banner2

banner1

06.09.2020, 10:13

Gerçekten ne yiyoruz?

İştah güzel bir şey. Yediğinden haz almak, şık ve dolu bir tabak hazırlamak, çoğu zaman da sevdiklerinle sofrayı paylaşmak…

(Yazının bundan sonrası girizgaha ters düşecek şekilde biraz iç karartıcı havada devam edecek ama sonunda toparlayacağım, merak etmeyin)

Gıda sektörü geliştikçe iştahımızı artırmaya yönelik ürünlerin çeşitliliği arttı. Başımızı nereye çevirsek ağzımızı sulandıran renkli paketlerle, ürünlerle, zincir restoranlarla, reklamlarla karşılaşıyoruz. Bu ürünleri evimizden uzak tutsak da sosyal medyada karşımıza çıkıveren reklamlarla mecburen zihnimize yerleşiyorlar. Bu markalar yiyecek değil, eğlence satıyor. Hem de yaklaşık 5-10 dakikalık.

Eğlence satan markalardan daha tehlikelisi, onlarca işlemden geçmiş ürünleri sırf daha ilgi çekmek adına sağlıklı, doğal diye pazarlayanlar. Halbuki paketin arkasını bir kez çevirip içindekileri okusak adını bilmediğimiz bir yığın kimyasalla karşılaşacağız.

Gerçekten, ne yiyoruz?

Bu soruyu sormaya başlamam çok bilinçli bir tercih olmadı aslında. Twitter’da gezinirken “Ne yediğinizi bilin” mottosuyla ortaya çıkan Gıda Dedektifi adlı sayfayla karşılaştım. Sayfa, severek tükettiğimiz abur cuburların ya da doğal satılan ürünlerin besin değerlerini incelemek üzere kurulmuş. Ancak bırakın eğlence satan markaların ürünlerinin, “doğal” olduğu iddia edilenlerin bile aslında hiç öyle olmadığı ortaya çıkıyor. Yine aslında yiyecek olmayan bir sürü endüstriyel ürün…

Bilinçli bir tercih olmamasının sebebine gelince de sadece meraktan takip ettiğim bir sayfaydı. Sonrasında severek yediğim çikolataların, bisküvilerin, keklerin içerisinde 100 gramda kaç gram rafine şeker bulunduğunu gördükçe ürünlerden giderek soğumaya başladım. Bu yavaş gerçekleşen bir değişimdi. Sırf o anı keyifli geçirmek uğruna vücuduma yüklü miktarda şeker ve kim bilir hangi kimyasal ürünleri alıyordum. Öyle ki şu an limonlu maden suyu bile içemeyecek bir konuma geldim, çünkü içinde limona dair herhangi bir şey bulunmadığını biliyorum.

Bu doğrultuda rafine şeker, beyaz un gibi maddeleri içermeyen ve yemesi daha keyifli olan, içeriği temiz, tatlı, poğaça tariflerine yöneldim. Araştırınca zaten tarifler karşınıza dökülüyor. Örneğin annemin yaptığı ve sadece 3 malzemeden oluşan o enfes kurabiyeye değinmek istiyorum. Kurabiye sadece kuru dut, yumurta ve çekilmiş yulaftan oluşuyor. Ama kahveyle beraber öyle güzel gitti ki bundan sonra canımız kurabiye istediğinde bundan yapmaya karar verdik. Ayrıca evde sürekli yemekle uğraşmak istemeyen ve yoğun çalışan kişiler için bu kurabiye gibi çok basit, hızlı yapılan onlarca tarif mevcut. Dışarıda sürüyle kimyasal ve rafine şeker içeren, meyveli olduğu iddia edilen ama meyve oranı %1 olan fabrika ürünlerini tüketmektense evimizde bol bol yapıp çantamıza atabiliriz.

Günümüzde tertemiz beslenmek pek mümkün değil. Bahsettiğim şey bu paketli ürünleri tamamen bırakmak değil olabildiğince aza indirmek. Zaten temiz beslenmeye bir kez alışınca o sevdiğiniz çikolatalı gofretin tadı onlarca küp şekeri aynı anda çiğniyormuş hissi oluşturuyor. Bu da aslında doğru yolda olduğumuzun en büyük işareti.

Karaciğerimi yormadan, vücudumda atık şeker, yağ, kimyasal biriktirmeden yaşamaya başladığımdan beri epey sağlıklı hissediyorum. Sağlığın kıymetini her zamankinden iyi anladığımız şu zamanda umarım gıdamıza verilen önem giderek artar ve temiz beslenen, zihni tertemiz insanlar haline geliriz. Sağlıkla, temiz yiyeceklerle, sporla kalın.

Yorumlar (0)