banner2

banner1

banner22

Onlar rakam değil kadın!

Bugün 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü. Haberimizde çok güzel şeylerden bahsedip, kadınların ne kadar değerli olduğunu görebilirdik, ama biz kadınların görünmeyen veya görülmek istemeyen acılarını görmek istedik.

GÜNDEM 08.03.2021, 14:20 Editör: Ebru Bulut
Onlar rakam değil kadın!
banner48

ŞÜPHELİ ÖLÜMLER YÜKSEK

2020 yılında 300 kadın cinayeti işlendi, 171 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulundu. Öldürülen 300 kadından 182’sinin neden öldürüldüğü tespit edilemedi. 22’si ekonomik, 96’sı da boşanmak istemek, barışmayı reddetmek, evlenmeyi reddetmek, ilişkiyi reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak isterken öldürüldü. 2021 yılının Ocak ayında 23 kadın öldürüldü. 23 kadından 16’sının neden öldürüldüğü tespit edilemedi. 2’si ekonomik, 5’i de boşanmak istemek, barışmayı reddetmek, evlenmeyi reddetmek, ilişkiyi reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak isterken öldürüldü. Şubat ayında ise 33 kadın öldürdü. En az 57 kadına şiddet uygulandı. En az 104 kadın da fuhşa zorlandı. Kadınlar en çok ateşli silahlarla öldürüldü.

“100 ÇOCUKTAN 15 EVLİ”

Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu Türkiye ve Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, son 25 yılda yapılan çocuk yaşta evlilikleri mercek altına alan bir rapor yayımladı. Buna göre şu an 18-45 yaş arasında olan her 5 kadından biri çocuk yaşta evlendirildi. Üstelik yine çocuk yaşta anne oldular. UNFPA, Türkiye Üreme Sağlığı Program Koordinatörü Gökhan Yıldırım, "Son 25 yılda yapılan 6 büyük araştırmanın tematik analizini yaptık. Türkiye’de çocuk yaşta evliliklerin son 10 yılda yerinde saydığını öğrendik. Şu anda halen 100 çocuktan 15'i çocuk yaşta erken ya da zorla evleniyor. Her 10 çocuktan 9'u evlendirilen bu yaş grubunda “Hayır ben 20 yaşından sonra evlenmek istiyorum” ifadelerini kullandı.

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ

Tam adı Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi olan İstanbul Sözleşmesi, 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul'da imzalandı. Avrupa Konseyi tarafından desteklenen ve taraf devletler için bağlayıcılığı olan İstanbul Sözleşmesi'ni ilk imzalayan ülke Türkiye oldu. Ardından 24 Kasım 2011'de parlamentosunda da İstanbul Sözleşmesi'ni onaylayan Türkiye, bunu meclisine taşıyan ilk ülke olma özelliğine da sahiptir. İstanbul Sözleşmesi'nin taslağı Birleşmiş Milletler nezdindeki uluslararası birçok antlaşma ve tavsiye metinlerinin değerlendirmesi sonucunda hazırlandı. Bu sözleşmenin giriş kısmında şiddetin neden ve sonuçlarının yarattığı menfi durumlar değerlendirilirken, kadına yönelik şiddetin tarihsel bir olgu olarak cinsiyet eşitsizliği ekseninde doğan güç ilişkilerinden kaynaklandığına değinilmektedir.

SÖZLEŞME UYGULANSIN

Sözleşmede kadına yönelik şiddet insan hakkı ihlali olarak değerlendirilirken, şiddet, cinsel istismar, taciz, tecavüz, zorla evlendirilme, erken evlendirilme ve namus cinayetleri gibi durumların kadınları toplumda öteki durumuna getirdiği vurgulanmaktadır. Bu süreçte psikolojik şiddet ve ekonomik şiddet ibareleri de İstanbul Sözleşmesi'nin kapsamına dahil edilmiştir. Bu sözleşmede cinsiyet, cinsel yönelim, cinsel kimlik, yaş, sağlık durumu, engellilik durumu, medeni hal, göçmenlik ve mültecilik gibi durumlarda ayrımcılık yapılmamasının gerekliliği vurgulanmaktadır.

SESSİZ ÇIĞLIKLARIN HİKAYESİ

Erken yaşta evlilik bugün birçok ülkede üzerinde görüş birliğine varılan bir sosyal problem. Erken yaşta evlendirilen ve şiddete maruz kalan çocuk gelinler hikayelerini anlattılar. Çocuk yaşta evlendirilen ve şiddetin neredeyse en kötüsünü gören çocuk gelinler, “Çocuk yaştayken bebeğimiz oldu ve onlarla evcilik oynadık” dediler.

