banner2

banner1

banner22

Zorlamaya karşıyız!

Eğitim-Bir-Sen Sakarya Şube Başkanı Murat Mengen ve Eğitim-Sen Sakarya Şube Başkanı Yücel Kaçar, aşı olmayan öğretmenlere düzenli PCR testi uygulamasını Haberlisin.com’a özel yaptıkları açıklama ile değerlendirdi.

GÜNDEM 26.08.2021, 10:03 Editör: Ebru Bulut
Zorlamaya karşıyız!
banner48

ÖZEL HABER// NAZİLE AKARSU

ZORUNLULUK DEĞİL TEŞVİK

Milli Eğitim Bakanlığı, 6 Eylül’de okullarda yüz yüze eğitime geçileceğini duyurdu. Okulların yeni eğitim-öğretim yılına hazır olup-olmadığını Eğitim-Bir-Sen Sakarya Şube Başkanı Murat Mengen ve Eğitim-Sen Sakarya Şube Başkanı Yücel Kaçar özel açıklamada bulunarak değerlendirdi. Mengen, “PCR testini zorunluluğunu getirmek insan haklarına aykırı bir durumu ortaya koyuyor.  Doğru bir uygulama olduğunu düşünmüyoruz. Biz aşılamaya ve aşı olmaya karşı değiliz, biz zorlamaya karşıyız. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından aşılamanın teşvik edilmesini talep ediyoruz” dedi.

“OKULLARIMIZ HAZIR”

“Okulların açılma sürecini kolay atlatacağız” diyen Mengen, “Okullar nasip olursa önümüzdeki eğitim yılında açılacak. Yaklaşık iki yıl sonra okullarımız açılacak. Bu yüzden hepimiz çok heyecanlıyız. Okullarımız eğitim-öğretime hazır mı? Milli Eğitim Bakanlığımız okullarımıza pandemi tedbirleri ile ilgili bir yazı gönderdi. Bu yazıya istinaden okullarımız hazırlıklarını tamamlayacaktır. Aslında bu yazılar ara ara okullarımıza gönderilmişti. Dolayısıyla okullarımız daha önce de eğitim-öğretime hazırdı. Pandemideki vaka ve vefat sayılarının artışı eğitimin ertelenmesine sebep oldu. Ama çok rahatlıkla söylenebilir ki, yöneticililerimizin fedakarlıkları, velilerimizin desteği ve öğrencilerimizin heyecanı ile bu süreci kolaylıkla atlatacağız” şeklinde yer verdi.

“SIKINTI YAŞAMAYACAĞIZ”

Mengen, “Okullar açılacak, ama okullar buna hazır mı? Biz sendika olarak ‘Her okulumuzun öğrenci sayısına göre bütçesi olması gerekiyor’ dedik. Hatta 19. Milli Eğitim Şurası’nda da bunu imza altına aldık. Yöneticilerimizin öğrenci, öğretmen ve okulun ihtiyaçları arasında sıkıştırılmaması gerektiğini söyledik. Bu teklif çok değerliydi ve gerçekleşmesi arzu edilen bir teklifti. Ama maalesef bu teklif kabul edilmedi. Sakarya’da okulların açık olduğu süre içerisinde hizmetli personel ile ilgili her hangi bir sıkıntı yaşanmamıştı.  Tabii bu okulların açık olduğu dönemler için geçerliydi. Ama ben pandemi sürecinde okullarımızın temizlik ve hijyen konusunda her hangi bir sıkıntı yaşayacağını düşünmüyorum. Gerek yöneticiler, gerek veli ve öğretmenler ellerinden gelen öz veriyi gösterecektir” ifadelerini kullandı.

