banner2

banner1

22.07.2020, 16:43

Özür dilerim…

Gün geçmiyor ki bir trajik olayla daha karşılaşmayalım. Gün geçmiyor ki bir acı haberle daha sarsılmayalım. Pınar’dan bahsediyorum. Pınar Gültekin’den…

Bazı duyguların, olayların önüne sıfat koyup tanımlamak mümkün olmuyor. Bu da öyle bir konu öyle bir duygu. Canice, vahşice, kahpece…

Sormamız, sorgulamamız gereken birçok soru var. Lanet etmek, küfür etmek acıyı paylaşmak önemli belki ama kolay kısmı aslında. Bizim çözüm bulmamız lazım. Bir daha olmaması bu acıların bir daha yaşanmaması adına bulmamız lazım. Çünkü herkes biliyor ki bu son değil. Bu vahşet bu acı maalesef son olmayacak.

Birde bu acı yetmezmiş gibi birileri de var ki nerdeyse kızı suçlayacaklar. Bunu yapan veya yaptıran hangi duygu bilmiyorum. Hangisi daha acı verici bilmiyorum. Vahşeti meşru kılmaya çalışmak mı yoksa bu acıların tekrar edebileceğini bilmek mi?

İşim gereği sıkça kök neden analizi yapıyorum. Bunu özel hayatımda yaşadığım sorunlara karşıda sıkça yapmaya çalışıyorum. Kesin bu’dur diyemesek bile bize cevap için birçok veri ortaya koyuyor. Bu sebeple yazılarımda çok fazla soru sormaya çalışıyorum. Çünkü doğru sorular bizi konunun asıl nedenine yani kök nedenine ve akabinde çözüme götürecektir.

Bu acı olaya 2 pencereden bakmak gerekiyor. İlk pencere şu; cinnet geçiren birinin insanları öldürmesi ilk kez yaşanmıyor. Dünyanın pek çok yerinde cinnet anlarına tanıklık ediyoruz. Ama sonrasında olanları yani öldürdükten sonrasını izah etmek imkansız… Olayları bir kez daha yazıp midenizi bulandırmak istemiyorum.

Ama hangi zihnin ürünü cansız bir bedene bunları yapar?

Hangi inanç bu olanları meşru kılar?

Hangi vicdan bu olanları, kadın öyleymiş böyleymiş diye sebeplere bağlayabilir?

Hangi yasa, hangi kanun bu sebeplerin önüne geçebilir?

İkinci pencere ise; olayı o aşamaya getiren kök nedenleri araştırmaktan geçiyor. Çünkü şunu unutmamak lazım her ne kadar cezaların caydırıcılığı sebeplerin önünde bir engel gibi gözükse de asla çözüm olmayacaktır. Sebepler ne olabilir derseniz;

Ailesinin yetiştirme tarzı mı?

Maddi sıkıntılar mı?

Toplumun ona kıldığı erkek modeli mi?

Reddedilme duygusu mu?

Yada bunların hepsinin dışında gerçek inanç eksikliği mi?

Şu ya da bu demek böyle bir konu özelinde bize yanlış sonuçlar verir. Çevrenizdeki örneklere bakarsanız ne demek istediğimi anlayabilirsiniz. Ak koyunun kara kuzusu misali…

Öyle bir zamandan geçiyoruz ki bu zamanda kadın ya da erkek olmanın çok dışında bir ihtiyaç mekanizması bize hayaller satıyor. Kimse mutlu değil. Evinden, arabasından, işinden, eşinden, arkadaşından, dostundan… Kapılmışız bir hayalin hayaletin peşine bizi nereye sürüklediğine bile bakmıyoruz. Olayların sadece sonuçlarıyla ilgileniyoruz. Ama bizi çözüme kavuşturacak en önemli şey sonuçlara sebep olan noktaları tespit etmek. Ne yaptık, neyden uzaklaştık, ne bedel karşılığı ne satın aldık? Maddesel konulardan bahsetmiyorum. Ruhumuz adeta can çekişiyor bu zamanda. Bedenlere dar geliyor. Bunun sorgusunu da herkesin kendisinin yapması gerektiğini düşünüyorum.

Son olarak; yolda yürürken tedirgin olduğunuz için, çalıştığınız yerde herkesi hep bir acaba ile sorguladığınız için, otobüste, metrobüste korku duyduğunuz için, sırf kadın olduğunuz için bu topraklarda yaşamış olduğunuz korkudan dolayı başta eşim olmak üzere tüm kadınlardan özür dilerim. Umarım şu günlerde kaybettiğimiz, uzak kaldığımız o çatının altında aynı düşünceyle bir gün beraber durabiliriz.

Selametle…

Yorumlar (2)
TAMER işbilir 3 hafta önce
Bende özür dilerim
Fatma kurtdere 3 hafta önce
Mükemmel analiz Tebrikler