiklikleri, depremler, kıta değişmeleri yaşar ve bu değişim insanın gözlem gücünün ötesinde yavaş bir şekilde gerçekleşir. İlk insandan öncesine kadar uzanan hikaye hep bir değişimi anlatır. Bu doğrultuda küresel ısınma da bu düzenin, değişmenin doğal bir sonucu olarak görülebilir. Çünkü dünyamızın belirli bir ömrü vardır, o da kendi için belirlenen sona yaklaştıkça birtakım olumsuzluklar mutlaka yaşanacaktır.

İnsanın varlığı belli bir döneme kadar aslında dünyayla barış içinde sayılabilir –insanların kendi arasındaki savaşlardan bağımsız olarak. Bu barışı mimari yapıların, şehirlerin doğayla uyumlu olacak şekilde planlanmasında, yaşam alanı kurulurken çevreye en az müdahale edilmesinde görebiliriz. Ancak bu barış, dünya üzerindeki kaynakların her birinin sadece insan tüketimi için var olduğu fikri yaygınlaşınca bozuldu. Bu da sanayileşmenin başlamasına denk geliyor. Sanayinin sonucunda teknoloji gelişti, nesiller uzun ve sağlıklı bir ömür yaşamaya başladı, nüfus hızla arttı ve biz de doğadan aldıklarımızı geri verememeye başladık. 20 ağaç kestiysek en azından yarısını geri dikmeliydik, bir nehirden tuttuğumuz kilolarca balığın karşılığında bir süre avlanmamalıydık. Zaten küçücük bir alanda yaşamak zorunda kalan hayvanları bir de kürkleri için katletmemeliydik. Havayı temiz tutmak adına katı kanunlar koymalı, araba ve fabrika sayılarını sınırlandırmalıydık. Gerisini zaten doğa kendi iyileştirici gücüyle ve sürdürülebilirliğiyle bir şekilde hallederdi.

Ancak hepsini iş işten geçtikten sonra yapmaya başladık. Nehirde avlanacak balık kalmayınca avlanma yasağı geldi. Koca orman yok olup şehir aşırı sıcaklara teslim olunca ayıp olmasın diye ağaçlandırma yapıldı. Kalan birkaç hayvan korumaya alındı. Bu çalışmalar her ne kadar ümit vaat ediyor gibi görünse de sadece yaşlı bir adamın ölümünü geciktiriyoruz, o kadar. Dünya öksürüyor, ciğerleri iflas etmiş, kanı atıklarla kirlenmiş, derisi taşlaşmış. Bizden sonra en fazla iki nesil doya doya su içer, o da son derece iyimser bir bakış açısı.

Biraz gözümüzü açalım. Kişisel sıkıntılarımızın, kederlerimizin, ülke problemlerimizin ötesinde çok daha ciddi bir tehlikeyle karşı karşıyayız ancak çeşmemizde su hala gürül gürül aktığı için, kafamız bunaldığında göl kenarında ferahlayabildiğimiz için hiçbir şey olmuyormuş gibi davranıyoruz. Zamanı geldiğinde torunlarımız bizim için hiç de iyi şeyler söylemeyecek. Akıllarında sadece kendi dertlerine dalmış, koca yaşlı adamı hiç de umursamayan insanlar olduğumuz fikri yer edinecek. Hani her şeyi gelecek nesil için yapıyoruz ya (!), tüm çabalarımız su ve yiyecek olmadığı takdirde hiçbir işe yaramayacak.

İşte bu konuda son derece karamsarım. Eskiden son derece uyumlu yaşayıp gittiğimiz doğayı kendi ellerimizle ölüme sürükledik. İyiye gitmeyen bir şey varsa o da bu. Hep birlikte bir bilince ulaşmadığımız sürece de iyileşmek pek mümkün görünmüyor.

YORUMLAR

  • 0 Yorum