BABAMIN KELİMELERİYLE

Sanayi devrimi ile birlikte “aile bağları” gitgide zayıflarken “birey” öne çıkmaya başlamıştır. Ailenin sahip olduğu imkanlara ihtiyaç duymadan kendi ayakları üzerinde durabildiğini zanneden yeni nesil özgürleştiğini zannederek aileden uzaklaşırken, gelecekteki yalnızlığının temellerini attığını fark etmez bile.

Vicdanın üzerine bir kara örtü serilmiş gibi duran bu durum sanayileşmenin ileri derecede olduğu ülkelerde daha fazla görülen bir sosyal gerçektir.

Bireyler hatalarıyla yüzleşmeyi sevmezler. Çoğu kez yüzleşme yerine uzaklaşmayı hatta yabancılaşmayı tercih ederek kendilerini unutturmak isterler. 

Bu trajik durum;  “insanı düşündürerek değiştirmeyi” amaç edinen sanatın  ilgisiz kalamayacağı bir konudur.

Film ve tiyatro eserlerinin bazı sahneleri vardır ki hafızalarımızdan silinmez. Gerçek hayatta karşılaştığımız kimi durumlarda o sahneler gelir gözümüzün önüne.

İstanbul Devlet Tiyatrosu Müdürlüğünce sahnelen “Babamın Kelimeleriyle” oyununu izlerken kırk yıl önce izlediğim “Narayama Türküsü” filminden sahneler canlandı gözümün önünde.

Japon yönetmen Shohei Imamura'nın yönetmenliğini yaptığı film; üretim gücünü kaybeden yaşlıların değersiz olarak görülmelerine bir isyan olurken yaşlıların içlerine gizledikleri çığlığın sesi gibi yankılanmıştı.

Konusu 19. yüzyılda Japonya'nın uzak bir dağ köyünde geçen film bir Japon geleneğine dayanmaktadır. Bu geleneğe göre, 70 yaşına gelmiş aile bireyleri, aileye daha fazla yük olmamaları için “tanrıyla buluşma” ritüeli kapsamında yüksek bir dağın tepesine götürülerek orada açlık ve soğuktan ölüme terkedilmekteydiler.

“Babamın Kelimeleriyle”  oyunun ana karakteri Don, geçmişi bilinmezliklerle dolu seksen yaşını geride bırakmış yalnız yaşayan bir ihtiyardır. Aklı, hafızasının bir kenarına sakladığı anıları ve kendi yaptığı ahşap evi arasında gidip gelmektedir.  Ailesinden kopmuştur. Bir akademisyen olan oğlu Lou kendisini işine vermiş ailesinden kopuk yaşamaktadır. Don yağmurlu bir günde polis tarafından sokaklarda koşarken bulunur. Polisin araştırmasıyla baba ile Oğul onbeş yıl sonra buluşur. Babasına iyice yabancılaşan Lou bir bakıcı bulup “yük” olarak gördüğü babasından bir an önce kurtulmayı planlamaktadır. Ne var ki her şeye rağmen içinde içindeki insan sevgisini yitirmeyen hastabakıcı Flora; olayların akışı ile birlikte kendisinden başka herkesi ve her şeyi değersiz gören oğul Lou’nun dünyaya bakışını da değiştirecektir.

Justin Young’un yazıp M. Şamil Kafkas’ın yönetmenliğini üstlendiği “Babamın Kelimeleriyle” oyunu bizleri çok düşündürdü. Kendi kişisel çatışmalarını çözmeye çalışan baba ile oğulun köklerine dair yolculuğunu anlatan oyunu izlerken; “acaba bizim sonumuz da böyle mi olacak?” sorusunu sorduk kendi kendimize.  

İletişimin her türlü engeli aşmaya yetecek sihirli bir güç olduğunu gördükçe umutlandık. Umarım bir gün iletişimin gücünün vicdanların üzerindeki kara örtüyü kaldırarak dünyadaki bütün problemleri çözdüğünü görebiliriz.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hüseyin Özden - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haberlisin Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberlisin hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Haberlisin editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberlisin değil haberi geçen ajanstır.



Anket İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için hangi adaya oy vereceksiniz?
Tüm anketler