• Reklam
Reklam
Reklam
Betül SARAY

Betül SARAY

Hiçbir Şey ve Hiç Kimse

28 Kasım 2017 - 10:51

Kalabalık. Herkes, her şey çok kalabalık. Hepimiz çok fazlayız.

            Artan dünya nüfusu değil elbette bahsettiğim. Kendi içimizdeki yoğunluktan ve bu yoğunluğu bir türlü idare edemeyişimizden bahsediyorum. Hem zihinsel, hem de maddesel olarak o kadar sıkış tepiş bir hayat yaşıyoruz ki patlamak üzereyiz.

            Bunu yaparsam insanlar ne düşünür? Kendimi nasıl sevdirebilirim? Nasıl konuşursam kültürlü olduğumu belli ederim? Hayatımda her şeyi yoluna koymak için nasıl bir yol izlemeliyim? Ne yaparsam daha fazla kıskanılırım? Herkesin bana bakması nasıl mümkün?

            Daha fazla kıyafetim olmalı. Daha pahalı ve şık. Evim daha geniş olmalı. Arkadaşlarım çoğalmalı. İşyerindeki konumun daha yüksek olmalı, daha çok para getirmeli. Daha fazla insan beni fark etmeli. Ev eşyalarımı çoğaltmalıyım, o dergidekinden bende de olmalı. Telefonum, arabam, kol saatim hep en son çıkandan olmalı. Aşağısı kurtarmaz. Her yaz öyle yerlere gitmeliyim ki dolu dolu yaşadığım anlaşılsın. Hedeflerim daha yüksek olmalı. Kaliteli insanlar hep en iyisini ister…

            Görüyoruz ya, hem toplumsal alanda hem de kafamızın içinde verdiğimiz savaşta ruhumuz bir köşede sıkışmış vaziyette biraz nefes almak için çırpınıp duruyor. Yaşamımızda öyle standartlar yakalamaya çalışıyoruz ki bu hedef doğrultusunda aslında ne yapmaya çalıştığımızı bile tam olarak bilmiyoruz. Aslında içimizde bir yerlerde bir huzursuzluk, boşluk hep var. Topladığımız ilgiyle ve biriktirdiğimiz eşyalarla kapanmayan bir boşluk.

            İşte böyle buhranlı zamanlarda biraz nefes almamızı sağlayacak bir kelime: sadelik. Yemekte, giyimde, ev eşyalarında sadelik.

            Yemekte sadeleşsek mesela. Midemizi son derece yağlı, tuzlu, asitli yiyecek-içeceklerle yormayı bırakıp onu biraz dinlendirsek.

            Kıyafetlerimiz, görüntümüz de sadeleşse. Birkaç gün düz renk bir kot-tişörtle dolaşsak. Makyajı, parfümü, takıları, parıltıyı biraz azaltsak. Kıyafeti temel ihtiyaç düzeyinde kullansak.

            Yaşadığımız yer sadeleşse. Bir süre hiç ev eşyası almasak. Vitrinde bir misafir çay bardağı takımı eksik kalsa, ya da avizeler parıldamasa. Evimizde kendimizi misafir sayıp bütün eşyaları kendi kullanacağımız şekilde ayarlasak.

            Arkadaşlıklarımız da sadeleşse (ama basitleşmese). Bir gün sadece oturup onları dinlesek. Cevap verip üste çıkma yarışına girmeden, gerçekten dinlesek yani. Kendimizi belli etme telaşına kapılmadan, sadece anlamaya çalışsak. Yanlarında olsak. Kaygıları bir kenara bırakıp hep beraber öylece gülsek.

            Zihnimizi sadeleştirsek. Bir süreliğine olsun başkalarının ne düşündüğünü, yarın ne giyeceğimizi, gelecek kaygılarını ve geçmiş acıları bırakıp sadece an’ın içinde olabilsek. Yaşadığımız an’a şükretsek, sahip olduklarımıza.

            Kısa bir süreliğine hiçbir şey ve hiç kimse olsak. Ama gerçek anlamda yaşasak. Fena olmaz mıydı?

YORUMLAR

  • 0 Yorum