banner2

banner1

14.05.2021, 11:26

Daha aşkı konuşmadık

Akşam karanlığı basmak üzereydi. Kapım çalındı. Açtım O. Odaya geçti, paltosunu ve şapkasını çıkardı, divanın üzerine bıraktı. Sandalyesini çekti ve oturdu.

- Karnın aç mı?

- Yok.

Hiç yemek yediğine tanık olmamıştım zaten. İki bardak çay doldurdum ve tam karşısına oturdum. Radyonun sesini iyice kıstım. O gelince derin bir suskunla gelirdi. Fırtına öncesi sessizlik gibi. Zaman önce boşalır, demlenir ve sonra ağır ağır nefes almaya başlardı. Cigarasını acelesiz ama dikkatle sarardı. Biliyorum ve anlıyorum ki bu insanın kendi içine yaptığı bir yolculuktu. Çoğu kimsenin cesaret dahi edemediği.

- Çok okuyorsun ve çok düşünüyorsun. Acını unutmak için yapıyorsun bunu. Ama acıyı erteleyemezsin. Yaşayacaksın, yüzleşeceksin ve bitireceksin. Anı, bedeni ve hayalleri tüketmeden ruha inemezsin.

- Bu unutulmuş dağ başında ve kaybolduğum yalnızlıkta sadece yeni bir yol arıyorum.

Çayları tazeledim. Radyoda harika bir tambur faslı başlamıştı. Azıcık daha ses verdim.

- Aç sesini ve gözlerini yum. Ritmi ve ruhu beraber dinle.

Bir ses ruha bu kadar mı derinden vurur. Hayaller, hatıralar, umutlar, acılar ve bir hayat akıp gidiyor zamana. Ve sen orada, tanıklık ediyorsun. Tambur faslı bitti ve hayata döndük gecenin bir yarısı. Kalktı, paltosunu, şapkasını giydi. Ve tam çıkıp gidecekken bana döndü:

- Daha aşkı konuşmadık değil mi?

- Vakti vardır.

Kafasını salladı ve döndü gitti kendi mechuline. Özlediğinde yine gelecek biliyorum.

Hamza Yıldız/ Gece Notları/ 13.05.2021

Yorumlar (0)