“PSİKOLOJİK OLARAK ZORLANDIK”

Öğretim kayıplarının giderileceğini belirten Mengen, “Öğretmenler, öğrenciler ve veliler için zor bir sürecin içerisindeyiz. İki yıllık pandemi ile mücadele dönemi geçti, bu hepimizin psikolojisini bir şekilde zorladı. Okulların açılması, telafisi olmayan eğitim-öğretim kayıplarının giderilmesi açısından yeni başlangıç olacağını düşünüyorum. İnşallah bir sıkıntı olmadan da okullarımız açılır. Pandemi sürecinde fedakarlık göstererek uzaktan eğitim veren öğretmenlerimize teşekkür ederim. Öğretmenlerimizin aşılama sıralamasında öne çekilmesini hep istedik. Salgının ortadan kaldırılmasının en önemli aşamalarından birinin aşı olduğunu her zaman söyledik ve söylemeye devam ediyoruz” dedi.

“ZORLAMAYA KARŞIYIZ”

Öğretmenlerin PCR testi için zorlanılmasına karşı olduklarını dile getiren Mengen, “Bakanlığın aşı olmak istemeyen öğretmenlerimiz hafta da iki defa PCR testine tabi tutulması ve PCR testinin aşıya zorlama amacıyla kullanılmasına karşıyız. Buna karşı olmamamızın sebeplerinden biri hukuksal olarak uygulanabilir açıdan alt yapısının olmamasıdır. Bir süreçten geçiyoruz ve bu sürecin en çok mağdurlarından biri eğitim çalışanlarımız. Özellikle öğretmenlerimizin sevinçli olduğunu, okulların açılmasını beklediği bir süreçte psikolojik açıdan zorlamaya çalışılması ve zorunlu talebin doğru olduğunu düşünmüyoruz. Net olarak söylemek gerekirse aşıyı zorlama adına PCR testinin ön plana çıkarılması çok doğru değildir. Dünya Sağlık Örgütü’nün özellikle hijyen ve havalandırma gibi önlemlerin ön plana çıkarılmasını istediği bir süreçte PCR testi zorunluluğunu getirmek insan haklarına aykırı bir durumu ortaya koyuyor.  Doğru bir uygulama olduğunu düşünmüyoruz. Biz aşılamaya ve aşı olmaya karşı değiliz, biz zorlamaya karşıyız. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından aşılamanın teşvik edilmesini talep ediyoruz” ifadelerine yer verdi.

“BÜTÇE GEREKLİ”

Okulların yeni eğitim- öğretim yılına hazır olup olmadığını değerlendiren Eğitim Sen Sakarya Şube Bakanı Yücel Kaçar; “Yüz yüze eğitim başlamadan alınması gereken önlemler belli. Dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yok. Sınıf mevcutları azaltıldı mı, yeterli öğretmen atandı mı, eğitim için ekstra bir bütçe ayrıldı mı? Bu soruların hiç birine cevap yok” şeklinde konuştu.

“AŞI KARŞITLIĞI RASYONEL DEĞİL”

PCR testi dışında virüsün anlaşılamayacağını belirten Kaçar, “Aşı karşıtlığını rasyonel ve makul bulmuyorum. Sakarya’da aşı olan öğretmenlerle ilgili bilgimiz yok. Milli Eğitim Müdürlüğü bir istatistik tutuyor mu bilmiyoruz. Bu bilgi bizimle paylaşılmadı. Türkiye çapında yüzde 71 oranında öğretmen birinci aşıyı olmuş durumda. En az bir aşı yaptırmış öğretmen sayısı ise yüzde 80’lerin üzerinde. Bu bilgiler ışında şunu söyleyebilirim. Açıkçası aşı karşıtlığını anlamış değilim. Topluma önderlik eden, çocukları aydınlatan öğretmenlerin bu karşıtlığı sürdürmelerini anlamıyorum. PCR testinin zorunlu olmasını değil de, bir kampanya yoluyla yapılmasını tercih ederdik. Bir grup insan hala aşı olmuyorsa, biz onların virüs taşıyıp-taşımadığını bir şekilde öğrenmek zorundayız. Dolayısıyla bunun için PCR yapılması gerekiyor. Bunun dışında virüs taşıyıp-taşımadığını bilemeyiz. Elbette herhangi bir şeyin insanlara zorunlu olarak yaptırılması çok hoşa giden bir şey değil, ama halk sağlığını korumak için de bir takım tedbirler almak gerekiyor” dedi.