“ÇOK CANIM YANDI”

15 yaşında anne olduğunu belirten çocuk gelin, “Kendisinden 12 yaş büyük, hiç tanımadığı biriyle zorla evlendirilmiş, genç yaşında anne olmuş bir kadınım. Önce ölmek istedim. Ancak engel oldular. Aşkı tatmadan, sevgiyi yaşamadan, çocukluğumu bilemeden 14’ümde evlendirildim, 15’imde anne oldum. Kendimi şimdiden yaşlanmış hissediyorum. Hayatım bitmiş, tükenmiş gibi sanki. Benim hayatım söndü, ama lütfen başkaları kızlarını evde gereksiz boğaz olarak görüp, satar gibi evlendirmeye kalkışmasın. Ne çok can yaktıklarının farkında değiller mi?” dedi.

“KÜÇÜK YAŞTA ANNE OLDUM”

“15 yaşında iki çocuk annesi oldum” diyen çocuk gelin, “Evlendiğimde çok küçüktüm, 13 yaşımda evlendim. Çocukluğumu hiç yaşayamadım. Şimdi iki çocuğum var. Eşimden de, kayınvalidemden de çok çektim. Eşim benden 10 yaş büyüktü, önceleri ailesi de istemedi beni. Şiddet görüyordum, öyle geçti günlerim. Şimdi böyle değil, geçti; ama tabii geçen de benden geçti. Yıpranan, ezilen ben oldum. O kadar şiddetten sonra artık psikolojim bozulmuştu, bir sene boyunca yattım, antidepresanlar kullandım. O dönem aklıma hep kötü şeyler geliyordu, korkuyordum, evi terk etmek istiyordum. Çok bunalmıştım, çünkü evde huzur yoktu. Ama çocuklarım vardı, onları bırakıp gidemiyordum. 14 yaşımda ilk çocuğumu 15 yaşımda ikinci çocuğumu doğurmuştum. Yaşım küçüktü, ama ben onları büyütmek zorundaydım” dedi.

“ASIL ACİZ DÖVENDİR”

Başka bir çocuk gelin ise; “Ailem de yanımda olup sahip çıkmadı. Evinde dur, idare et dediler. Ben de mecbur orada kalmak zorunda kaldım, gittin bir kere, çekeceksin. Çocuklarım büyüyünce artık dayak kesildi ama ben yıprandım, olan oldu. Çocuklarım 23-24 yaşlarına geldiler. Şimdi kızım öğretmen, o okudu, kendini kurtardı, neyin ne olduğunu biliyor. Benim gibi olmayacak. Onlar için mecbur çektik bunları. Ben onları bırakıp gidemedim, yapamazdım. Onlarla birlikte büyüdüm, arkadaş olduk. Kadına yönelik şiddete kesinlikle karşıyım, kız çocuklarının mutlaka okuması gerekiyor, ayaklarımızın üzerinde durabilmeliyiz. Eziliyoruz, hala kendini kurtaramayan, büyük acılar çeken kadınlar var. Şiddet kabul edilebilir bir şey değil. Döven de zaten aciz olandır bence” ifadelerini kullandı.

“TECAVÜZE UĞRADIM”

7 yaşında daha dünyası başına yıkılan ve taciz mağduru ve çocuk gelin A.S., “Ben 7 yaşında amcamın oğlu tarafından tecavüze uğradım. Bu tecavüzü aileme anlatmaya çalıştım, ama bana inanmadılar. O yüzden beni 12 yaşımda evlendirdiler, ama maalesef evlendiğim kişi beni çok dövdü. Çok ölmek istedim ama maalesef cesaret edip öldüremedim kendimi. 14 yaşında hamile kaldım. Sokakta yaşıtlarım oyun oynarken ben evde yemek yaptım. 15 yaşında anne oldum, daha ben çocukken anne oldum. Çocuk bakmayı, emzirmeyi bilmiyordum ama öğrendim, öğrenmek zorunda kaldım. Hem çocuk bakarken, hem de ev işlerini yapıyordum” dedi.

“KIZIM OKUSUN DİYE”

A.S., “Okuma yazmam yoktu pek fazla dışarı çıkmazdım. Bir pazara giderdim onda da kocam olacak adam para verirse. Vermediği sürece ondan beklerdim eve bir şeyler getirsin de yemek yapayım diye. Bazen evde güzel yemek olmayınca beni çok kötü döverdi. Çok hastalandım yataklara düştüm, ama çocuğum için katlandım. Benim hayatım söndü ama kızım için hep dayandım, benim yaşadıklarımı kızım yaşamasın diye uğraştım. Kızım okudu üniversiteye gitti. Babası kız çocuğu okumaz diye çok engellemeye çalıştı ama ben kızım okusun diye elimden geleni yaptım” ifadelerini kullandı.

“SÖYLEYECEK ÇOK SÖZÜMÜZ VAR”

Eğitim-Sen Sakarya Şubesi Kadın Sekreteri Yasemin Hacıeyüpoğlu, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için gazetemize açıklamalarda bulundu. Hacıeyüpoğlu, “Şiddet gösteren erkekler saçma, sapan sebepler göstererek iyi hal indirimi alıyor” dedi.

