Arakan gezisinin düşündürdükleri
Reklam
Reklam
Reklam
Ali Çiydem

Ali Çiydem

Arakan gezisinin düşündürdükleri

06 Eylül 2018 - 01:17

Kurban Bayramı vesilesiyle gittiğimiz Arakan kamplarının bulunduğu Bangladeş, Türkiye'den 7000 km uzaklıkta bir ülke. Uçakla bile 8 saatte ancak varabildiğiniz, Hindistan'ı geride bırakarak ulaşabildiğiniz bir coğrafya...

Yazının konusu İHH İnsani yardım Vakfı'nın kurban çalışmaları vasıtası ile gittiğimiz kamplardaki anılarımız ve gözlemlerimiz değil. Artık Suriye'deki enkaz altından çıkan bebek cesetlerini bile kanıksadığımız bir ortamda, kamplardaki gözü yaşlı insanlar artık bir çoğumuzun maalesef ilgisini bile çekmeyecektir.  

Ülke olarak neden Arakan kamplarındayız? Bu sorunun cevabını belki biraz kurcalamak, meselenin sadece bir yardım çalışmasından mı ibaret olduğunu sorgulamak gerekiyor.

Gazeteci ve yazarlar genelde cevaplar bulmaktan ziyade nedenler üzerine çok kafa yorarlar. Benimki de belki bu refleksle attığım her adım, "Neden?" soruları ile devam etti.

Kamplarda bulunan TİKA'nın aşevinde Mengenli Tarık Usta ekibi ile birlikte 35.000 kişiye günlük sıcak yemek çıkartırken,onu 60 yaşında ailesinden 7000 km uzağa iten sebep ne?

Stratejik olarak Türkiye'nin işine yaramayacak olan bir ülkede Sağlık Bakanlığının en büyük sahra hastanelerinden biri neden kurulur? Çankırılı Yusuf Doktor dilini bile anlamadığı bir çocuk için neden çabalar?

Dünya'nın en fakir ülkelerinden biri olan Bangladeş'in kamplarında Arakanlılara el uzatmanın ülkeye hiç bir ticari katkı sağlamayacağını bile bile Kızılay'ın, AFAD'ın ekonomik kaynakları oraya neden aktarılır?

Dünyanın en büyük STK larından biri olmuş ve milli bir marka haline gelmiş olan İHH İnsani Yardım Vakfı 8000 e yakın evi hiçbir karşılık vermeye mecali olmayan insanlara neden yapar?

Sorular, sorular, sorular... Belki Türkiye'de birçoğumuzun edebiyatını yaptığı, ama benim gidip kalben ilk defa hissettiğim bir cevabı var. Bir çoğunuza mistik gelebilir, romantik söylemler olarak görünebilir, ama Türkiye'nin atlattığı sıkıntıların cevabını bilimsel olarak veremediğiniz bir durumda iman etmek zorunda olduğunuz mecburiyetler karşınıza çıkar ve size başka bir cevap bırakmaz.

"Az sadaka çok belayı def eder." hadisi bir insan için geçerli olur da bir devlet için geçerli olmaz mı? Türkiye'nin siyasi ya da maddi olarak hiçbir zaman karşılığını alamayacağı bir topluluğa yardım ettiği için, bu yardımlar Türkiye'ye bir sigorta, bir görünmez bir kalkan oluşturmaz mı?

15 Temmuz akşamı sıradan insanları kahraman yapan, yüreklerine cesaret verip, darbecilerin kalbine korku salan, pes ettiren bir olayda, yardım ettiğimiz bu insanların payı yok mudur?

40 yıllık bir PKK terörüne ve fitnesine rağmen Türklerle Kürtlerin arasındaki kalbi bağı hâlâ sımsıkı tutan ilahi bir güçte mazlumların nazı yok mudur? 

Amerika'nın ekonomik ve siyasi saldırılarına karşı ülkeyi ayakta tutan, bizi bir kaşık suda boğmak için fırsat kollayan Almanya'yı, Fransa'yı ABD ye karşı bizim yanımıza saf tutmaya mecbur eden sadece siyasi beceri midir?

Türkiye'de sadece söz olarak söylediğimiz "Bu ülkeyi mazlumların duası ayakta tutuyor sözü" benim için Arakan'davücut bulmuştur. Dildeki söz, Arakan kamplarında kalbe inmiştir. Başkasını ikna etmek zorunda olmadığım cevapları bulduğum yerdir benim için Arakan kampları...

"Bu ülkede o kadar fakir varken, bu ülkenin parasını  neden dışarıya aktarıyorsunuz?" diyenlere artık cevap vermek için çabalamıyor, kendimi yormuyorum. Sadece "Anlatsam, anlayamazsın ki..." diyerek gülümseyip geçiyorum.


 

YORUMLAR

  • 0 Yorum