SEÇMEK/ SEÇEBİLMEK

    Yeni bir gün ve ben şanslılardan, uyanabilenlerdenim. Elimde bir tomar bilet, lunaparkta salıncak arıyorum. Şöyle de diyebilirim aslında:  önemli bir sempozyumdayım, can sıkıntısından uyuklar mıyım, yoksa dinleyip öğrendiklerimle gönenir, çoğalır mıyım, göreceğiz.

    Sabah sabah yüzümü denize döndüm ve ne de  güzel bir gün dedim . Enflasyon yüzde bilmem kaçlara  varmış, her gün gelen zamlarla bel kemiğimiz kırılmış, yarına dair bir umutsuzluk, yapmak istediğimiz işler konusunda güvensiz bir ortam oluşmuş;  sanal dostluklara sığınmaya çalışan yalnız insanlar çoğalmış varsın olsun. Hangi mutluluk veya hangi problem sonsuza değin sürmüş ki.  

       Sanırım hepimizi sarmalına alan ekonomik krizi anlamak için  son 150 yılda yaşanan 14 büyük krize, bir göz atmalıyız. 1879'larda başlayan krizler, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları, 70'lerde yaşanan petrol krizi, 90'larda yaşanan soğuk savaş sonrası dönem, körfez ülkelerine reva görülenler ve korona günleri. Bugünkü krizin sebep ve sonuçları, ancak aradan geçecek belli bir zamanın sonunda netleşecek.

    Bu, bize lanse edilmeye çalışıldığı gibi küresel değil yerel bir kriz. Hangi amaca hizmet ettiğini bilemediğimiz yöneticilerin, bilinçli adımlarıyla geldiğimiz nokta. Tek adam rejimiyle pratik sonuçlar alacağına inanıp parlamenter sistemi hiçe sayan  halkın sebep olduğu tablo. Yaş ve kuru yanıyor beraber. Tahmin edebileceğimiz gibi sistem kendi zenginlerini ve verdiği sadakalarla belli bir oy potansiyelini sağlama aldı. Değişen dengelerin öncü sarsıntılarını yaşamaktayız. "Yaşayacağın deprem ve artçı sarsıntılara karşı önlem al" diye uyarıyor bizleri.

     Geçen gün kardeşim  "abla petrole her gün zam geliyor, yazlığınıza gittiniz iyi güzel ama ya oralardan geri gelemezseniz" diye takıldı bana.

Bir yıl içinde 7 liradan 27 liraya varan akaryakıt fiyatları, aklı eren için elbette endişe sebebi.

Neyse ki tesellisini yaratmakta sıkıntı duymayan bir milletiz. Varsın olsun diyelim. Pazar tezgahları rengarenk, leziz yiyeceklerle dolu. Yağmurumuz kesilmesin, toprağımız erozyonla kaybolmasın, ormanlarımız yanmasın, çiftçimizin gönlü toprağından soğumasın yeter.

    Güllerimizin yanı başına diktiğimiz biber, domates, salatalık fidelerimiz;  saksılara diktiğimiz maydanoz, reyhan ve fesleğenlerle kendimizce açlığa karşı önlem aldık. Balkonumuza saran asmamıza, hemen az ötedeki portakal, limon ve mandalina ağaçlarımıza gözümüz gibi bakıyoruz. Off öyle güzeller ki zaten kim bakmaz kim korumaz onları. Şeker ağaçlarım, benim mutluluk verenlerim.

    Gece, Almanya'da yaşayan bir arkadaşımla uzun bir sohbete koyulduk. Oradaki alım gücünden, yaşam tarzından bahsetti biraz. Konumuz her ne kadar şiir, edebiyat ve çiçekler olsa da bu mevzulara girmemek ne mümkün.