“OKULLARA BIRAKILDI”

Okulların kendi kendine bırakıldığını belirten Kaçar, “Milli Eğitim Bakanlığı okulların koronavirüs salgınında okullarda alması gereken tedbirlerle ilgili bir yazı yayınladı. Bu yazı bakanlığın tedbirler konusunda hangi aşamada olduğunu gösteriyor. Yeni bakanımız 6 Eylül’de okulların açılacağını söylediği gün, ‘Bütün önlemleri aldık ’dedi. Ama hangi önlemleri aldıklarını söylemedi. Dünyada okullar açılırken ‘Biz şu önlemleri alarak okulları açıyoruz’ dediler ama Türkiye’de sadece ‘Biz önlemleri aldık’ dendi. Tamam, önlemleri aldınız da bu önlemler ne bunu açıklamadınız. Milli Eğitim Bakanlığı’nın yaptığı açıklama şunu gösteriyor, ‘Biz hiçbir önlem almadık, hiçbir şey yapmadık. Önümüze bakacağız ona göre hareket edeceğiz.’  İkincisi ve daha kötüsü, ‘Biz ne yapacağız, hangi önlemleri alacağız bilmiyoruz’ demektir. Kısacası Milli Eğitim’in gönderdiği bu yazı diyor ki ‘Ben okulları açacağım, siz başınızın çaresine bakın.’ Önlem almayı okul yönetimine, velilere ve öğretmene bırakıyor” ifadelerini kullandı.

“YENİDEN KEŞFE GEREK YOK”

Eğitimde çok fazla sıkıntı olduğunu dile getiren Kaçar, “Yüz yüze eğitim başlamadan alınması gereken önlemler belli. Dünyayı yeniden keşfetmeye gerek yok. Sınıf mevcutları azaltıldı mı, yeterli öğretmen atandı mı, eğitim için ekstra bir bütçe ayrıldı mı? Bu soruların hiç birine cevap yok.  Eğitime ayrılan bütçenin dışında hijyen, havalandırma, görevli için ekstra bir bütçe ayrılması gerekiyor. Bütün bunların bilinmemesi bakanlığın bilinçli olarak bu yolu tercih etmesinden kaynaklı. Bakanlık neden böyle bir yol tercih etti? Kamu okullarının yüz yüze eğitime hazır hale gelmemiş olması, niteliğinin düşmesi velileri özel okullara yönlendirir. Bu da eğitimin ticarileştirilmesini sağlar.  Okullarda hizmetli memur yok. İŞKUR’dan, taşeron firmalardan eleman alınıyor. Bin TL’ye köle koşullarında personel çalışıyor. Şu an eğitimde o kadar çok sıkıntı var ki; atanamayan öğretmenler, sözleşmeli öğretmenler, velilerin özel okulların insafına bırakılması gibi bir sürü sorun var” dedi.

“PSİKOLOJİK DESTEK VERİLMELİ”

Pandemi sürecinde öğrencilerin çok fazla şeye şahit olduğunu aktaran Kaçar, “Okullar hazır mı diye konuşuyoruz, ama peki çocuklar hazır mı? Geçen yılın Mayıs ve Haziran ayından beri telafi eğitimi konuşuluyor.  İki yıllık açık 20 günlük, bir aylık telafi programıyla kapanacak bir açık değil. Akademik açıkla ilgili ciddi olarak bir çalışma yapılması gerekiliyor. Açık en az bir yıla yayılarak genel müfredatın içine koyularak yapılması gerekiyor. Bu çalışma en az bir yıl içerisinde yapılabilir. Çocuklara bu süreçte psikolojik olarak destek verilmesi gerekiyor. Çocuklar artık her şeyin sonunu ölüme ve salgına getiriyorlar. Bu süreçte çocuklar yakınlarını kaybetti. Belki annesini, babasını kaybetti. Bu süreçte çocukların psikolojisi hiç düşünülmedi” şeklinde konuştu.

Yorumlar (0)