banner2

banner1

07.02.2020, 13:37

Afetlerin Çocuklar Üzerindeki Etkileri

Doğal afetler bölgenin coğrafi şartlarına, konumuna göre çeşitlilik gösterebilir, farklı şiddetlerde yaşanabilir ancak belirli aralıklarla mutlaka yaşanacaktır. Afetin insan elinden bağımsız oluşu insanların hiçbir şey yapmadan beklemesi gerektiği anlamına gelmez. Öyle ki yanlış şehirleşme, binaların dayanıksızlığı, yeterli önlem almama gibi durumlarda az hasarla atlatılabilecek doğal afet felakete dönüşebilmektedir. Bu sebeple insanların afet öncesi, sırası ve sonrasında yapılması gerekenlere hazırlıklı olması yaşanan can ve mal kayıplarını en aza indirecektir.

Doğal afet sonrasında yaşanan travmalar, psikososyal müdahale hizmetleri yetersiz kaldıkça kalıcı hasarlar bırakabilir. Bu noktada özellikle çocukların travmayla başa çıkma becerilerini geliştirmek, çocukların sonra yaşanan travmalarda daha bilinçli olmasını sağlayacaktır. Peki, çocuklara travmayla başa çıkma becerisi nasıl kazandırılır?

Öncelikle şu unutulmamalıdır ki, çocukların da tıpkı yetişkinler gibi kendilerini olumsuz koşullardan koruyabilecek savunma mekanizmaları vardır. Olayları kendi çerçevelerinde anlamlandırabildikleri sürece yeni koşullara uyum sağlamayı doğal bir şekilde öğrenirler. Çocukları korumak adına olayları mantıksız sebeplerle açıklamak, başka nedenlere bağlamak ya da çocuktan tamamen gizlemek çocuğun kendini doğru şekilde korumasını engelleyecektir. Oysa yaşananlar basitleştirilerek çocuklara aktarılabilir, çocuklar da bunu kendi dünyalarına yerleştirebilirler.

Deprem, heyelan gibi afetler sonucunda çocukların sık sık “Günah işlediğimiz için böyle oldu,” ifadelerini kullandığı görülmüştür. Yetişkinlerin sık sık kullanıp çocuklara da aşıladığı bu düşünce dinin insanları sadece cezalandırdığı algısını oluşturmaktan öteye gidemez. Çocukta Allah korkusu yanlış şekillerde yer eder; karanlıktan, yüksek sesten, binalardan, kalabalıktan korkma gibi davranışlar gelişir. Daha uç noktalarda obsesif kompulsif bozuklukla beraber törel anksiyete görülebilir.

Törel anksiyete, kısaca “vicdanın altında ezilmek” olarak adlandırılabilir. Çok baskıcı, cezalandırıcı davranıp “Allah seni çarpar, Allah yakar, cehenneme gideceksin” şeklinde cümleler kuran ailelerin çocuklarında görülme riski fazladır. Törel anksiyete geliştiren çocuk depremin, can kayıplarının bir gün önce bakkaldan bir tane sakız çalmasından kaynaklandığına inanabilir.

Peki afetler çocuklara nasıl anlatılmalıdır?

Öncelikle çocuğa karşı dürüst olunmalıdır. Ona masal anlatır gibi gerçek dışı şeyler söylemektense afetlerin sebebi basite indirgenerek anlatılabilir. Örneğin depremin sebepleri, kıta hareketleri, ülkemizdeki deprem bölgeleri, nasıl önlem almalıyız gibi konular yaş grubuna uygun çeşitli resimler kullanarak işlenebilir.

Aşırı korumacı bir tavır sergilemekten kaçınılmalıdır. Aileler ister istemez çocuklarını bir fanusun içinde büyütüyormuş gibi davranmak ister, onları dış etkenlerden korumak, hepsine kol kanat germek ister. Ancak dünya tehlikelerle doludur ve çocuk da bunlarla eninde sonunda yüzleşecektir. Onu her şeyden korumaya çalışmaktansa ona kendini nasıl koruyacağını öğretmek daha gerçekçi bir yaklaşım olur.

Çocuğun soruları cevapsız bırakılmamalıdır. Aklında cevaplanmayan sorular kaldıkça korku geliştirme ihtimal artar. Ancak şeffaf olmak uğruna da yaşına uygun olmayan vahşet içerikli gerçekler (başı kopan insanların bilgileri, afette vefat edenlerin ayrıntılı hayat hikayeleri vb) çocuklara aktarılmamalıdır. İkişer cümleyle bile aydınlatıcı cevaplar verilebilir.

Yorumlar (0)