banner2

banner1

19.08.2020, 13:26

Eşitlik Mücadelesi mi Aşağılık Kompleksi mi?

              Bireysel Psikoloji’nin kurucusu Avusturyalı psikanalist Alfred Adler, kuramını oluştururken “Üstünlük Çabası” ve “Aşağılık Psikolojisi” adlı iki kavrama yer vermiştir. Adler’e göre kişi, yaşamındaki zorluklar karşısında ya bu zorlukları aşmaya çalışıp hayatı boyunca üstünlük mücadelesi verir, ya da zorlukların altında ezilip aşağılık psikolojisi yaşar. Üstünlük mücadelesi sağlıklı olandır, zorlukları yapıcı şekilde aşıp bir üst noktaya çıkmayı anlatır. Oysa aşağılık psikolojisi sağlıksız bir durumdur. Zorlukları çözüme ulaştırmaktansa onlarla saldırgan bir şekilde mücadele etmeyi, hırsı, hasedi, düşmanlığı anlatır. Bu iki zıt durum aslında aynı hedef doğrultusunda şekillenir: Fark edilme, üste çıkma, toplumda yer edinme. Oysa hedefe ulaşırken kullanılan yollar kişileri bambaşka noktalara sürükler.

                Bildiğimiz üzere kadın-erkek eşitliği tartışmaları alevli bir şekilde devam ediyor.  Bu konuyu tartışan kişilerin odak noktasının ne olduğuna bakarsak aşağılık kompleksiyle mi yoksa üstünlük mücadelesiyle mi hareket ettiklerini görebiliriz. Örneğin çok sık rastladığım bir tartışma konusu: fiziksel güç. Erkekler kadın ve erkeğin eşit olamayacağını savunurken bu noktaya mutlaka dikkat çeker. Tek seferde kaldırabildikleri ağırlıklar, kavgada erkeğin kadını kolayca yenebileceği, koşuda hız, inşaat işleri vb… Bunun karşılığında kadınlar da tekvandocu kadınları örnek verir. Erkeklerin yapabileceği her işi kadınların da aynı şekilde yapabileceğini savunur. Sadece eğitim gereklidir.

                İşte bu tartışma, aşağılık kompleksi yaşayan iki kişiye aittir ve ikisinin de haklı çıkma ya da bir diğerini ikna etme olasılığı yoktur. Çünkü kompleksle atılan adımlar akılcı olmaktan uzaktır, öznel durumları içerir ve çıkış noktası öfke olduğu için sağlam değildirler.

                Peki neden haklı çıkamazlar? Ya da neden çözüme kavuşamazlar? Çünkü yapıcı olmaya çalışmadan üstünlüğü kabul ettirme çabaları vardır. Çünkü kadın-erkek eşitliğini bedensel ya da zihinsel yeterlilik açısından incelemek iki okul çocuğunun “Benim babam seninkini döver” tartışmasından farksızdır. Konu eşitlik olduğunda bahsedilen şey iki tarafın her davranışının, potansiyelinin, arzularının aynı olması değildir. Kaldı ki özgünlüğü, farklılıkları, çeşitliliği savunan bunca insanın aynı zamanda kadınlarla erkeklerin aynıymış gibi görülmesini istemesi kendi içerisinde bir çelişkidir.

                Kadın-erkek eşitliğinde arzulanan şey toplumda “hak” ve “değer” olarak eşit görülmektir. Ne kadınların daha duygusal düşünmesi onları erkekler üzerinde, ne de erkeklerin fiziksel olarak daha güçlü olmaları onları kadınlar üzerinde üstün kılar. Hak ve değer kavramları bunların çok ötesindedir. Bu kavramlara ulaşabilmek için de aşağılık kompleksinin farkında olup cinsiyetler arasında birtakım genel farklılıklar olabileceğini kabul etmek gerekir.

                Toplumda benzer konumda/meslekte bulunan kadın ve erkeğin benzer haklara sahip olması odak noktamızdır. Sırf kadın olduğu için daha düşük ücrette çalışmak, sırf erkek olduğu için daha saygın olmak; işte bunlar eşitlik kavramına terstir. Bir de hangi konumda bulunursa bulunsun insan olmaktan gelen değer vardır ve cinsiyetlerin de ötesindedir. Cinsiyete bağlı olarak daha güçlü, daha duygusal, daha zeki olmakla bu değer artmaz. Son olarak topluma sağlanan katkı neticesinde elde edilen değer vardır ki onda da cinsiyete değil bulunduğu konumda en fazla ne kadar katkı sağladığına bakılır (Daha doğrusu bakılması gerekir).

Yıllar boyunca ezilen taraf olup da her daim bu kadar yapıcı davranmak hiç de kolay bir iş değildir elbette. Ancak aşağılık kompleksimizi aşmadan karşı tarafa sürekli öfkeyle, onu alaşağı etme amacıyla yaklaşmak bir hastalığı başka bir hastalıkla kırmaya çalışmaktan farksızdır. Oysa ihtiyacımız olan şey aşıdır, tedavidir. Öfkemizden gelen enerjiyi en akılcı şekilde kullanarak yıllar boyunca süregelen bu hastalıklı düzeni yavaş ve etkili şekilde düzeltmeye çalışmalıyız. İnsanların zihninde kök salan düşünceler bir anda değişmeyecek, ama ufak bilgi kırıntılarıyla, örnek davranışlarla kökler giderek zayıflayacak.

Yorumlar (0)