• Reklam
Reklam
Reklam
Betül SARAY

Betül SARAY

Çelişkiler, tutarsızlıklar ve Dengesizlikler

04 Ekim 2017 - 11:16

“İddia ediyorum, dünya üzerinde en değerli ve eşsiz millet Türk milletidir. Neden mi? Çünkü içerisindeki bunca çelişkiye rağmen hayatta kalabilen başka bir millet daha yok.”

Bu cümleler çok değerli hocam Mustafa Koç’a ait. Davranış Bozuklukları dersinde dersin temelini oluşturan bu cümleler, zihnime kazınmış halde durmakta çünkü neredeyse her gün karşımane kadar doğru olduğunu kanıtlayan şeyler çıkıyor.

Çelişkiler, tutarsızlıklar ve dengesizlikler… Yaşamımızdaki dinamizmin ve her koşulda harekete geçme isteğimizin temel enerji kaynakları. Fazla içsel çatışması olmayan, olanların arka planına bakma ihtiyacı duymayan, sorgulamayan insanların dünyaya ne kadar az şey kazandırdıklarını fark etmişsinizdir. Genel bir hareketsizlik halinde yaşayıp giderler ve doğal akışta kaybolmuş halde yaşamları sona erer. Hareketsizliklerinin sebebi dengesizliklerin verdiği enerjiden yoksun kalmalarıdır. Oysa çatışması yüksek olan insan sürekli bir sancı içerisindedir ve bu sancı onu olduğu yerde saymaktan alıkoyar.

Herkesin sahip olması gereken bu çelişkiler baş etme becerimiz olmadığında ruhsal problemlerin başlamasına sebep olur. Tıpkı pillerindeki elektrik enerjisi hareket enerjisine dönüşmeden oyuncak bir arabanın ilerleyememesi gibi, dengesizliklerimizden gelen enerjiyi kendi yararımıza kullanamadığımız takdirde bunların altında eziliriz.

Çelişkiler ve dengesizlikler içinde boğulmadan önce şu gerçeği kabul etmeliyiz: Hiç kimse içinde tek bir kişiyi barındırmaz. Karakterimiz bütün yaşamımızı, hareketlerimizi açıklamak için yetersiz kalır. Dışadönük biri asla her koşulda dışadönük değildir, yalancı biri her koşulda yalan söylemez, iyiliksever biri gerekli koşullar altında zulüm edebilir… Bu örnekler uzayıp gider. Kişiliğimizin değişken oluşunun dengesizliklerle ne bağlantısı olduğuna gelince, iç çatışmalarımızın bir boyutu bir düşünceyi veya davranışı karakterimize oturmamakla ilgilidir. Çevremizce ve kendimizce tanımladığımız bir karakter örüntüsü içinde yaşamımızı şekillendiririz ve buna aykırı bir durumda içsel sorgulama devreye girer: “Çevrem nasıl tepki gösterir?” “Ben genelde böyle davranmazdım…” “Bu sorunu herkese yararlı olacak şekilde nasıl çözeceğim?” “Onu seviyorum ama sevdiğimi direk söylemem yanlış olur.” “Dinimiz böyle söylüyor. İnançlarıma aykırı davrandım.” “Bugüne kadar hiç bu şekilde davranmamıştım. Şimdi kendimle nasıl yaşayacağım?” “Aslında her şeyi bırakıp gitmek istiyorum ama gidemem işte.”

            Uygun koşullar altında farklı davranışlar sergileyebileceğimizi kabullendikten sonra da çatışmaları çözüme kavuşturma çabası başlar. İçsel dengesizliklerle gerilim son derece üst seviyeye ulaşır ve sorunun çözümüyle birlikte kısa süreli bir denge, rahatlama hali yaşanır. Zihnimiz bu rahatlamaya son derece ihtiyaç duysa da çok kısa bir süre sonra yeni bir dengesizliğin baş göstermesi kaçınılmazdır. Etrafınıza baktığınızda yaşamındaki tüm sorulara cevap bulan, sorunları hep sağlıklı bir şekilde çözüme kavuşturmuş ve son derece temiz bir zihinle yaşayan kimseyi göremezsiniz.

Her sorunun çözümü bizi yeni sorunlara, yeni gerilimlere taşır ve yaşam bu şekilde devam eder. Hayatını en dolu yaşayanlar da içinde her daim bir dert taşıyan kişilerdir. Ancak bu dert yaşamına bir anlam katmasını sağladığı ölçüde değerlidir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum