banner2

banner1

25.11.2021, 00:08

EKONOMİK TEDAVİ!..

İş hayatı içerisinde olanlar çok iyi bilirler ki;

Eğer iş yerine biri alınmışsa ve o alınan kişi de patronun,

Yöneticinin,

Müdürün,

Şefin vs. yakını veya tanıdığı bir insansa,

Zaten daha en başından,

"O insan mükemmeldir",

"Tam da o iş için yaratılmıştır",

O insan ne yaparsa yapsın "En iyi işi o çıkarmıştır",

"Kesinlikle çok iyi çalışıyordur",

"Hatta, herkese göre en çok o çalışıyordur",

"O güne kadar, o pozisyona getirilmiş en başarılı insandır",

"Kesinlikle hata yapmaz",

"Hata yapmış olsa bile, mantıklı bir açıklaması mutlaka vardır" ya da,

"Hatanın kaynağı, çok çalışmakla birlikte gelen aşırı yorgunluk olabilir",

"O bugün gitse, yerine başka kimi getirirlerse getirsinler, gelen kişi yerini asla dolduramaz".

Gün gelip, çok büyük bir yanlışa düşse de,

Hatta iş yerini batırsa da,

"Kesinlikle dış etkenlerden kaynaklı bir durum söz konudur".

Onun yanlışları,

Vermiş olduğu zarar asla görülmez,

Kesinlikle konuşulmaz,

Konuşulamaz...

Ne mi olur!!!

Örtbas edilir ancak sadece.

Neden mi!!!

İnsanoğlu psikolojisi işte.

"Bu insanı buraya ben getirdim.

Ben getirdiysem de bu insan en iyisidir;

Hata yapmaz,

Yanlışa düşmez,

Çok çalışkandır..." fikrine öyle inandırmıştır ki kişi kendisini ve ayrıca çevredeki insanları,

Sonrasında gerçekleri görmekten uzaklaşır iyice.

Üstelik,

Artık acı gerçekler göze sokulurcasına cereyan ediyor olsa bile,

İnandığı şeyin yanlış olması ihtimalini dahi görmek istemez,

Kabullenemez insan.

Hatta,

Kendi yanılgısını kabullenememenin verdiği telaşla,

Daha da bi savunur,

Daha da bi tutunur,

Daha bi sıkı sıkı sarılır yanlışına.

Çünkü "Yanılmışım..." diyebilmek,

Hep çok zor gelmiştir insanoğluna.

Ayrıca,

Getirdiği kişinin başarısızlığı,

Bir yerde de kendi başarısızlığı gibi görünebileceğinden etraf tarafından,

Bu dolaylı başarısızlığı da kabul edemez,

Kabul etmek istemez bir taraftan da.

....

Düşündüm de,

Belki de iktidara getirdiğimiz,

Oy verdiğimiz,

İnandığımız,

Bizi temsil ediyor diye savunduğumuz,

Dava arkadaşı olarak tanımladığımız,

"Asla yanlış yapmaz" dediğimiz,

Doğrusunu doğrumuz bildiğimiz,

Birlikte yol almak üzere yola çıktığımız insanların, partilerin yanlışa düştüğünü görebildiğimizde,

Göre göre,

Bile bile artık,

Hâlâ savunabiliyor olma,

Hâlâ kollama çabası içerisinde bulunma,

Israrla göklere çıkarma,

Yapılan yanlışlara kılıf bulma,

Hataları görmezden gelme,

Hatta hoş görme eğilimi de,

Böyle bir psikolojinin çıktısı belki de.

Peki ya doğru mu bu!!!

....

Özel hayat içerisindeki bireysel hatalar,

Alınmış bireysel kararlar,

Kişisel söylemlerin varacağı noktalar yalnızca kişinin kendisini,

Bir parça da kişinin yakın çevresini

Bağlar belki.

Diğer taraftansa,

Bireysel olarak verilen fakat koca bir topluluğu,

Toplumu,

Milleti etkileyecek kararlara,

Yapılan hatalara,

Toplumu oluşturan bireylerin aklını yok sayarcasına dile getirilen söylemlere böyle bakmak mümkün mü acaba!!!

