banner2

banner1

10.06.2020, 15:27

İzolasyon ve Bağlantı Kurma İhtiyacı

Geçtiğimiz iki buçuk ay boyunca evlerimizdeydik. Herkes bu süreci kendi algı çerçevesinde değerlendirmeye çalıştı. Doğa insanların yokluğunda kendini iyileştiriyor dendi, sosyal medya farklı şekillerde kullanıldı, seminerler canlı yayınlar aracılığıyla yapıldı, öğrenciler kendi öğrenmelerinin sorumluluğunu almaya başladı… Burada kilit noktalardan biri bağ kurmanın hava gibi, su gibi temel bir ihtiyaç olduğunun ve duygusal bağ kurulmayınca çeşitli rahatsızlıkların baş göstermesinin herkes tarafından fark edilmesiydi.

                Öncelikle belirtmeliyim ki yazıma salgından kaynaklı sosyal mesafeyi konu alarak başlamam bununla devam edeceğim anlamına gelmiyor. “Salgın bize kim olduğumuzu hatırlattı. Bu yüzden aslında çok da iyi oldu,” şeklinde rahatsız edici bir iyimserliğe kapılma niyetinde değilim. Salgın ne iyi bir şeydir ne de kötü. Salgının olumlu ve olumsuz sonuçları vardır. Hangi başlıkta incelediğimize göre bu sonuçlar farklılık gösterir.

                Konumuza dönecek olursak kişinin kendisiyle vakit geçirmeyi bilmesi aslında her zaman önemliydi. Ancak etrafımız insanlarla çevriliyken, kendimizi yoğun bir iş temposuna kaptırmışken bunu fark edebilmek ve bir şeyler yapmak pek de mümkün değildi. Kendimize öyle katlanamıyoruz ki ilişkiden ilişkiye koşuyor, sürekli bir sosyal çevrenin içinde bulunuyor, yalnızken bile telefonla birilerini arayıp saatlerce konuşuyoruz. Kişiliğimizi olduğu gibi görüp onunla yaşamayı öğrenmek yerine bunu bizim yerimize başkalarının yapmasını bekliyoruz. Bize katlansınlar, her hareketimizi sindirsinler ama müdahale etmesinler, biz de kendimizi sadece başkaları üzerinden değerlendirebilelim. Birçok yanlış evliliğin, yanlış arkadaşlıkların temelinde yatan gerçeklerden biri de bu aslında.

                Yakın zamanda izlediğim 26 yaşındaki komedyen Daniel Sloss’un Jigsaw adlı gösterisinde bu konuyu daha derinlemesine gözlemleme imkanı bulmuştum. “Birlikte olduğunuz kişiyle gerçekten mutlu musunuz, yoksa yalnız kalmaktan ölesiye korktuğunuz için mi kendinizi onu sevdiğinize inandırdınız?” sorgulamasını çok isabetli şekilde yapmıştı. Eğer bu sorgulamayı yapmaktan köşe bucak kaçıyorsak bir yerlerde sıkıntı var anlamına geliyordu. Cevaplarından korktuğumuz sorulardan kaçarız.

                Evden çıkamadığımız şu iki buçuk ayda kendimizle vakit geçirmeye mecbur kaldık. Sosyal ilişkileri çok güçlü olmayan, daha çok kendi halinde kalmayı alışkanlık haline getirenlerimiz temassızlıktan en az hasar alanlar oldu. Bir de “Üretken olmalıyım, vaktimin her anını değerlendirmeliyim,” telaşına kapılanlarımız vardı. Bahsettiğim “kendiyle yalnız kalamayanlar” kategorisinde daha çok bu kişiler olduğunu düşünmekte haklılık payımız var. Kendi sesimizi dinlemeye o kadar korkuyoruz ki sürekli bir hobiyle, yemekle, temizlikle meşgul olarak zihnimizi meşgul ediyoruz. Sonunda da uyumayla geçmeyecek türden bir bitkinlik, tükenmişlik hissi… Oysa vaktimizi kendimizi daha iyi tanımaya harcasak, ihtiyaçlarımızı görebilsek, daha bilinçli tercihler yapsak daha iyi olmaz mıydı? Sorunlarımızla yüzleşmemiz için yeni tarifler denemek, banyoyu daha iyi temizleme yöntemlerini öğrenmek yeterli mi?

                Peki, tüm bu meşguliyetler normalleşme sürecinde karşılaşacağımız yeni problemler karşısında güçlü durabilmemize yetecek mi?

Yorumlar (0)