Dayanma eşiği...


Üniversiteyi bitireli yirmi yılı geçmiş... Günümüzün genç bir insanının yaşına denk gelen bu süreyi, geçenlerde katıldığım bir mezuniyet buluşmasına kadar hiç hesaplamamıştım. Hepimizin genç birer insanken ayrıldığımız günlerden sonra, birer orta yaşlı insanlara dönüşmüştük hepimiz...

İdealimiz ve inancımızdan başka gündemimizin olmadığı zamanlardan, çoluk çocuğa karışmış ve belki de dava dediğimiz şey bir çoğumuz için nostaljik hikayelerden ibaret kalmıştı.

Dün, kendimizi dünyayı değiştirebilecek güçte gören bizler, bugün kendi hayatımızın kontrolünü bile kaybetmiş bir halde etrafa savrulmuştuk.

Milli Gençlik Vakfı bünyesinde bulunduğumuz yılların anılarını konuştuk bol bol... Başımıza buyruk hareket edip,olabildiğince özgür takıldığımız yıllarda çıkardığımız dergi için, o günlerde Refah Partisi İstanbul İl Başkanlığını yürüten Recep Tayyip Erdoğan'dan yenilen fırçayı hatırlayıp gülüştük. Şu anki memur ve koltuğa endeksli, bizi olabildiğince köleleştiren yaşantımızdan sıyrılıp, o anlık maziye sığındık.

Yirmi yıldan fazla geçen zaman; sanırım bizim, sadece yaştan kaynaklanan fiziki yapımızı değiştirmedi. Bir çoğumuzun,üniversite yıllarında edindiğimiz ve dava diye idealize ettiğimiz hazinemizde de kayıplar yaşattı. Belki de bunun o yemekteki en büyük ispatı, on dokuz yıl önce emperyalizmin simgesi olarak gördüğümüz Pepsi Kolaların masalarımızı süslemesiydi. Zaman bir çoğumuzun dayanma eşiğini çoktan kırmıştı !

Milletvekili, işadamı, bürokrat, Belediye Başkanı vb. makamlara ulaşmış olan bir çok arkadaşımız oyunu kuralına göre oynamış gibi görünüyordu. Kendini de tamamen inkar edememenin verdiği sancıyla geçmişin anılarını narkoz olarak kullanıyorlardı mecburen !

İnsanın prensipleri ile ördüğü şahsiyet kalesi, hayatın gerçekleri karşısında oldukça zorlanıyor. Bazen makam, bazen siyaset, bazen de para kazanma hırsı hepimizin dayanma eşiğini zorluyor.

Aynı dava için birlikte ölebileceğimiz birlikteliklerden, aynı koltuk için birbirimizi boğazlayabileceğimiz günlere geldik.Artık dava için ettiğimiz sözler, dilden kalbe inmediği için insanlara tesir etmiyor. 

Önce dayanma  eşiğimiz yıkıldı... Sonrasında düzeltmek için yola çıktığımız bir düzenin parçaları olduk her birimiz...

"Ben hayatımda hiç rüşvet yemedim, çünkü bana kimse beş milyon dolar teklif etmedi" demişti bir dost, kendimizle alay edercesine... Bir çoğumuz girdiği hayat sınavını çoktan kaybetti. Bir çoğumuz da, kaybetmekten zevk alacağı bir gevşeklikle; Temel'in "Allah'ım benu ne zaman bir hatunla imtihan edeceksun !" dediği gibi sırasını bekliyor.