banner2

banner1

28.09.2019, 20:08

BİR NEŞET ERTAŞ NOTU

Yağmurun teneke çatılara düştüğü akşam ne kadar yalnızdım. Radyodan lamba fitili yalnızlıklara akıyordu türküler ve kağıdın nasibine kalan hasrete dair şiirler. Düşlerin daveti ertelemezdi. Kırık, dökük bir sonbahardı kapımı çalan. Eylüldü, acıları içimde kalan...
Kapıları özgürlüklere kapatılan, işkencelerin, acıların ve sessiz ölümlerin zamanıydı. Susmuştu bütün bir memleket. Dilsizdi. Boyun eğmeyen bütün çiçekleri kırılmıştı. Sadece hayaller kalmıştı korkuyla beklenen gecelerde. Radyolar kısa dalgaydı. Üstelik yasaklıydı Budapeşte. Bizimse gönlümüz yiğit bir ses arıyordu neredeyse?
Çimenlik Kalesi'nde tutuklu kaldım, kendi kalemde. Kendi askerimin elinde. Karşımda şehitler yatıyordu, ben utanıyordum bayrağımın gölgesinde.
Generaller yönetiyordu ülkeyi.
Tek kelime vardı, yasak.
Bu bozlak nereden çıktı şimdi? Tezenesi dertli mi, dertli. Bozkır yalnızlığının yitik çığlığı gibi. Vuruyor gönül tellerine. Bu toprakların kavruk ve çaresiz yüreği çığırıyor, nefesi dert yüklü. Gurbet şimdi daha gam yüklü üstelik fena dertli. Bu boynu bükük Anadolu büyüsü şimdi Neşet Ertaş dilinde.
Kaç yıl geçti o acıların üstünden? Kaç kitap, kaç can, kaç sevda devrildi? Acıları bizimdi, saltanatı haramilerin. Derin bu dert derin.
Bu yüzden derdimizi türküler söyler ve acılar denizini geçenler, geçmişin hatırına hala Neşet Ertaş dinler.
Yağmurun teneke çatılara düştüğü akşamdı. Üstelik yalnız, çaresiz ve dertliydim. Bir Neşet Ertaş türküsü dinledim.
Gönlüm bozkırda kaldı.
İdealist bir öğretmendim dağ başında.
Unutmadım.
Türküler hatırlatır.
 
Yorumlar (0)