Cumhuriyetin 95.yılında halimiz...
Reklam
Reklam
Reklam
Ali Çiydem

Ali Çiydem

Cumhuriyetin 95.yılında halimiz...

29 Ekim 2018 - 20:02 - Güncelleme: 29 Ekim 2018 - 20:16

Cumhuriyetin 95. Yıldönümü kutlamalarına  Andımız tartışmaları içinde girdik. Ve bu tartışma da öyle kolay rafa kalkacak gibi görünmüyor. Cumhuriyet rejiminin hiçbir kesim tarafından tartışmaya açılmadığı bir durumda tartışma konusu olan şey nedir?

Ekonomi Profesörü Eser Karakaş'ın Sakarya'da AKM de yaptığı bir söyleşinin üzerinden sanırım bir on yıl geçti, belki de daha fazla... Türkiye'nin henüz başörtüsü vs. gibi kısır problemlerle boğuştuğu ve bir çok yasakların devam ettiği AK Parti iktidarının henüz ilk yıllarıydı... O söyleşiden çok iyi hatırladığım bir kaç cümle: "Ülkelerin gelişmişliği eğitim seviyesi ve kişi başına düşen gelirin oluşturduğu refah seviyesi ile ölçülür. Güçlü ülkelerde gösterişli törenler göremezsiniz ama etkilerini bütün dünya ülkeleri üzerinde hissedersiniz. Az gelişmiş ülkeler ise askeri törenleri ve resmi günleri çok görkemli olur. Ayaklarını olabildiğince güçlü bir şekilde yere vurarak yürürler, marşlarını yüksek sesle söylerler. Ama, hem vatandaşlarına sağladıkları refah seviyesi düşüktür hem de etkileri yok denecek kadar zayıftır ve dış güdüme açıktırlar.Cumhuriyetin yüzüncü yılında hâlâ marşlarımızın yüksek sesle söylendiği ve görkemli törenlerimizin olduğu refah seviyesi düşük bir Türkiye ile karşılaşırsak o zaman ben Cumhuriyet rejiminin başarısız olduğunu düşünmeye başlayacağım. "

Tabi bu sözler tartışmaya açık sözler, ama benim düşündüklerime yakın olduğundan olmalı ki aradan geçen bu kadar zamana rağmen hafızamda kalmış. Burada tartışmaya açılan şey aslında Cumhuriyet değil, kısır döngülerde boğulan ve bir türlü Türkiye'nin ilerlemesine izin vermeyen zihniyete bir son verme düşüncesi idi...

Evet, ters giden bir şeyler vardı. 1945'te sona eren İkinci Dünya savaşında neredeyse taş taş üstünde kalmayan Almanya ve Japonya'nın geldiği nokta ile, neredeyse 95 yıldır topraklarında savaş yüzü görmeyen Türkiye'nin geldiği, daha doğrusu gelemediği noktaya bakılacak olursak ciddi bir sorgulama yapmamız gerektiğini kabul etmek zorundayız.

Acaba kısır döngülerden sıyrılıp ülke olarak başımızı kaldırıyor muyuz dediğimiz bir dönemde yeniden andımız gibi benzer bir tartışmada boğulmak üzereyiz. Ve gaza gelmeye müsait garip ülkem, peşinden başka tartışmalar da üretecektir. Bu konuda tecrübeli ve biraz da inatçı olduğumuz konusunda kendimizi defalarca ispatlamış (!) durumdayız. 

Benim için sorun olan andımızın devam edip etmemesi değil, sorun olan asıl şey enerjimizi ülkeye hiçbir katkı getirmeyecek olan tartışmalara vermemizdir. 

Türkiye, Cumhuriyetin yüzüncü yılına doğru giderken 1945 teyerle bir olan Almanya bizden 50 bin işçi daha istedi. Bakalım 100. yılında iş imkanı sağlayamadığımız işçilerimizi Almanya'ya gönderirken, onların da kaliteli arabalarını yüksek bedellerle almaya devam mı edeceğiz? 

Japon ve Alman arabaları ile geldiğimiz okullarımızda, içeride yüksek sesle söylediğimiz andımız bakalım bizi ne kadar daha tatmin edecek?

O kadar dışa bağımlılık muhabbetinden sonra yazıyı da dışarıdan bir sözle bitirelim: "Küçük insanların, büyük gururları olur." (Voltaire) 

YORUMLAR

  • 0 Yorum