“ŞİDDET MEŞRULAŞTIRILIYOR”

“Günümüzde kadına şiddet her şekilde meşrulaştırılıyor” diyen Hacıeyüpoğlu, “Kadına şiddetin artmasının tek bir nedeni yok, birçok nedeni var. Birincisi şiddet gösteren kişilerin caydırıcı cezalar almaması. Şiddet gösteren kişilerin saçma sapan sebepler gösterilerek iyi hal indirimi alması bile başlı başına teşvik eden durum. Geçen gün izlediğim bir videoda, genç bir delikanlı sevgilisine, ‘Seni burada gebertirim ve takım elbise giyer, mahkemeye çıkarım ceza bile almam’ diyordu. Öfke halinde bile bu bilince sahip olması çok üzücü bir durum.  Erkeklerin kadına şiddet gösterdiğinde en az cezayla kurtulacağına dair bir algı var. İkinci sebep ise şiddet her yerde meşrulaştırılıyor. Televizyondaki dizilerden tutun, sosyal medyadaki paylaşımlara kadar şiddetin bir çözüm olduğu gösteriliyor” ifadelerini kullandı.

“ŞİDDET GÖRDÜĞÜ ERKEKLE YAŞIYOR”

Pandemi döneminde şiddet gören kadınların çoğunluğunun şiddet gördüğü erkekle aynı evde olduğunu dile getiren Hacıeyüpoğlu, “Üçüncü sebep ki bu dönemde şiddetin artışı arasında geliyor. Pandemi sürecinde şiddet gören kadınların yüzde 60’ı yakınları olan erkeklerle aynı evde kalıyor ve bu erkeklerden şiddet görüyor. Şiddete maruz kaldığı zaman ise kaçabileceği bir yer olmuyor.  Beşinci sebep ki sanıyorum bu en tüketilemeyecek olanı. Eril zihniyetin devlet politikası olarak yaşanması, Bugün Türkiye’de kadının yaşama hakkına yapılan bir saldırı söz konusu bir durumdur. Kadın cinayetleri politiktir” ifadelerini kullandı.

“BUNLAR SADECE SAYI DEĞİL”

Hacıeyüpoğlu, “Kadına şiddeti önlemek için bir şey yapılıyor mu diye sorarsanız evet yapılıyor, ama yetersiz.  Her şehirde kadın sığınma evleri var, şiddet önleme merkezleri var. Buralarda çalışan insanlar var, eminim çalışmalarını büyük titizlikle yapıyorlar. Ancak bugün ülkenin büyük bir kesimi ‘kadına şiddet abartılıyor, medya bu işi abartıyor, şişiriyor. Kadına şiddet eskiden de vardı ama görünür değildi’ cümlelerini duyuyoruz. Kadına şiddeti bir sorun olarak görmüyorsanız, çözüm üretebilir misiniz? Türkiye’de 2020 yılı içerisinde 300 kadın cinayeti işlendi. Neredeyse her gün 1 kadın cinayeti işlenmiş. 300 bir sayı değil, istatistiksel bir veri değil. 300 evlat, anne, kadın, abla. Abartılmayacak sayı değilse, abartılacak sayı ne?” dedi.

“SÖYLEYECEK SÖZÜMÜZ VAR”

Hacıeyüpoğlu, “Kadın iş hayatında eskiye oranla daha fazla yer alıyor. Bu erkelerin bize sağlayacağı bir olanak değil, bizim eskiye göre daha eğitimli, daha donanımlı, daha hakkımızdan haberdar olmamızdan kaynaklıdır. Ama mobbinge uğruyoruz. Kadın kimliğimizi saklamamızı istiyorlar, sırf kadın olduğumuz için işe alırken ve terfi yapılırken ayrımcılığa uğruyoruz. Giyimimizle değerlendiriliyoruz, geri planda kalmamız için ellerinden geleni yapıyorlar ve hak ettiğimiz yeri bize bir lütuf gibi sunuyorlar. Kadınların kendilerini özgürce ifade edebilmeleri için özgürce yaşaması gerekiyor. Hiç uzağa gitmeye gerek yok, pencereden başınızı çıkarın ve sokaktan geçen kadınların yüzlerine bakın. Kaç kadının yüzünde tebessüm göreceksiniz? Eğer bir insanın yüzü gülmüyorsa orada ters giden bir şeyler var demektir. Kadının özgürce giyinemediği bir yerde özgürlükten, mutluluktan bahsedemeyiz. Mutlu kadın, özgür bir toplum ve rahat bir yaşam demektir. Kadınları özgürleştirmeden toplumu özgürleştiremezsiniz. Biz kadınlar bu ülkede yaşam mücadelesinin ötesine geçemedik. Yürüyecek çok yolumuz, söyleyecek çok sözümüz var” dedi.

Yorumlar (0)