Burada ütüsünü herkes kendisi yapar, ayakkabısını kendi boyar, evini kendi temizler, çöpünü kendi atar, hatta gecenin bir vakti kar yağmaya başlasa kalkar kapısının önünü kendi kürür dedi. Olur da kürümediğin kar birinin düşüp yaralanmasına sebep olsa hastane masrafı adresine postalanır dedi. İşin olmadıkça yollarda asker, polis göremezsin dedi. Olmadık yerlere pusu kurup ceza yazan trafik polislerimiz, elinde tam teçhizatlı silahlarla köprü üzerlerinde yolları taramaya hazır duran polislerimiz içimi acıttı doğrusu.

    Almanya, İkinci Dünya Savaşı sonrası yerle bir olan ülke. Almanya ki pek çok milletin bir arada yaşadığı ülke. 60'larda aldığı işçi göçü ile pek çok garibanın, eğitimsizin, farklı inanç ve görgüdeki insanın yeri yurdu. Bizler aynı toprağı savunduğumuz, aynı düğünde oynayıp aynı acıda yas tuttuğumuz insanlarla geçim ve uyum sağlayamazken onlar kurdukları sistem sayesinde, ilerlemeden de modern yaşamdan da taviz vermeden, güven ortamı sağlayabilmiş.

    1948/51 yılları arasında ABD'nin antikomünist yardım paketi Marshall'dan faydalanan 16 ülkeden biri biz, biri de Almanlar. O yardımı kim nereye kullandı belli. Gerçi çok da vicdansızlık etmek istemiyorum. Kritik bir coğrafyada, basiretsiz yöneticiler seçerek, yapılan güzel şeylerin özelleştirme adı altında yok edilişini sessiz sedasız izleyerek bizler de buna sebep olduk.  

    Kapatılan şeker fabrikalarımız ahı tutacak da reçel yapamadan yaz geçirecek gibiyiz. SEKA Kağıt fabrikasının ahı değil mi, kitap defter fiyatları. Yarın öbür gün taharet için asma yaprağı toplamaya gelmesin kimse, balkonumdaki asmamı elletmem. Şaka bir yana akıl elden gitmeye görsün . Aslında kâr zarar hesabı çok da zor değil. Yatarak ekonomi  büyümez. Boş gezen insan kalabalığına bir bakalım. Emekli, parasızlıktan yüzünden mahallesinde tutsak, evinde içeceği çaya mecbur. Gencin eli kolu bağlı. Ne yapacağını bilemiyor, can sıkıntısı bitmiyor. Çalışalım, çalışalım ama ne yapalım. 

     Seksenler... Yer İçerenköy. Tekstilde altın çağlar. Evinde oturan kadınlar bile bir yandan  çocuğuna bakarken bir yandan atölyelere iş yapıp asgari ücretliler kadar para kazanıyor. Evde düğme dikiyor, ip temizliyor, battaniye işliyor, atkı şapka örüyor. Güney Kore, genç nüfus  birikimini kullanarak büyürken biz heba ettik. On beşlilerin hediye ettiği canım ülkem; doğru eğitilen, üreten, onurlu, gururlu, çalışkan, mutlu on beşlilerin yurdu olabilirdi halbuki.

    Hadi yine denize döneyim yüzümü, göğe çevireyim bakışlarımı. Sonsuz bir umut ve mutluluk görüyorum enginlerde. Yarının dünlerden güzel olduğu bir dünya düşleyeyim. Tarihte yaşananlardan ibret alan, büyük hatalara geçit vermeyen mutlu yaşamlar düşleyeyim. Hata da olmalı elbette ama ne bileyim endişe barındırmamalı. Hangi çiçeği koklasam diye düşünüp dururken karanfil yerine sardunya koklamak yanılgısı olmalı. Maldivleri düşlerken yanlışlıkla Singapur'a düşmeli yolumuz. Ya da Aşk romanı okuma hayaliyle açtığımız kitabın sayfaları, bizi felsefi düşüncelerin kucağına atmalı. Güzel olmalı her şey. Al mı seçsem yoksa mor mu diye düşmeliyiz ikileme. Gerisi iyilik sağlık sonsuz mutluluk olmalı.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Reyhan Karagöz Çetin - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Haberlisin Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haberlisin hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haberlisin editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haberlisin değil haberi geçen ajanstır.



Anket Sizce Türkiye'deki en büyük sorun ne?