banner2

banner1

14.10.2020, 14:13

Bir Küçük Teşekkür

Genellikle çevremize büyük etkilerde bulunabilmek için büyük işler yapmamız gerektiğine inanır, ayrıntıların önemini gözden kaçırırız. Oysa büyük değişimler küçük etmenlerin düzenli ve ısrarlı bir şekilde bir araya gelmesinden oluşur. Örneğin çığ bir anda düşmez, öncelikle tane tane yağan karın dağ üzerinde birikmesi ve kaymasına sebep olacak itici bir gücün varlığı gerekir. Bu itici güç bazen alışılmışın dışında esen bir rüzgar olabilir.

Önemini sık sık göz ardı ettiğimiz “teşekkür” de bunun gibidir. Göz ardı ederiz, çünkü değişimi sağlayabileceğine pek inanmayız. Tüm o motivasyon filmlerinden, belgesellerinden öğrendiğimize göre başarı ancak insanüstü bir çaba, güç, irade sonucunda ulaşılabilecek devasa bir şeydir.

Mesleğimin iki yılını geride bıraktım. Bu süreçte de öğrencilere yaptıkları herhangi bir şey için teşekkür etmemin onlar üzerinde ne kadar önemli bir etkisi olduğunu gördüm. Odanın diğer ucundaki kağıdı uzatmaları, ben pano hazırlarken iğneleri tutmaları, bilgisayarımı sınıfa taşımaları… Her seferinde mutlaka teşekkür ettim. Bu, yaptıkları şeyin önemini abartacak kadar minnet içermeyen tam ayarında bir teşekkürdü.

 “Kalemi uzatır mısın? Teşekkür ederim…”

İşte bu kadar basit. Ancak bu otomatikleşen kısacık ifade onlara dikkate değer bir birey olduklarını, yaptıkları yardımı fark ettiğimi, üslubun ve nezaketin önemini anlatan değerli bir pekiştireç aslında. Teşekkür ettikten sonra koltuklarının kabarması, o gurur ifadesi de görülmeye değer. Sonra ne mi oluyor? Yardım etmeye ve işbirliğine daha istekli hale geliyorlar. Ortamın kıymetli bir parçası oluyorlar. Aslında o kadar da küçük bir şey değilmiş, değil mi?

Bu elbette sadece öğrenciler için geçerli değil. Meslektaşlarımızla, esnafla, amirlerimizle konuşurken de teşekkürü sıklıkla kullanmak birlikte çalışmayı kolaylaştırıyor. Teşekkür ettiğimiz şey aslında görevimizin bir parçası olsa bile. Çünkü aslında minnet göstermiyor, olumlu davranışın farkında olduğumuzu karşı tarafa hissettiriyoruz. Bu da çalışma motivasyonunu önemli derecede etkiliyor. Tabi ölçüyü kaçırıp “Çok sağ ol, sen olmasan yapamazdım, minnettarım,” gibi ifadelerle olayı dramatikleştirirsek teşekkürün zarifliğinden uzaklaşırız ve yapmacık olmaktan öteye gidemeyiz.

Ebeveynler çocuklarıyla konuşurken aynı nezaketi koruyabildiklerinde çocuklar da ev işlerinde yardıma, ya da ödevlerine daha istekli yaklaşabiliyorlar. Yaş grubuna göre masadaki tabağı kaldırdıklarında, market poşetlerini taşıdıklarında, bir eşyanın yerini birlikte değiştirdiğinizde teşekkür etmek fark edilme ihtiyacını önemli derecede karşılıyor.

Eşler de birbirine teşekkür etmeyi sık sık unutuyor. “Ne olacak canım, görevi!” demektense bir şey isterken rica etmek ve sonucunda teşekkür etmek aradaki sevgi-saygı ilişkisinin korunmasını sağlıyor. Örneğin eve gelirken ihtiyaç olan bir şeyi aldığı için belki teşekkür etmeyiz, ancak işinden zaman ayırıp da ayrıyeten istediğimiz bir şeyi almak için çaba gösterdiğinde teşekkür etmek ince bir davranış olur. Mesela geçen gün eşimden çarşıdaki belli bir dükkandan kuru incir istemiştim. İş çıkışında dükkan kapalı olduğu için öğle arasında çıkıp incir almıştı. Bu durumda basit ve içten bir teşekkür benden bir şey eksiltmedi, hatta belki eşime kendisini iyi bile hissettirdi.

İşte çevremizde olumlu bir iletişim ortamı oluşturmaya başlamak aslında bu kadar kolay ve çabasız.

Yazımı buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Sağlıcakla kalın.

Yorumlar (0)