Sakarya ne şehri?

Kurt sürüye daldı mı hedefine kestirdiğinin peşine gider. “Nasılsa ben güçlüyüm, ortaya dalayım, mutlaka bir tane kaparım” demez.

Bu durum hayatın pek çok alanına uyarlanabilir aslında.

Yakın zamanda başka bir ilden bir arkadaşım ile sohbet ediyoruz. “Sana Sakarya dendiğinde aklına ne geliyor” dedim. “ Sakaryaspor” dedi. O kadar.

Sakaryaspor bizim gurur kaynağımız. Hani “Yensen yenilsen kalbim hep senle” diye bir parçası var ya Athena grubunun. Bizimki de öyle. Yense de yenilse de bizim.

Ama bu kadarcık olması bize yetmeli mi?

Sakarya aslında bir tarım kenti. Şehrin verimli arazilerini anlatmaya gerek yok.

Bir turizm şehri Sakarya. İstersen Akyazı’da yaylaya çık, istersen Sapanca’nın eşsiz güzelliklerinden faydalan, istersen Karasu’dan denize gir. Taraklı’da sakinliği yaşa.

Sanayi şehri Sakarya. Ülkenin en büyük yatırımlarına ev sahipliği yapıyor.

Liman şehri aynı zamanda. Geçmişte edebiyata yön vermiş bir şehir.

Tarih şehri.

Ama arkadaşım sadece “Sakaryaspor” diyebildi. Hepsi bu.

“Peki” dedim “Sakaryalılar sence ne ile geçiniyor?”

“Uzun uzun baktı. Kabağın yetiştiği ye de yenildiği yer de Sakarya’dır” dedim. Hatırladı. Islama köfteyi söylediğimde tadını bilmediğini söyledi. (Kendisine ısmarladım ve gerçekten şimdiye kadar çok şey kaçırdığını itiraf etti.) Fındıktan bahsettim, hayretler içinde kaldı.

Deniz turizmi yapıldığından haberi olmadığını gördüm. “Sakarya’nın denize kıyısı olduğunu biliyorum ama denize girildiğini bilmiyordum” dedi. Dünyanın en uzun kumsallarından birini anlatamamışız yanı başımızdaki insanlara.

Tüm bu anlattıklarıma “Amma da cahil arkadaşın varmış” demek mümkün elbette. Ama başka illerdeki arkadaşlarınıza kendiniz de bu testi yapabilirsiniz.

Sizin ne şehri olduğunuzu başkalarında bıraktığınız izlenim belirliyor. Ben doğdum bittim Sakarya’nın potansiyelini konuşuyoruz. Allah var, yöneticilerimiz her potansiyeli değerlendirmek için gayret ediyor. Her şeyimiz var. Hatta tüm bunları anlatacak kadar kitle iletişim aracımız da var. Ama her birimiz günlük olayların peşine gitmekten gelecekle ilgili ya da şehrimizle ilgili konuları ıskalıyoruz. Biraz da sorumluluğu kendimizde aramamız gerekmez mi?

Konuşurken kitleyi tanımazsanız

Özel bir firmanın basın toplantısında misafir olarak başka şehirden gelen bir arkadaş, basın toplantısını organize eden firmanın bulunduğu sektörde bir yayın organında çalıştığını beyan ettikten sonra, “Yerel gazetecilerin daha dar kapsamlı düşünmesini normal karşılıyorum. Siz milyonluk yatırım yapar, ülke geleceğine yön verirsiniz, onlar ‘bu fabrika kirlilik yapıyor mu’ diye sorgular” falan diye söze girince bir gerginlik olmuştu. Zira ortamda yılların gazetecileri, gazete yöneticileri, şehrin geleceği hakkında söz söyleme yetisi ve deneyimi olan adamlar vardı. İletişim fakültesi mezunları, yerel ve ulusal medyanın temsilcileri de cabası…

Aklımıza şimdi yazarını hatırlayamadığım bir öykü geldi. Sizinle paylaşmak isterim.

Köyden gelmiş bir adam şehirde elleri cebinde yürürken birden yağmur başlıyor. Sel oluyor. Kendini kıyıya çeken adam birden birinin sele kapıldığını görüyor ve insani bir davranışla kendi canını tehlikeye atarak seldeki adamı kurtarıyor.

Tam o esnada kameralar da kayıtta. Adam bir anda akşam haberlerine konu oluyor. Adını sanını bilen de yok. “Selden adam kurtaran adam” diye anılıyor. Günlerce adamın selden adam kurtarma şekli gündem olduktan sonra birileri adamı buluyor ve televizyona çıkıyor. Sonra başka televizyona derken adam işi büyütüyor ve seminerlerden davet alıyor. Selden adam kurtarma teknikleri üzerine kitap yazıyor. Şirke kuruyor, “selden adam kurtaran adam” adında.

Sonunda her fani gibi ömrünü tamamlıyor. Selden adam kurtardığı için de cennete gidiyor.

Cennette meleklerden biri selden adam kurtaran adamı köşede mahzun oturur halde görünce “Hayrola” diyor. “Dünya daha iyi gibiydi sanki” diyor selden adam kurtaran adam. Melek, “Dünyada olup burada olmayan ne var, ne olsa mutlu olurdun” diyor. Selden adam kurtaran adam da “Dünyada seminer veriyordum. Anlatıyor mutlu oluyordum” diyince melek, hemen organizasyonu yapıyor. Genişçe bir kalabalık toplanıyor. Kıdem sırasına göre filan. Şehidinden evliyasına kadar, cennette kim varsa seminere katılmış.

Bizim selden adam kurtaran adam tam kendini sahneye atacakken, melek “Dur” diyor “Ne anlatacaksın?”

Selden adam kurtaran adam, “Meraklanma” diyor, “En iyi bildiğim şeyi, selden adam kurtarma tekniğini…”

Melek, “O zaman seni ikaz etmeliyim, şu baştan üçüncü sırada oturan Nuh Aleyhisselam…”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Münir Ali Kara - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Haberlisin Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberlisin hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberlisin editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberlisin değil haberi geçen ajanstır.



Anket Şehri en iyi kim temsil eder?
Tüm anketler