• Reklam
Reklam
Reklam
Betül SARAY

Betül SARAY

Eskiden daha güzeldi...

15 Ekim 2017 - 11:42

Eskiye olan bitmek bilmeyen özleme hepimiz aşinayız. Günlük yaşamımız son derece olağan devam ederken bir anda o uzaklara dalma ve eskiyi yad etme durumu hayatımızın ayrılmaz bir parçasıdır.

            Peki eskiden daha mı iyiydi her şey?

            Herkesin farklı yaşamlardan geçtiği gerçeğini de göz ardı etmeden, eskiden her şeyin daha iyi olduğu algısının son derece yanıltıcı olabileceğine değinmek istiyorum. Yaşamımızda olup bitenlerden değil, anılarımızın zihnimizde bıraktığı izlerden ve bakış açımızın zamanla nasıl değiştiğinden/daraldığından bahsedeceğim biraz.

            Öyle ki, eskinin hep daha iyi olduğu ve değerlerimizin yıllar geçtikçe unutulduğu görüşü insanları endişelendirmekte. Gençliğin bozulduğu, saygının artık öneminin kalmadığı, insanlığın büyük bir karanlığa ilerlediğine inanılıyor. Her geçen gün karşımıza çağın vebası başlıklı karamsar bir hastalık yazısı çıkıyor, sorgusuz sualsiz de kabul ediyoruz. Belli başlı değerlerimizin öneminin yitirildiği bir gerçek, bunun kaynağının da yanlış batılılaşma ve teknoloji olduğu öne sürülüyor.

            Karamsarlığa sürüklenmektense şu gerçeği görebilmekte fayda var: İnsanlık tarihinin her dönemine her zaman belli başlı bir çürümüşlük hakim olmuştur. Sonu gelmeyen kanlı savaşlar, barbarlıklar, salgın hastalıklar, cadı olarak görülen kadınlar, ırkçılık, toplu katliamlar… Bugün de bu çürümüşlükler dünyanın farklı yerlerinde farklı şekillerde tezahür etmekte. Yani aslında insanlık hep aynı türden sorunlarla boğuşmakta ve insanlığımızla verdiğimiz mücadele kendini tekrar etmekte. Eski insanlar daha iyi seviyor olabilir, ancak aşk yüzünden ülkeler arasında çıkan savaşları unutmamak lazım. Eski evlilikler daha sağlamdır belki, ancak birçok yaşlımız çok küçükken evlendiği için başlarına ne geldiğini pek de anlayamadıklarını söylüyor. Belki eskiden çocuklar daha mutludur, tabi savaşlarda katledilen çocukları hesaba katmazsanız.

            Bu eskiye özlemin bir de çocukluk boyutu var ki, işleri olması gerektiğinden daha depresif bir hale getiriyor. Çocukken daha mutluyduk… Bunun sebebi çocukken dünyayı olduğu gibi değil de kendi istediğimiz gibi görmemiz olabilir mi? Çocukların zihinsel yapıları, olaylara soyut bir bakış açısıyla bakmalarına engeldir. Haksızlık, umut, kötülük, şiddet gibi olguları bir yetişkin zihniyle gözlemleyip kavrayamazlar. O dönemde alınan yaralar çocuğa son derece farklı biçimlerde yansır. Çocukların iyileşme potansiyelleri de bu doğrultuda yetişkinlerden daha fazladır. Yani çocukken de yukarıda bahsettiğim olumsuzluklar aynı şekilde yaşanıyordu, sadece bunu algılama şeklimiz şimdikinden son derece farklıydı. Öyleyse büyümenin doğal getirisi olan bu bakış açısı değişimi bizi neden bu kadar üzüyor?

            Tekrar belirtmek isterim ki konunun dayanağı olaylar değil olgulardır. Elbette aramızda yaşantısı önceden daha iyi durumda olup şimdi bir yığın zorlukla mücadele eden çok insan vardır. Böyle bir durumda bile yaşamımızın hangi yönlerden daha iyi, hangi yönlerden daha kötü olduğunu sorgulayabiliriz. Ancak insanlığın, hayatın, doğanın hep birlikte bütünüyle kötüye gittiğini düşünmek çok genel bir yargıdır. Ha, illa genel bir yargıya varmak istiyorsak doğanın hiç de iyiye gitmediğini rahatlıkla söyleyebiliriz. Bu da bir başka yazının konusu olsun…

YORUMLAR

  • 0 Yorum