banner2

banner1

banner22

İlahiyat Fakültesi’nde online konferans gerçekleştirildi

Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Çarşamba Konferansları kapsamında İstanbul Sebahattin Zaim Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ergün Yıldırım tarafından “Ailenin Modernleşmesi ve Cinsiyetin Dönüşümü” konulu bir konferans gerçekleştirildi.

GÜNDEM 02.04.2021, 16:37 Editör: Gizem Demirsoy
İlahiyat Fakültesi’nde online konferans gerçekleştirildi
banner48

Online olarak gerçekleştirilen ve SAU İlahiyat Fakültesi YouTube kanalında canlı olarak yayınlanan konferansın moderatörlüğünü İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Abdullah İnce yaptı. Doç. Dr. İnce, programın girişinde konunun önemi ve Prof. Dr. Ergün Yıldırım’ın biyografisi hakkında bilgi verdi. 

“TARIM TOPLUMU AİLESİ DİYORLAR”

Prof. Dr. Ergün Yıldırım, konuşmasının başında ailenin ne olduğu hakkında açıklamalarda bulundu. Farklı tarihlerde ve toplumlarda ortaya çıkan olgular dikkate alınarak ailenin tanımlandığına değinen Prof. Dr. Yıldırım, “Tarım toplumu ailesi diyorlar. Çünkü tarım toplumunda belirleyici olan olgu tarımdır. Burada tarım toplumu ailesi denildiği zaman tarımla belirlenen, tarımla şekillenen, üretim ilişkilerinin temel alındığı bir aileyi aklımıza getiriyoruz. Veya sanayi ailesi dediğimiz zaman, aslında çekirdek aile bir sanayi aile modelidir. Sanayi toplumunun özellikleriyle biçimlenmiş bir aile kastedilir. Burada yine üretim ilişkileri öne çıkıyor. Sosyologlar üretim şekilleri temele alarak aileleri tanımlıyorlar. Bu aileler hep değişebilme özellikleri sahip olan ailelerdir. Mesela ataerkil aile deniyor, burada da aile tanımlanırken otorite merkeze alınıyor. Ailenin bir otorite etrafında şekillendiği düşünülüyor, bu otoritede de babanın merkez olduğu düşünülüyor ve bu çerçevede tanımlaması yapılıyor.” dedi. Bu tanımlamaların aile denen olguyu belli bir gerçekliğiyle anlamaya katkı sağladığını ancak yetersiz olduklarını belirten Prof. Dr. Yıldırım, “Bu tanımlamalar üretim ilişkilerini ve nesnel iktidar ilişkilerini dikkate alıyor. Oysa ailenin bunları aşan bütün tarihlerde belli başlıklarıyla önemini koruyan yönleri var. Mesela aidiyet duygusu verirler kendi bireylerine. Yine aile insanlara bir dayanışma imkanı sunar. En zor şartlarımızda ekonomik olsun sağlık olsun veya bir kaza başınıza gelsin hemen aklımıza ilk gelen kimdir; annemiz, babamız, kardeşimiz, en yakın insanlarımızdır. Bunlar değişmez olan özelliklerdir.” şeklinde konuştu. Üretim ilişkilerine dayanan aile tanımlarının modern dönem sosyolojisiyle geliştirildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Yıldırım, bu tanımların yetersiz olduğunu ve birtakım problemlerin buradan kaynakladığını söyledi. 

“GRUPSAL AİDİYETİ EN TEMELDE, EN SAHİH BİÇİMİYLE KARŞILAYAN AİLEDİR”

Ailenin üretim ilişkileri, maddi ilişkiler içinde dönüşürken varlığını koruyacağı birtakım yönlerinin olması gerektiğini ve bu bağlamda değerlerin önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Yıldırım, “Mesela vardır ya bizim toplumumuzda; ‘Çocuklarımın başını önüne eğdirmeyeyim.’  Bir baba bu bilinçte olursa, o baba alkolizmden uzak durmaya çalışır, madde bağımlığından, gayr-i meşru ilişkilerden uzak durmaya çalışır. Aile üzerinden kendini kontrol eder. Böyle olmayınca suçlar, kötülükler, yanlışlıklar çok az yansır aileye, o aile daha bir mutlu olur daha bir saadet yuvası olur.” diye konuştu. Prof. Dr. Ergün Yıldırım, konuşmasının devamında ailenin işlevleri hakkında konuştu. “Toplumun çekirdeği ailedir dediğimiz zaman aslında aileler iyi olduğu zaman toplumlarda iyi olur, ailelerde saadet ve mutluluk olduğu zaman toplumda da saadet ve mutluluk olur” diyen Prof. Dr. Yıldırım, ailenin tarihsel olarak edindiği ve her zaman edindiği fonksiyonlar olduğunu söyledi. Ailenin tarihsel olarak edindiği fonksiyonların değişebildiğini belirten Prof. Dr. Yıldırım, “Diyelim ki tarım toplumunda aile çocuğuna meslek öğreten bir fonksiyona sahipti. Modern dönemde artık ailelerin meslekleri öğreten fonksiyonları kalmadı. Meslek okulları var, dışardan fabrikalar var, üniversiteler var. Yine öte yandan değişmeyen ve her zaman geçerli olan fonksiyonları var ailenin. Örneğin; tabii kolektif aidiyet duygusunu kazanma ve ifade etme. O kadar önemli ki, insan ne kadar özne birey olursa olsun, bir gruba aidiyet ihtiyacını hisseder. Hepimiz diğer insanlara ihtiyaç duyarız; yardımına ihtiyaç duyarız, üzüntümüzü paylaşmasına ihtiyaç duyarız. Biz ne kadar özne düzeyi yüksek olursak olalım yine de grupsal aidiyetlere ihtiyaç duyarız. Bu grupsal aidiyeti en temelde, en sahih biçimiyle karşılayan ailedir.” dedi.

“OTORİTE, OTORİTER OLURSA PROBLEMDİR”

Ailenin ayrıca çocuk yetiştirme, tedrisat, terbiye gibi fonksiyonları olduğuna ve ailenin bu fonksiyonlarının azaltıldığına dikkat çeken Prof. Dr. Yıldırım, “Bu fonksiyonlar azaldığı zaman çocuğun yetişmesi üzerinde başka faktörler devreye giriyor, onlar etkili olmaya başlıyor.” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Yıldırım, modernleşmeyle beraber anne ve babanın etkili anne ve baba olma rollerini kaybetmeye başladıklarını, başkalarının anne ve baba olma fonksiyonlarını icra ettiklerini kaydetti. Prof. Dr. Yıldırım “Neslin devamını sağlama, eğitimini sağlama, onlara bir kişilik ve kimlik kazandırma, paylaşma, grup aidiyeti, ailenin bu fonksiyonlarını korumak ve sürdürmek için mücadele etmemiz gerekiyor. Buna sahip çıkmamız gerekiyor.” dedi. Ataerkilliğin bizim bütün sorunlarımızın kaynağı gibi gösterildiğine değinen ve bunun büyük bir yanılgı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yıldırım, “Otorite, otoriter olursa problemdir. Otorite, kontrolü disiplini baskıyla, şiddetle uygulamaya kalkarsa, bencillik ve egoizmle kendisini hep ayrıcalıklı ve egemen biçimde dayatırsa. Bu şiddete de başka sorunlara da yol açıyor. Otorite önce kendisine otorite olmak zorunda.” dedi. Prof. Dr. Ergün Yıldırım, online platform üzerinden kendisine sorulan ve Doç. Dr. Abdullah İnce tarafından yöneltilen soruları cevapladıktan sonra sözlerini tamamladı.

Yorumlar (0)