• Reklam
Reklam
Reklam
Betül SARAY

Betül SARAY

Madde. Eşya. Alet. Araç.

14 Şubat 2018 - 10:09

Kısacası hayatımızı devam ettirebilmemiz için gerekli temel malzemeler. Maddeye yüklenen anlamın insan hayatı içerisindeki gelişimine baktığımızda karşımıza dalgalanmalar çıkar, yani öyle “Eskiden herkes eşyalarını temel ihtiyaç düzeyinde kullanıyordu, şimdi varsa yoksa hava cıva…” şeklinde beylik cümleler kurmamıza gerek yok. Topluluklar kurulmaya başlandığından beri en çok ve en gösterişli mallara sahip olanlar üst düzey insanlar olarak görülürdü ve bu konuda değişen pek bir şey de yok.

Madde her zaman çok önemliydi, ancak ona yüklediğimiz anlam ve onu yaşam amacımızda nereye koyduğumuz farklılık gösterebilir. Şöyle bir genellemeye rahatlıkla ulaşabiliriz ki, fiziksel dünyanın içerisine fazla gömülmüş insanlar maddeye en çok önem verenler olarak karşımıza çıkar. Yaşamdaki amaçları çevrelerini kaliteli malzemelerle (ev, araba, kıyafet, aksesuar…) sarmak ve zaman geçtikçe de enerjisini bunları yenilemeye harcamak olan insanların anlamı sadece dokunabildiği ve görebildiği şeylere yüklediğini fark ederiz. Bu maddeler –kendince- dokunamadığı ve göremediği şeylerin de değerli olmasını sağlar. Hiçbir insanın, ruhunu veya iç dünyasını tamamen saf dışı bırakarak maddeye yöneleceğini düşünmüyorum. Herkes eninde sonunda bir şekilde ruhunu da korumaya almak istiyor ve bunun için farklı yöntemler deniyor. (Ancak bu çok daha ayrı bir konu)

Olmazsa olmaz dediğimiz, yaşamımızın iplerini elinde tuttuğuna inandığımız maddeleri şöyle bir incelediğimizde fiziksel olana harcadığımız yoğun enerjiyi de görebileceğiz. En basitinden porselen bir kahve fincanını ele alalım ve bir kahve fincanından beklenen en temel özellikleri sıralayalım: Kahveyi içinden sızdırmamalı, sapından rahat tutulmalı, yeterince kahve alabilmeli, kırık bir yeri olmamalı. Bu özellikleri sağlayan bir kahve fincanı kullanım amacına gereği kadar hizmet ediyor diyebiliriz. Geri kalan her özellik (rengi, deseni, markası, fiyatı, birden fazla oluşu) fincan sahibinin kişisel özellikleri ve beklentilerinin çokluğu doğrultusunda değişiklik gösterecektir. Böylelikle eklenen özellikler giderek gerçek ihtiyaçlar olmaktan uzaklaşır ve fazlalığa dönüşürler.

Bu, gayet sıradan bir kahve fincanıdır ve hayatımızda aslında çok büyük bir yere bile sahip değildir. Bir de bunu her gün kullandığımız diğer yüzlerce maddeye uyarladığımızda aslında zihnimizi gereksiz yere meşgul eden fazlalıkların çokluğunu da fark edebiliriz. Yatak örtüsünün el yapımı işlemeleri, araba koltuğunun derisinin kalitesi, çay kaşığındaki kuş desenleri, ayakkabının gümüş işlemeli bantları… Bu liste uzar da gider. Ve maddedeki bu özelliklere ihtiyacımız olduğuna o kadar inanmışız ki isteklerimizle ihtiyaçlarımızı ayırt bile etmeyi bilmiyoruz, böylece bize hizmet etmesi gereken maddelerin peşinde paramızı, emeğimizi, en önemlisi de o çok değerli zamanımızı harcıyoruz.

Bu doğrultuda sadeleşmeyi özendiren minimalizmakımının hayatımızda daha fazla yer etmesi gerektiğine inanıyorum. Ha, bunu görebilmek için Avrupa veya Amerika’dan ilginç isimli akımlara kadar gitmemize hiç gerek yok aslında. Dinimiz yaşamımızı sadeleştirip ruhumuzu zenginleştirmemiz gerektiğini her defasında zaten dile getiriyor. Az uyu, az ye, az konuş da bunun temeli değil mi zaten? Müslümanlıktan önceki felsefi akımlara baktığımızda görünüşün arkasındaki gerçekliğe ulaşma çabasını, fiziksel dünyaya çok önem verenlerin ruhunun da zamanla köreldiğini görmüyor muyuz?

Dünya, hizmetimizde olan maddelerin çok daha ötesinde bambaşka anlamlara sahip ve bu anlamlara giden, açılmayı bekleyen binlerce kapı var. Böyle bir dünyada pahalı bir yemek takımının bir parçasının kırılması sizce ne kadar önemli olabilir?

 

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum