Nazile AKARSU-Sinem MUTAY/ÖZEL HABER

“3 TANE ÇÖKÜNTÜ ALANI VAR”

TÜBİTAK 1001 projesi kapsamında Sakarya özelinde çok önemli bir çalışma yaptıklarını belirten Sakarya Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Öğretim görevlisi Dr. Hasan Karaaslan, “TÜBİTAK 1001 projesi kapsamında Sakarya özelinde bir gravite çalışması gerçekleştiriyoruz. Bu çalışma kapsamında Sakarya havzasında daha önce Japon bilim adamları 2 bin 650 noktadan almış olduğu gravite verisi kapsamında değerlendirme yaptık. Bu değerlendirmeler kapsamında Sakarya havzasında 3 adet çöküntü alanı bulduk. Bu çöküntü alanlarının faylar tarafından kontrol edildiğini gördük. Alüvyon havzalarda bu beklenen bir şeydir. Yaptığımız bu çalışmanın nihai sonuçları henüz yayınlanmadı, bunlar daha eleştirilecek ve hakemler tarafından değerlendirilecek. Değerlendirmelerin ardından biz de sonuçları tam anlamıyla yayınlayacağız. Ama havza da bazı hızlı değişim gösteren sınırlar tespit ettik. Bu sınırlar havza ile ilgili çizgisellikleri veriyor. Bu çizgisellikler havzanın çöküntü alanlarının Kuzey Anadolu Fay Hattına bağlı olan faylardan bahsediyor. Bu alanların havzayı tehdit eden 1943 Hendek depreminin sebebi olduğu düşünülüyor” şeklinde konuştu.

“HAVZA GENELİNDE BİR TEHLİKELİ VAR”

Sakarya alüvyon bir havzanın üzerinde olduğu için deprem tehlikesinin her yerde olduğuna değinen Karaaslan, şöyle konuştu:
“Sakarya’da deprem tehlikesinin olmadığı bir yer yok. Sakarya bir havza üzerinde ve zemini alüvyon toprak. Sakarya havzasında Akyazı, Sapanca’nın güneyi ve Adapazarı’nın merkezinin altında 800 metreye varan koridorların faylarla çevrili olduğunu gördük. Sakarya’da diri fay hattı olarak sadece Kuzey Anadolu Fay Hattı ve onun bileşenleri var. Yeni diri fay çalışmaları kapsamında Hendek ilçesinden Şeyhler köyünden gelen ve Hendek depremini oluşturacak fayın ovanın içinde kaybolduğunu görüyoruz. Ovanın içinde kayboluyor ve bunu göremiyoruz. Sakarya bir havzanın üzerinde oluştuğu için herhangi bir yerin tehlikesinin daha az olduğunu söyleyemeyiz. Tehlikenin ilçeler arasında birbirinden farkı yok, ne yazık ki havza genelinde bir tehlike var. Havzanın herhangi bir yerinde aslında havzanın alüvyon kalınlığı çok etkili bir şekilde deprem ve deprem sonucunu etkiliyor.

“BÜTÜN PARSELLERİN ZEMİN ETÜTLERİ ÇOK ÖNEMLİ”

Bu da bize şunu gösteriyor bütün parsellerin zemin etütleri çok önemli. 2018 yılı deprem yönetmeliği gerçekten çok iyi bir yönetmelik ama buna eklemeler yapılması gerekiyor. Bu yönetmeliğe jeofizik ile ilgili de bölümler eklenmeli, havza üzerinde bütün parsellerde, o zeminin tepkisini anlamak için ayrı çalışmalar yapılması gerekiyor. Bu çalışmaların ayrıca denetlenmesi gerekiyor. Bu çalışmalar sayesinde o zemine ilişkin frekans değerlerini öğrenerek binayı o değerlere göre yapmak deprem sağlığı açısından çok değerli olacaktır”

“SAKARYA’DA ZEMİN HER YERDE DEĞİŞİKLİK GÖSTERİYOR”

Kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında jeofizik mühendislerine çok önemli görev düştüğünü, fakat jeofizik mühendislerinden yararlanılmadığını vurgulayan Karaaslan, konuşmasına şöyle devam etti:
“Kentsel dönüşüm çalışmaları kapsamında inşaat mühendisi arkadaşlarımızın görüşleri çok değerli ama jeofizik mühendislerinin de yer ve zemin yapısı açısından çok önemli. Kentsel dönüşümü belediyeler, şehir planlamacılar, inşaat mühendisler planlar ama, nasıl yapacaklarını, planı nasıl çizeceklerini, zemin yapısına göre kaç katlı bina yapılacağını jeofizik mühendisleri söyler. Türkiye Deprem Bina Yönetmeliğine göre yapılan zemin etütlerinde her tarafa aynı kat verilebiliyor. Ama parsel bazlı etüt yapılmış olsa her yere aynı kat verilmez, çünkü farklılık çıkar. Kentsel dönüşüm yaparken binanın frekansını katalog değerlerden çekiyorlar sorun burada”

Muhabir: Haber Merkezi