....

Söylemler demişken;

Eylemlerle doğrulanamayan söylemlerin kıymeti nedir peki!

"Türkiye, ekonomide yeni bir şey deniyor; başaracak inşallah.”

....

“Dış güçler ülkemizi dize getirmek için büyük gayret içerisindeler."

....

"Bizi Euro ile yıkamazsınız,

Dolar ile deviremezsiniz.

Bu şekilde bizi mağlup edemezseniz.

İnandık, iman ettik biz.

Sevdamız var.

Anlayamadıkları şey şu; bizi sıradan bir siyasi parti olarak görüyor bunlar.

Yanılıyorlar ama farkında değiller.

Bizim bir davamız var kardeşim, dertliyiz.

Dava partisiyiz biz.

Kişiler gider, dava kalıcıdır.

Ve biz bu uğurda büyük fedakarlıklar yaptık.

Büyük bedeller ödedik.

Ödeyeceğiz, ödemeye de devam edeceğiz" gibi gibi,

Bugünlerde farklı farklı dillerden yükselen sözler, artık bir miktar klişe kaldı sanki.

Yıllarca, aynı yemek ısıtılıp ısıtılıp milletin önüne getirilir mi!!!

Millet bir yedi, iki yedi, üç yedi...

Epey de bi yedi gerçi ama bir süre önce, yemek sürekli ısıtılmaktan dolayı bozulma evresine geçti.

Bozulan yemeğin tadı kaçtı haliyle ve üstüne bir de gelinen noktanın olumsuz etkileri insan hayatı üzerinde yoğunca hissedilmeye başlayınca,

İnsanlar artık,

Gelen yemeği yememe eğilimine girdi.

Bu arada,

Evet,

Ödenmiş bir bedel de var ortada söylenildiği gibi elbet.

Buna itiraz edebilmek mümkün değil de,

Yalnız o bedeli millet ödedi,

Gariban vatandaş ödedi,

Ödüyor da hâlâ maalesef.

Ekonomi adına öneri getiren bir milletvekilimizin,

"Diyelim ki ayda bir-iki kilo et yiyorsak,

Yarım kilo yeriz" demesi bile bedeli kimlerin ödediğinin,

Kimlerin daha da ödeyeceğinin ve ayrıca da halktan ne kadar uzaklaşılmış olduğunun göstergesi.

Yönetenlerin,

Halkı temsil edenlerin,

Halkın neyi ne kadar yiyebildiği,

Neye ne kadar ulaşabildiği ile ilgili fikirleri gerçeğin o kadar ötesine düşmüş ki;

Milletin evine girebilen (belki de hiç giremeyen) et miktarlarından bile yok haberleri.

Bu noktada,

Millet olarak bizlerin de önerisi;

Yönetenlerin,

Milletini temsil edenlerin de,

Milletin parasıyla yaşadıkları şaşaadan,

Lükslerden feragat etmeleri.

Bizler porsiyon küçültüp,

Soğan ekmek yerken,

Onların, sarayların duvarlarını yemesi bile adil olamaz çünkü.

....

Kabul edilmelidir ki,

Yıllardır bir ekonomik savaş verme hali var memlekette zaten.

Yalnız savaşı veren de millet sadece.

İnkâr edilse de birilerince,

Millet için bıçak kemiği deldi de geçti bile.

Yaralar öyle büyüdü ki,

Artık dikiş de tutmuyor,

Yama da kabul etmiyor haliyle!

Büyük cerrahi operasyonlara ihtiyaç var ekonomide ve tabi ardından da iyi bir tedaviye.

Aksi halde,

Ekonomiyi bilmem ama

Milletin cebindeki delik şahlandıkça şahlanacak gerçekten de.

....

'Bakış açılarının değişmesi, gerçek ekonomistler tarafından ekonominin tedavi edilebilmesi dileğiyle...'

Yorumlar (0)