banner2

banner1

11.05.2017, 17:37

Mukadder Kınalı...

O gün, yani birkaç gün önce, üniversite hayatımın son sınavına girmek üzere ağzına kadar dolu otobüse bindim. Otobüs sınava giden öğrencilerle doluydu ve önümüzdeki 45 dakikanın epey can sıkıcı olacağı şimdiden belliydi.

Bindiğim andan itibaren gözüm ona takıldı. Arka taraflarda oturuyordu gerçi, aramızda uzunca bir mesafe vardı. Şoförün arkalara ilerleyiniz ısrarları sayesinde adım adım ilerleyip sonunda onun hizasındaki boşlukta yerimi aldım.

3 yıldır neredeyse sürekli aynı otobüste gidip geliyorduk. İndiğimizde de onu fakülte girişine kadar takip ediyor, fakat okulda farklı yönlere dağılmamız sebebiyle hangi bölümden olduğunu asla anlayamıyordum.

3 yıl önce onu ilk görmeye başladığım sıralarda bir gün üzerimde kırmızı bir kaban vardı ve tesadüf o ki hem gidişte hem dönüşte aynı otobüse binmiştik. Bu yüzden dönerken kabanımın rengi sayesinde beni hatırlamasını ummuştum.

2 yıl önce bir gün otobüste yine kulaklığını takmış halde dikiliyordu. Bir süre sonra parmaklarının hayali bir piyanoyu çalmaya başladığını görmüştüm. Yol boyunca parmakları değişik ritimlerde tuşlarda gidip geldi. İlk o zaman ne dinlediğini merak etmiştim. Her ne dinliyorsa, gerçekten de etkilenmiş olmalıydı.

Geçen yıl otobüsten peş peşe indiğimizde yanında arkadaşının olması sebebiyle ilk defa konuşmasını duydum. Akılda kalıcı bir sesi olduğu söylenemezdi.

Her seferinde de izini B bloğun önünde kaybediyordum. Ya dikkatim dağılıyor, ya yanımda biri oluyor, ya da o hızlı bir şekilde kalabalığa karışıyordu.

Eskiden tanıdığım birine çok benziyordu. Sesi, boyu, giyinişi, saçları, gözleri, yanakları… İlk gördüğümde benzerlik karşısında o kadar şaşırmıştım ki yanına gidip konuşmamak için kendimi zor tutmuştum. O günden beri de yaptığım tek şey otobüse bindiğimizde onu izlemek olmuştu. Sanki eskiden tanıdığım kişiyi seyreder gibi, onu aslında tanıyormuşum gibi…

Kulaklıklarını takmış, camdan dışarıyı seyrediyordu. Daha önce hiç bu kadar yakından inceleme fırsatı bulamadığım için kirpiklerinin ne kadar güzel olduğunu o an fark ettim. Tıpkı onun kirpikleri gibiydi.

Acaba ne dinliyordu? Kulaklığını çekip alsam ne duyacaktım? Müzik zevklerimiz benziyor muydu?

Yolculuğun ilerleyen zamanlarında sıkılmış olacak ki kulaklığını çıkarıp başından beri kucağında tuttuğu kitabı araladı: İstanbul Hatırası. Ahmet Ümit’in bu kitabını lisede ödev olarak okuduğumu, üzerinde haç bırakılmış cesetleri, olay yerine herkesten önce dönen katili hatırlıyordum. Kitabın sayfalarını açtığında tanıdık birkaç satır okumayı bekliyordum ki, sayfaların boş kısımlarına yazılmış özensiz cümleler dikkatimi çekti. Konstantinapolis ile ilgili bir şeyler yazmıştı mesela. Cümlelerin arasında gülme işaretlerini, cinayet tarzında tek tük kelimeleri seçebildim. Kitabı bu denli karalamanın kitaba saygısızlık olduğunu düşünen çoğunluğun aksine, bu durum hoşuma gitmişti. Benim de kitaplarımın yarısının sayfaları yazılar ve çiziklerle doluydu. Bu şekilde onlara daha çok kanım ısınıyordu, ne yapayım? Madem kitaplar dostumuz, onların da bizim gibi yıllar geçtikçe yaşanmışlıklar biriktirmesi gerekmiyor mu?

Sayfalar ilerledikçe yazılar azalıyordu. Onca çiziğin arasında koca sayfada altı çizili olan tek bir satır dikkatimi çekti:

“Adı Mukadder. Soyadı Kınalı.”

Yaygın bir alışkanlığın aksine hayata dair dokunaklı tespitler yapan, ya da kuruluş tarzıyla insanın içini ısıtan bir cümlenin değil, bunun altını çizmişti. Adı Mukadder, soyadı Kınalı olan biriyle nasıl bir bağlantısı vardı? Kimdi ki o? Tanıdığı biri miydi? Mukadder adı bana sadece birinin halasını çağrıştırıyordu. Belki de annesiydi.

Ne kadar düşünürsem düşüneyim hiçbir mantıklı açıklama bulamadım. Belki de bir açıklaması yoktu. Belki sadece ismi sevmişti.

(Kolaylık olsun diye ona X, önceden tanıdığım kişiye de Y diyelim)

X’i bu kadar uzun süre takip edişimin elbette yan etkileri de oluyordu, mesela şu anda olduğu gibi onun aslında Y olduğu varsayımına çok kolay kapılıyordum. Dış görünüşlerinin neredeyse tıpatıp aynı oluşu gibi, karakterlerini de aynı farz ediyordum. Bir çılgınlık yapıp onunla konuşacak olsam -Y’nin önceden hep yaptığı gibi- güzel bir gülümsemeyle karşılık vereceğini hayal ediyor, çoğu kez de yanına gidip konuşmanın eşiğinden dönüyordum.

Yapamazdım. Nasıl yapacaktım ki? Ne diyecektim? Merhaba, seni birine çok benzettim de. Y’nin akrabası mısın?

Belki de bu yüzden ona fazla yaklaşamıyordum. İlgimin tek sebebi bu benzerlikti, merakımı körükleyen şey de. Konuşmak için gereken cesaretten yoksun bir şekilde otobüsten indim ve her zaman olduğu gibi arkasından yürüdüm –Çok hızlı yürüyordu.-

Mezuniyeti saymazsak bu, okula son gelişimdi. Kendi içimde başlattığım gereksiz macerayı sonlandırmış bulunuyordum. Üniversite hayatım başladığı gibi sessiz sedasız biterken biraz daha hızlandım ve yanından geçip okula girdim.

Sahi, kim ki bu Mukadder Kınalı?

 

Yorumlar (0)